2009-2010 dönemine yönelik 2 yıllık geçici üyelik amaçlı çalışmalar ha babam de babam, aralıksız ve modern tarihimizde görülmemiş yaratıcı bir çalışkanlıkla devam etmekte.
Başbakan Erdoğan Güvenlik Konseyi üyeliğinin gerçekleşmesi halinde Türkiye’nin dünya barışına olacak katkısının öneminden söz ediyor.
Bu hafta içinde yaklaşık 30 devlet adamı ile görüşüyor. Sayın Abdullah Gül de, Dışişleri Bakanlığı döneminde, üyelik yolu ile 40 yıldır bu konseyde yer almayan Türkiye’nin öneminin artacağından yine aynı şekilde bahsetmiş ve Konsey'e yeni bir perspektif getireceğinden söz etmişti.
Dışişleri Bakanlığı sırasında Gül, Haziran 2007’de de Florida eyaletindeki Ft. Lauderdale şehrinde düzenlenen Amerika Devletleri Teşkilatı (OAS) toplantısına katılmış ve BM Güvenlik Konseyi üyeliğine destek sağlamak için temaslarda bulunmuştu. Ali Babacan da bu hafta New York’ta 30 liderle görüşüyor.
Bu arada Türkiye`nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliği adaylığına yönelik tanıtım faaliyetlerini aylardır devam ettiren ve adaylığın öncelikli bir dış politika konusu haline geldiğini ifade eden Dışişleri Bakanlığımız, Türkiye`nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaylığının başarılı bir sonuca ulaşılmasını teminen başlatılan tanıtım kampanyasının ``planlı ve ısrarlı`` bir şekilde devam ettiğini söylüyor.
Türkiye`nin konuya ilişkin taleplerinin halen en üst düzeyli tüm ikili temaslarda ve dışişleri bakanlıkları arasında yapılan siyasi istişarelerde gündeme getirildiğini kaydeden bakanlık yetkilileri Türkiye`nin adaylığının tanıtım faaliyetine yardımcı olmak üzere üç özel temsilci büyükelçinin görevlendirildiğini, bu temsilcilerin de gerek yurt içinde gerekse yurt dışındaki temas ve ziyaretlerini sürdürdüklerini belirtti
Durun, daha bitmedi.
Destek bulma faaliyetlerine hız veren Türkiye, AKP ve onun Dışişleri Bakanlığı, bugüne kadar diplomatik ilişkisi bulunmayan ada ülkeleriyle bile diplomatik ilişki kurmaya başladı!
Türkiye'nin bu kapsamda diplomatik ilişki başlattığı ilk ülke Karayipler`in 166 bin nüfuslu mini adası Santa Lucia oldu oldu.
Yani kısacası, Allah bin razı olsun Dışişleri Bakanlığımızdan.. vaktini, ayakta uyuyan ve Türkçe bilmez tembel fahri başkonsoloslarını işten atmakla geçirmesi gerekirken, bakanlığımız bu cansiperhane çalışmaları sonunda Santa Lucia denen ülkeyi gerçek kimliğine kavuşturuyor ve onun ismi artık Türkiye lugatında sadece bir İtalyan şarkısı olmaktan çıkıyor!
Ve de Türkiye ile, 1979`da bağımsızlık ilan etmiş ve 616 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip Santa Lucia arasında diplomatik ilişki kurulmasına dair bildiri Türkiye`nin MB Temsilciliği`nde düzenlenen parlak ve büyük bir törenle imzalanıyor.
Ayrıca Türkiye'nin Dominika ve Palau gibi, ilişki kurmak için tüm dünya ülkelerinin sıraya girdiği ülkelerle de diplomatik ilişki kuracağı belirtiliyor.
Ve Türkiyemiz, bütun bunların da ötesinde, ve bu konunun en muhteşem açılımı olarak, 2 yıllığına BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmek için kesenin ağzını da açtı.
Açtı hem de ne açtı.
Yaklaşık 50 milyon doları üyelik kampanyalarına ayıran Türkiye`nin, 192 ülkeden 128`inin oyunu alması gerekiyor.
Türkiye geçici üyelik için ilk kampanyaya, BM Genel Kuruulu`nda örgütün aidatlarını veya BM içerisindeki katkı paylarını ödeyemediği için oy hakkı askıya alınan ülkelerden başladı. Nüfusu az ve çoğu fakir bu ülkelerin borçları Dışişleri Bakanlığı tarafından kapatıldı .
Bakanlığa bu amaçla 20 milyon dolarlık bütçe ayrılmıştı.
Türkiye diğer yandan da bu küçük ülkelere gönderdiği büyükelçilerle destek aradı. Bu ziyaret sırasında ülkelerin ihtiyaçları ve yardım beklentileri belirlendi. Ardından da kalkınmaları için 2006 yılı içerisinde 15 milyon dolarlık harcama yaptı.
Bütün bunları okurken
“hah, Türkiye Ermeni problemini halletmek için en sonunda gayrete geldi, neredeydiniz bunca yıl?”
diyesi geliyor insanın..
Buraya kadar bahsini ettiklerim şeyler genel bilgiler olup taktire şayan seylerdir.
Tebrik ediyorum Dışişleri Bakanlığı’nı ve onun hükümetini.
Bu ne vizyon? Bu ne çalışma planı? Bu ne yatırım? Bu ne azim?
Geri kalmış ülkelerin kalkınmalarına bile yardım ediyoruz. Demek ki Türkiye kafasına bir şey koyunca üstüne gitmeyi beceriyor.
Hele bir de Konseye seçilirse Yunanistan’ın bile 2006’da başaramadığını başarıp Ege’nin öbür tarafına bir nanik ve bir oh çekecek. Peki Türkiye ne elde edecek?
2 yıllık bir geçici üyelik.
Bizim bu 50 milyon dolarla görülebilecek daha önemli dış politika işimiz yok mu öncelikler sırasında?
Bu kadar uluslararası diplomasi ve 50 milyon dolar 2 yılda sokağa atılacak.
Bu, kısa ve kısır vizyonculuk adına, öncelikleri tanımlayamamak adına Türkiye’de 1980’lerden beri atılmış en büyük adımdır.
Genel bilgilere devam edelim.
BM Güvenlik Konseyi`nde daimi üyelik isteyen ülkelerden Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya tarafından Güvenlik Konseyi `nin genişletilmesi konusunda hazırlanan bir karar tasarısı BMüyeleri arasında dolaştırılmaya başlandı.
Tasarıda, halihazırda 5`i daimi, 10`u geçici 15 üyeli BM Güvenlik Konseyi `nin üye sayısının 25`e çıkarılması öngörülüyor. Oluşturulması düşünülen yeni 10 üyelikten 6`sının daimi, 4`ünün ise geçici olması planlanıyor. BM Şartıı`nın değiştirilebilmesi için 191 üyeli genel kurulda 128 oy gerekiyor. Çin yönetiminin olumlu bulmadığı tasarıya Türkiye`nin de karşı olduğu bildirildi.
İşte akıllı Türkiye’nin aslında çok iyi okuyup, bahsi geçen tüm kaynakları ile asıl değerlendirmesi gereken yukarıdaki paragraftır.
Çünkü Türkiye, bir “big player”, “büyük oynayan” ülke olarak aslında, Güvenlik Konseyi daimi üyesi Fransa gibi eskicilerin piyonu olmaya oynamak yerine, reformistlerin yanında yer almalı ve içinde yer almak istediği dünya barışı ve Türkiye’nin başka ve çok daha önemli problemlerine katkı adına daha büyük hesaplar peşinde olmalıdır.
Güvenlik Konseyi’nin 10 asıl ve 15 geçiciden oluşan yeni reformist oluşum hareketlerine destek vermelidir. Çünkü aritmetik aynı. Türkiye’nin eskicilerin arasında yer alabilmesi için de, Konsey’in 15 üyeden 25’e çıkabilmesi için de BM’de 192 ülkeden 128’nin oyu gerekiyor.
Varsayalım ki, Türkiye’nin yukarıda baksedildiği şekilde canın dişine takarak destekleyeceği bu oluşum başarılı oldu. Sonuç ne olur sizce? Büyük düşünelim!
İşin daha da vahim ve düşündürücü yanı da Türkiye'deki bir tek muhalefet partisinin bu konu ile ilgili olumlu ya da olumsuz hiç bir düşünce oluşturmamış olması ve herhangi bir fikir belirtmemiş olması olmuştur.
E birisi de çıksın da
"evet hükümet iyi bir girişimde bulunuyor" veya "olmaz böyle iş " desin, degil mi? Yok.
Ben şahsen beklerim bir muhalefet partisinden, örneğin bu konuda fikir belirtmesini. Ama yok. Anlamadıkları resmi seyreder gibi bakıyorlar. Bunun da ötesinde tüm Türk düşünce kurumları da tam bir uyku halinde olup bir tek tanesi bu konuda olumlu da olsa olumsuz da olsa bir beyanda bulunmamışlardır. Dolayısı ile Türkiye'deki düşünce kurumlarının neyi düşündükleri merak konusudur.
Aslında gönlümüzde daha da büyük düşünen bir Türkiye yatar.
Dünya barışına zaten Afganistan’dan Lübnan’a kadar destek veren Türkiye’nin ve Dışişleri’nin aslında bunca yaratıcılığını, ve 50 milyon dolarımızı Ermeni konusunda kendini dünyaya anlatamama yüzkarası adına harcaması gerekir.
Baksanıza Karayip adalarına kadar yoğun diplomasi yapmasını biliyormuşuz. Böyle yaratıcılıkları biz sadece Ermeniler’den görmekten bıkmıştık.
Bizim dilimizde Türkiye’nin Ermeni problemini çözmek adına Amerika’da atması gereken adınları anlatmaktan tüy bitti ama Türkiye, bu en önemli politik tarihi ve ekonomik konuda hala derin bir uykudadır ve örneğin Ermeni sigorta oyunları konusunda, oyunların başladığı 2004’ten bu yana 3 yıl geçmesine ramen bir tek stratejik çalışma yapmamış, kozlarını oynamamış, geri sahayı boşaltmış, kaleciyi de tatile göndermiştir.
Daha geçenlerde tüm Türkiye’nin, hükümetin, Başbakanımızın ADL’in Ermenilere verdiği yeni destek uzerine hop oturup hop kalkması zihinlerde tazedir.
Nedir bir ADL?
İsrail ve Amerika’daki Musevilerin haklarını koruyan bir sivil toplum örgütü. Bu örgütün web sitesine baktığınız taktirde enteresan bir rakam göreceksiniz: 50 milyon dolar.
Bu rakam ADL’in yıllık bütçesi olup, Türkiye’nin 2 yıllık Güvenlik Konseyine üyelik diplomasisi için harcadığı 50 milyon dolara eşittir. Yine bu paranın yaklaşık yarısı Sayın Başbakanımın Tsunami felaketzedeleri için Çırağan Sarayı’nda özel sektörden topladığı paraya eşittir.
Geçenlerde TRT’de katıldığım ve ASAM Başkanı Faruk Loğoğlu ve TTK Başkanı Yusuf Halacoğlu’nun da bulunduğu açık oturumda belirtmiştik.
Nedir bu, bir İsrail komitesine bunca bel bağlayıp, neredeyse tum yumurtaları bir sepete doldurmak? Neden Türkiye, degil bir 50 milyon, sadece bir 10 milyon dolarla kendi ADL’ini başlatmaz? Anti parantez belirtelim, bir şeye daha dikkat çektik o açık oturumda..
Dışişleri mensuplarının o elçilik ve konsolosluk duvarlarının arkasından çıkıp halk arasına biraz daha sık karışmaları gönül arzusudur.
Ben artık, bütün bu yukarıda belirtilenlerden sonra, Türkiye'nin Ermeni sorununu bile bile çözmediğine kanaat getirmeye başladım. E be kardeşim, sende bu kadar yaratılıcılık vardı da bunu BM Güvenlik Konseyine üye olabilmek için mi joker hakkı olarak 1970lerden beri sakladın?
Şunu burada açık ve net bir şekilde bir kez daha dile getirelim. Türkiye 2 yıllık Güvenlik Konseyi üyeliği adına göze aldığı 50 milyon dolarlık bir bütçe ile ABD’de bir ADL, Washington’da bir Türk Düşünce Kurumu, Washington’da Ermenilerin açacaklari Ermeni Soykırımı Müzesinin karşısında bir Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni hep beraber hizmete sunabilir ve Ermeni konusunun tanıtımındaki acizliğimize 2008 yılı içinde son verebilir.
Madem ki Türkiye 2009 Güvenlik Konseyi üyeliği adına 2008de bu işi bitirmeyi amaçlıyor, bahsi geçenleri de 2008 içinde bitirememesi için hiç bir sebep yoktur. Muhtaç olduğumuzu başarabilemek için Dışişlerinin, TC hükümetinin ne asil yaratıcıları varmış da haberimiz yokmuş.
Bir de önceliklerimizi belirleyebilseler.
|