Siyaset24 Eylül 2007 00:00

Kendini Harcayan İktidar - Mustafa Özbek

Türk Milletinin değil Avrupa Birliği’nin istek ve arzularına göre hazırlanan taslak, Türkiye’de birlik ve beraberliğe değil, kamplaşmaya hizmet edecektir. Çünkü hazırlanış ve tartışma şekli ile ‘milli mutabakat’ tan uzaktır. İktidar , sahip olduğu çoğunluğa güvenip tek başına bir anayasa ‘peydahlama’ eğilimindedir. Bunun adı demokrasi değil,diktatörlüktür. Bu yapılanın adı da anayasa olmaz, olsa olsa ‘ferman’ olur..Kimse kendini ‘padişah’ sanmasın. Çünkü,Türkiye saltanat rejimini yıllar önce tarihe gömmüştür.fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilobuscopan link buscopan plusarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

Kendini Harcayan İktidar

Mustafa Özbek - Tercüman Gazetesi
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  24.09.2007
   

Türkiye, cennet ile cehennem arasındaki köprüde yerini ve yönünü şaşıran bir faniye benziyor. Sahip olduğu jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik değerler, bu güzel ülkenin ve halkının ‘ cenneti hak ettiğini’ ısrarla vurgular iken, ülkeyi yönetenlerin içinde olmaktan büyük keyif aldıkları kısır döngü, sanki kaderimizin cehennem olacağını bir şamar gibi yüzlerimize çarpıyor.

Bu ülkeye düşünceleri ve projeleriyle hizmet etmesi gereken aydınlarımızın, bu ülkenin dinamik bir yapıya kavuşması için ortaya çıkan sivil toplum örgütlerinin, bu ülkeyi hem içeride hem de dışarıda ‘onurlu bir yere getirmek için’ yemin etmiş siyasetçilerin bu gerçeği biliyor olmasına rağmen,ölü toprağını bir türlü üzerimizden atamıyoruz.

Sorunların gerçek sebebini öğrenmekten, sorunlara çare bulmaktan hep kaçıyoruz.

Ama kendimize göre , işimize gelecek şekilde bir suçlu aramaktan da geri kalmıyoruz.

Holding medyası can yakıcı gerçeklerin üstünü, magazinler ve şovların yanısıra, ‘satılık’ kalemler ile örtmeye çalışa dursun, ulusal haysiyet sahibi her kişi ve kuruluş, siyasi iktidarın tehdit ve baskılarına rağmen, inatla ısrarla sorunları ve gerçekleri dile getirmeye devam ediyor…

Sorunlar Kapatılıyor

Sorunları çözemeyenler de yeni ve yapay sorunlar yaratarak eski sorunların üstünü kapamaya çalışıyor.

İnsanların yaklaşık yüzde 25’inin günde 2 doların altında bir gelirle yoksulluğa mahkum edilmesi, her 5 kişiden birinin işsiz olması,Cari açığın bu yıl sonunda 30 milyar doların üzerine çıkacak olması,Toplumun bir bölümünün vergi yükü altında ezilmesi, bir bölümünün ise hiç vergi ödememesi,Bugünkü siyasi iktidarın canı gibi sevdiği borsanın yüzde 70’inin yabancıların elinde olması, Bankacılıkta şu an yüzde 40’larda olan yabancı sermaye egemenliğinin, sigortacılıkta yüzde 70’lere gelmesi,Stratejik işletmelerin ve topraklarımızın satışından sonra, sıranın ormanlara geliyor olması, Sağlığın, Türkiye’yi ‘sağlıksız’ yapacak bir anlayışa hizmet ediyor olması,

Eğitim ile ilgili gerçeklerin utandırıcı boyutlara gelmesi,

Bunlar Türkiye’nin tartışılması ve çözüm bulunması gereken temel sorunları değil mi?…

Bunlar, hangi ülkenin gerçekleri?… Hani nerede tartışma?..Hani nerede sonuç?…Hani çare nerede?…Hani bu sorunları çözeceğine dair parlak vaatlerde bulunanlar nerede?..

Sorunları çözemeyenler,bir günah keçisi arıyorlardı şimdi onu da buldular..Onlara göre tüm bu sorunların sebebi ‘sanki’ anayasa…

Teşhisi, tedavisi hatalı

Siyasi iktidar büyük bir yanlışın içinde…Teşhisi de tedavisi de hatalı..

Ulu önder imiz Mustafa Kemal ATATÜRK,bizlere sapasağlam gencecik bir Cumhuriyet bıraktı… Türkiye Cumhuriyeti Devleti, O’nun, İstiklal Savaşı şehitlerimizin, gazilerimizin bizlere emanetidir.

Bizim, Ulu Önder’e “Cumhuriyete, laikliğe, demokrasiye sahip çıkacağız ” diye verilmiş sözümüz vardır.Kimse bizden bu emanete’ hıyanet etmezi beklemesin, istemesin.

Dünyanın birçok ülkesinde, sosyal ve ekonomik anlamda gelişmelere imza atılırken, teknolojide her gün bir muhteşem yenilik kendini gösterirken, bizler kısır çekişmelerle zaman kaybetmeyi, neredeyse alışkanlık haline getirmeye başladık.

22 Temmuz seçimlerinden sonra, önyargısız bir şekilde siyasi iktidarın ülke menfaatine olacak kararlarını ve teşebbüslerini bekleyip, alkışlamaya kendimizi hazırlıyor iken, bir de baktık ki gündeme, gerçek sorunlarımıza çözüm aramak ve bulmak yerine, ‘sivil anayasa’ diye bir konu geliyor, getiriliyor.

Bir tarafta demokrasiden, uzlaşmadan bahsedeceksiniz, öte yandan tek başınıza, anayasa yapacaksınız…

Anayasalar, millet ile devlet arasındaki sözleşmelerdir. Anayasaların hem devleti hem de milleti ayakta tutmak gibi temel özellikleri vardır.

Ancak, bazı bölümleri medyaya ve iktidara yakın çevrelere sızdırılan taslakta,

‘ devletin varlığına ve devamlılığına’ ilişkin sağlam dayanakların olmadığı anlaşılmıştır.

Türk Milletinin değil Avrupa Birliği’nin istek ve arzularına göre hazırlanan taslak, Türkiye’de birlik ve beraberliğe değil, kamplaşmaya hizmet edecektir. Çünkü hazırlanış ve tartışma şekli ile ‘milli mutabakat’ tan uzaktır. İktidar , sahip olduğu çoğunluğa güvenip tek başına bir anayasa ‘peydahlama’ eğilimindedir.

Bunun adı demokrasi değil,diktatörlüktür. Bu yapılanın adı da anayasa olmaz, olsa olsa ‘ferman’ olur..Kimse kendini ‘padişah’ sanmasın. Çünkü,Türkiye saltanat rejimini yıllar önce tarihe gömmüştür.

Bu ülkenin insanlarının birbirlerine her geçen gün merak ve endişe ile “ Nereye Gidiyoruz?”, “Bu ülkenin sahibi yok mu?” sorularını sordurmaya başta iktidar olmak üzere kimsenin hakkı yoktur…

Türkiye Cumhuriyeti Devletini, adına düzenleme denilen ucubelerle hastalıklı ve zayıf hale getirmek isteyenler, eğer yanlışlarından dönmezler ise, sadece Türkiye için değil, kendileri için de ‘çok tehlikeli bir süreci’ ülkenin başına ‘musallat’ edecektir.

Siyasi iktidarın,Avrupa Birliği ve Büyük Ortadoğu Projesi gibi iki ‘uyuşturucuya’ olan alışkanlığı devam ettiği sürece, bu tartışmalar ne ilk ne de son olacaktır. Bugünkü siyasi iktidar, Türk kimliği, ulus devlet,milli hassasiyetler ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası konusundaki komplekslerinden kurtulmalıdır…

Türkiye’nin tek çaresi, devletine ve milletine ‘sıkı sıkıya sarılan ve sahip çıkan’ bir siyasi iktidardır.

60.Hükümet, seçimlerde elde ettiği ‘tartışılan’ başarıyı, şımarıklıklar ve saçmalıklarla uğraşarak harcamamalıdır.

Bunu yaparsa kendini de harcamış olacaktır.


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007