Siyaset20 Eylül 2007 00:00

Mandacı Liboş - Gön : Orhan Karaoğlu

Örneğin her ağzını açtığında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ne gönderme yapar. Ama aynı Bildiri'nin "Ekonomik ve Sosyal Haklar"ı düzenleyen 22 -29. maddelerinden kesinlikle söz etmez. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 21. maddesinden sonrası yoktur, bizim mandacı-liboş "aydınlarımız" için! Örneğin fanatik derecede AB'cidir, "medeniyet projesi" diye yutturmaya çalıştığı, "çağdaş uygarlık" diyerek övdüğü AB ile yatar, AB ile kalkar, ama her ne hikmetse, Avrupa Sosyal Şartı'nı görmemezlikten gelir! Oysa o Avrupa Sosyal Şartı ki, sadece ekonomik ve sosyal hakları tanımlamakla kalmaz, yaşama nasıl geçirileceğini de ayrıntılı olarak düzenler. Bizim AB'ci, mandacı-liboş "aydın" müsveddelerimiz ise susar, sadece susar!coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholrenovation vejle renovation skive renovadiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cardsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Mandacı Liboş

Gön : Orhan Karaoğlu
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  21.09.2007
   
Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürs-î liyakat pezevenk, puşt olanındır!

Neyzen Tevfik



Kendini "özgürlükçü", "solcu", "anti-faşist" gibi etiketlerle pazarlayan bu tür için, ulusal olan ve onunla ilgili bulunan her şey neredeyse bir küfürdür. Mandacı ve liboş karakterini, demokrasi ve insan hakları maskesi ardında gözlerden saklamaya çalışan bu tür, medyada ve üniversite camiasında köşe başlarını tuttuğu için yaygara ile gündemi belirlemekte oldukça da başarılıdır. Ama biraz yakından incelenip, dilinden düşürmediği insan hakları anlayışı mercek altına alındığında maskesi yırtılır, gerçek yüzü ortaya çıkar.

Bu mandacı-liboş takımı insan haklarını çok sever, dilinden düşürmez, ağzına sakız eder! Yaşam hakkını savunur, işkenceye karşıdır, düşünce ve ifade hürriyetinden yanadır. Kısacası, temel hak ve özgürlükler konusunda sözde çok "duyarlıdır."

Ne var ki, bu mandacı-liboş "aydınlarımızın" insan hakları "aşkı" burada biter.

Ekonomik ve sosyal haklar söz konusu olunca, bu "aydınlarımızı" bir suskunluk alır.

Çalışma hakkını, sosyal güvenlik hakkını, eğitim ve sağlık hizmetlerinden insanca yararlanma hakkını, eğlenme ve dinlenme hakkını, toplumun kültürel hayatına katılabilecek bir yaşam standardına sahip olma hakkını savunanını bulabilene aşk olsun!

Bu mandacı-liboş takımı insan haklarının bir bütün olduğunu görmek istemez, bunu gözlerden saklamak için elinden geleni yapar. Temel hak ve özgürlükler kadar, ekonomik ve sosyal hakların da önemli olduğuna aldırmaz. Hatta bu ikinciler olmadan birincilerin hayata geçirilemeyeceğini gözlerden saklamak ister.

Somut konuşmak gerekirse, toplumda sosyal ve ekonomik açıdan bir adalet ve eşitlik tesis etmeden, mesela siyasal örgütlenme özgürlüğünün ve hakkının pek bir anlamı olmayacağını, bu özgürlüğün kâğıt üzerinde kalacağını umursamaz.

Örneğin her ağzını açtığında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ne gönderme yapar.

Ama aynı Bildiri'nin "Ekonomik ve Sosyal Haklar"ı düzenleyen 22 -29. maddelerinden kesinlikle söz etmez. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 21. maddesinden sonrası yoktur, bizim mandacı-liboş "aydınlarımız" için!

Örneğin fanatik derecede AB'cidir, "medeniyet projesi" diye yutturmaya çalıştığı, "çağdaş uygarlık" diyerek övdüğü AB ile yatar, AB ile kalkar, ama her ne hikmetse, Avrupa Sosyal Şartı'nı görmemezlikten gelir!

Oysa o Avrupa Sosyal Şartı ki, sadece ekonomik ve sosyal hakları tanımlamakla kalmaz, yaşama nasıl geçirileceğini de ayrıntılı olarak düzenler. Bizim AB'ci, mandacı-liboş "aydın" müsveddelerimiz ise susar, sadece susar!

İki lafın başında ezber bozmaktan bahsetmesine rağmen, mandacı-liboşlarımız sadece ezberlediği, daha doğrusu kendisine ezberlettirilen insan hakları nutuklarını atarak toplumun özgürleşebileceğini, insanların insanca yaşam koşullarına kavuşabileceği yanılsamasını bilinçlere pompalar, böyle düşünülsün ister, bunun için mücadele eder.

Çünkü buna göre kurgulanmış, bu şekilde eğitilmiştir! Sınıfsal çıkarları böyle davranmasını gerektirir. İnsan hakları, ulusal bütünlüğe, bağımsızlığa ve egemenliğe karşı saldırısının ideolojik-hukuki kılıfıdır.

Mandacı-liboş takımı, bir de solcu olduğu iddiasındadır!

Bu sıfatı kimseye bırakmaz.

Kemalizm
'e ve ulus-devlete küfretmeyi "solculuk" olarak sunar. Bir taşla iki kuş vurmak amacındadır.

Bir yandan soyunduğu ve parçası olduğu bütün ihanetleri "solculuk" kavramı ardında gizleyerek meşru kılmaya çalışırken, öte yandan gerçek hedefi olan solu kirleterek asıl efendilerine de hizmet etmiş olur.

Mandacı-liboş "solcudur", ama özelleştirmeye adı altında ulusal değerlerin talan edilmesine karşı çıkmaz!

Mandacı-liboş "solcudur", ama emeğin değil sermayenin sözcülüğünü, IMF reçetelerinin Dünya Bankası programlarının borazanlığını yapar!

Mandacı-liboş "solcudur", ama bağımsızlıktan değil, küreselleşmeden yanadır! Emperyalist projeleri "medeniyet" etiketiyle yutturmaya çalışır!

Mandacı liboş "solcudur" , ama Türk tarihinin gördüğü en gerici ve işbirlikçi siyasal kesimleri destekler, onlarla işbirliği içinde hareket eder.

Mandacı-liboş yatıp kalkıp "sol edebiyatı" yapar, ama var olan toplumsal-siyasal-ekonomik düzenin, daha hakça bir bölüşüm ve siyasal karar alma süreçlerine her düzeyde daha demokratik bir katılım ekseninde dönüştürülmesini savunmaya gelince, ara ki bulasın mandacı-liboşu!

Bütün boyutlarıyla ulusal bağımsızlığı savunmak ve anti-emperyalist bir tavır almak, modası geçmiş bir davranıştır mandacı-liboşa göre!

O çoktan küreselleşmiştir çünkü! Nereye itersen oraya yuvarlanır.

Dinin, toplumsal ve siyasal ilişkileri düzenleyen değil, vicdani bir kurum; kişi ile inandığı arasındaki bir ilişki biçimi olarak kalmasını sağlamak anlamında lâikliğin, sol ve yurtsever duruşun vazgeçilmez öğelerinden biri olduğunu kabul etmek işine gelmez mandacı-liboşun!

Tarikatlara özgürlüğü, şeyhin mürit üzerindeki tahakkümünü, kadının çuvala sokulmasını savunmayı "solculuk", "ilericilik" olarak kabul ettirmeyi görev bilir.

Karşı çıkanlara da "laikçi" diye saldırır.

Mandacı-liboş hesapta "solcudur" ve siyasal anlamda katılımcılığı savunur! Ama adaletsiz seçim sistemi ve siyasal partiler kanunundan yararlananların dalkavuğu ve şakşakçısıdır aynı zamanda. Bu adaletsizlik karşısında evlere şenlik "solcu" liboşumuz dilini yutmuştur!

Mandacı-liboş "solcudur", ama bölüşüm ve sosyal-adalet dendi mi, bizim ki "dut yemiş bülbüle" döner!

İşsizliğin yüzde 20'lerde gezindiği bir ülkede özelleştirme adı altında sürdürülen talanı alkışlar!

Yılda 40- 50 milyar dolar borç ödemeye mahkûm kılınmış bir ülkenin, IMF ve Dünya Bankası programlarını harfiyen uygulamasının tek çıkış yolu olduğunu iddia eder!

Mandacı-liboş "solcudur", ama ulusal olanın değil, emperyalist merkezlerin safındadır. Bölücülükle kol koladır. Mesela İngilizce düşünür! Öyle programlanmıştır çünkü. Düzgün bir Türkçe ile konuşmaya ve yazmaya bile gayret etmez, edemez. Yaşadığı coğrafya ve üyesi olduğu topluma, tarihi ve kültürel değerlerine sahip çıkmaz. Evrensel olana ancak bu yoldan ulaşılabileceğini anlamaz. Solcu, evrensel kimliğin ve dayanışmanın, ulusal katkılarla zenginleştiğinin bilincinde olan kişidir. Ama mandacı-liboş bunun idrak edilmesini istemez!

Mandacı-liboş sürekli değişim der, özgürlük der! Ama her ne hikmetse eşitlik demez hiç!

Değişimin soyut bir kavram olmadığını, bir yönü ve somut bir içeriği olduğunu gözlerden saklar! Özgürlüğü kullanabilmenizi mümkün kılacak ekonomik güce sahip olmadığınızda o özgürlüğün beş para etmeyeceğini; eşitlikten yoksun bir özgürlüğün, emeğin değil sermayenin özgürlüğü olduğunu demagojik söylemi ile gözlerden saklamaya çalışır!

Kısacası, mandacı-liboş aklınca vezir olmaya çalışır, ama o meşhur öyküdeki gibi, adam olamadığından, rezil olmaya mahkûmdur!

* * *

Buraya kadar anlattıklarımız bu türün ortak özellikleridir. Bir de bu özellikleri "kişiliğinde" somutlaştırıp topluma "aydın", "solcu" , "demokrat" vb. etiketlerle pazarlanan, en nihayetinde bu kavramları da kendileri gibi kirleten belirli örnekler vardır. Konuyu daha da somutlaştırıp anlaşılır kılmak için mandacı-liboşluğun baskın örneklerinden birini şimdi daha yakından tanıyalım.

Örneğimiz bir profesör…

Yıllarca Mülkiye'de hocalık yapmış üstelik…

Üstelik topluma "solcu" ve "aydın" olarak pazarlananlardan…
Ama cilasını kazıyın biraz, altından gerçek kimliği sırıtıyor acı acı:
Adam, tescilli bir liboş…

Tescilli bir mandacı…

22 Temmuz seçimlerinden sonra kendisiyle yapılan bir söyleşide kişiliğinin kıvrımları arasında sıkışan özellikleri ortaya dökülüyor.

Sorulara verdiği yanıtlara egemen olan bir unsur var: "BEN" kelimesi açık ya da örtük olarak hep öne çıkıyor.

Ama bu "ben" kendisi için bir şey istemiyor, aksine hep kendisinden bir şeyler talep ediliyor! O da "görev adamı" olarak ileri atılıyor!

Soruyorlar:

"Siz bir bilim insanı olarak aktif politikanın içinde yer almamıştınız şimdiye kadar. Ama birden bire kendinizi bir seçim kampanyasının baş aktörlerinden biri olarak buldunuz. Bu nasıl oldu?"


"Ben" yanıtlıyor:

"Ben kendi başıma sol bağımsız aday olarak ortaya çıkmadım. Benim aday olmamı bu seviyeye gelmiş sivil toplum istedi. Yani bağımsız sol aday fikrinin ilk ortaya atıldığı, hani teorik olarak ilk ortaya atıldığı andan itibaren, "6500 kişi ile görüştük, kimse itiraz etmedi, senin adın üstünde tam bir oydaşma var" dedikleri zaman, ben bu fikri son derece doğru bulup kuvvetle desteklediğim için, reddedemedim. Ve ömrümde hiç böyle bir siyasi kampanyaya girmediğim halde sanla başından beri bu iş için kendimi hazırlamışım gibi görevi kabul ettim ve gerekeni yaptım."


Görüldüğü gibi, "6500 kişilik bir sivil toplum", "senin adın üstünde tam bir oydaşma var" dediği ve göreve itildiği için bağımsız aday olmayı kabul ediyor!

Ne var ki "adamımızın" bağımsız aday olarak seçilmek için mi kampanya yaptığı, yoksa amacının Cumhuriyet ile hesaplaşmak mı olduğu pek anlaşılamıyor. Bilinçaltına bir "84 yıl" düşmanlığı egemen çünkü.

Diyor ki:

"Birtakım fikirler 84 yıldır tekrarlana tekrarlana artık beynimizin kireçlenmesine neden olmuştu. Bu ezberlerin bozulması için kampanya süresince söylediğim şeyler çok etkili oldu. Dolayısıyla, kampanyamızın Türkiye'ye katkıda bulunduğu konusunda kesin kanaat sahibiyim"


Bu "84 yıl" ya da "1923" alerjisinden olsa gerek,

"Kürt seçmenin, DTP İstanbul İl Örgütü'nün size direnmesine neden olan mesele Doğan Erbaş'ın dediği gibi sizin kullandığınız " PKK terörü" kavramı mıydı?"

sorusuna doğal olarak utanıp sıkılmadan açık yüreklilikle yanıt vermekten çekinmiyor:

"Ben " PKK terör örgütüdür" demedim. Böyle bir şey ağzımdan çıkmadı. Çıkmamasının sebebi, devletin içinde üst seviyelerde, üstelik askeri komuta kademelerinde bulunan birtakım kimselerin görevleri sırasında terör yapmış olmalarıdır."

"Ben "PKK terör örgütüdür" demedim" diyerek neredeyse yemin edecek, af dileyecek olan "adamımız", 5 Ağustos 2007 tarihinde yazdığı "Anayasa'dan Atatürkçülük Kalkar mı?" başlıklı bir başka yazısında da şunları söylüyor:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin devam edebilmesi için ulus-devletin zayıflatılmasını hatta ortadan kalkmasını istiyoruz."

Bu söyledikleri doğal olarak tepki yaratabilir, hatta yaratmalıdır.

Ama bu mandacı liboşa tepki göstermeden önce zavallılığına bir göz atmak gerekir.

Belki uzun bir alıntı olacak, ama Atatürkçülük ile Atatürk İlke ve Devrimleri"ni nasıl anladığını okumak bu çerçevede aydınlatıcı olacaktır.

Sözü, "ulus-devletin ortadan kalkmasını isteyen" mandacı liboşa bırakalım ve Türkiye'de kimleri profesör yaptıklarını, kimleri topluma "solcu"-"aydın" diye pazarlamaya çalıştıklarını ve "ezber bozmak" diye yutturulmaya çalışılan sakat zihniyetin içeriğini görelim (Yazım hataları mandacı-liboş "profesörümüze" aittir. Hiç dokunmadım. S.A ):

"Çok sayıda makalenin dışında "Atatürk Milliyetçiliği" adlı 300 küsur sayfalık kitap da yazdım ama, Atatürkçülük nedir bilmiyorum. Bilenlere de şaşıyorum. Çünkü Atatürk aramızdan ayrılalı 70 yıl oldu. Türkiye gibi bir ülkede 70 saatte bir herşey baştan aşağı değişirken 70 yıl içinde aynı içerikte kalmış bir ideolojiden bahsedilebilsin, pes. "6 Ok" diyecekseniz, hiç kendinizi yormayın:

Cumhuriyetçilik: En tartışılmayan ilke. Çünkü 1923'te Saltanat'ın yerine Cumhuriyet geldi ve bir daha kimse tartışmadı. Şimdi ise "demokrasi karşıtlığı" anlamına gelir oldu!

Laiklik: En tartışma yaratan ilke. "Laikçilik" biçimindeki yorumu "kamusal alan"a türbanlıların sokulmasını yasaklıyor. Sokak da kamusal alanın en önde geleni; oradan hesap edin. Yok, resmî daireleri kastettim diyorsanız o zaman vergi ödemeye giden başıbağlı kadını da sokmayın.

Halkçılık: Sakın ola başka bir şey sanmayın, "İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz" deyip emeğin örgütlenmesini yasaklamış ilkedir.

Devletçilik: İsterseniz hiç açmayalım. Biz gençliğimizde bunu sosyalizm sanıyorduk, bunu söyleyeyim yeter.

Devrimcilik: "Reform" ve "ihtilal" gibi iki birbirine zıt kavramı birden anlatmak yüzünden anlamsızlaştı. Bu yüzden de kimileri askerî darbeyle sosyalizm kurmak, kimileri de kızların başını zorla açtırmak biçiminde anladı.

Milliyetçilik: 1920 ve 30'larda yarı-feodal bir imparatorluğu bir ulus-devlet'e, ümmet'i ulus'a, tebaa'yı da vatandaş'a dönüştürebilmek için şart olan yukarıdan devrim'i (YD) yaparken kaçınılmaz olan tekdüzeleştirme ideolojisiydi. Ama, sosyal sınıfların ve başta etnik grup kimlikleri olmak üzere çeşitli tanınma taleplerinin artık arş-ı âlâya yükseldiği bugünün Türkiyesinde tam bir bölücülük."

İşte bu adam, bir profesör…

Üstelik hazret, yıllarca Mülkiye'de hocalık yapmış.
Bir de "solcu" ve "aydın" olduğu iddiasında…
Ama mandacı liboşluğun baskın örneği aslında…

"Cahilliğin bu kadarı ancak eğitimle olur" diye düşünülebilir. Ne var ki, "cahil" demek hatalı olacaktır.

Çünkü neyin ne olduğunu bal gibi biliyor, ama gerçekleri söylemek işine gelmiyor. "Ezber bozmak" gibi lafazanlıklarla gerçek kimliğini perdeliyor aklınca. Cilasını kazıyın biraz, altından kurnazlığı ve hizmet ettiği amaç sırıtıyor acı acı…

Adam, tescilli bir liboş…

Adam, tescilli bir mandacı…

(Açık İstihbarat Not: Yazının yazarını bilen okurlarımızın bildirmesini rica ediyoruz)


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007