Son yıllarda hızla artan kapkaç olaylarının nedenleri ve sonuçları üzerine tartışıyor ve çözüm önerileri arıyoruz. Kimimiz olayları basit bir çete olgusu çerçevesinde ortaya koyarken, kimimiz gelir dağılımı bozukluğu ekonomik sorunlarla açıklıyoruz kimimiz ise olaya sosyolojik gerekçelerle yaklaşırken bazıları da sıradan ve sık kullanılan tabiriyle " Münferit" olaylarmış gibi yaklaşıyor.
Son haftanın kamuoyunda yoğun bir şeklide tartışılan konularından biriside , Başbakanlık Müsteşarı Prof. Dr. Ömer Dinçer'in Yardımcı Doç. Yahya Fidan ile 1996 yılında birlikte yazdığı 'İşletme Yönetimi' adlı kitapta 'intihal' (aşırma) yaptıkları üniversite kararlarıyla kesinleşmesi ve bu durumun ortaya çıkması sonucunda Ömer Dinçer'in istifasının istenmesiydi.
İki olay arasındaki temel benzerlik "aşırma" eylemidir.
İntihal (Aşırma) olarak bilinen durum bir anlamda "Bilimsel Kapkaççılık" olarak da ifade edilebilir.
Buzdağının görünen yüzüne yansıyan bu tür olaylar ile medya aracılığı ile kamuoyunun zaman zaman haberi olmaktadır. Bu nedenle konu ülkemiz açısından çok da yabancı olduğumuz bir konu değildir. Bugüne kadar pek çok bilinen isim hakkında bu tür iddialar ortaya konulmuştur. Kısaca anımsatır isek bunların başlıcaları şunlardır.;
- Prof.Dr.İhsan Doğramacı; Dr.Spock'un "Çocuk Bakımı ve eğitimi" adlı Kitabından kaynak belirtmeden yoğun alıntılarla " Annenin Kitabı" adlı eseri yazdığı iddiası,
- Dr. Yalçın Akdoğan., Dr. Bekir Berat Özipek'in, 'Muhafazakarlık/Akıl, Toplum, Siyaset' Tezinden Muhafazakarlık bölümünü 'Muhafazakar Demokrasi' Adlı eserinde kullanması iddiası
- Fettullah Gülen'in "Buhranlar Anaforunda İnsan" adlı kitabının Şemsettin Günaltay'ın 1915 yılında yayınlanan "Zulmetten Nura" kitabından alınması
- Can Dündar'ın Salih Bozok'un anılarını "Yaveri Atatürk'ü Anlatıyor" adıyla yayınlaması
- Prof.Dr.Kemal Alemdaroğlu'nun "Laparoskopik Cerrahi adlı kitabı, "New Developments in Laparoscopy" adlı İngilizce kitaptan alması iddiası,
- Ruşen Keleş ve Birol Ertan'ın "Çevre Hukuku'na Giriş" kitabının Prof. Dr. Nükhet Turgut'un "Çevre Hukuku" adlı kitaptan alındığı iddiası
- Prof. Dr. Uğur Kandilci, Dr. Burçak Kayhan ve Dr. Zeynep Akı'nın Walter R. Thayer ve Vikas Chitnavis(1994)'e ait ''The Case for an Infectious Etiology'' Makalesini ''İnflamatuvar Barsak Hastalıkları Etyolojisinde İnfeksiyonun Yeri'' adıyla yayınladıkları iddiası;
Burada iddiası sözcüğünü özellikle kullanmamın nedeni bunların hepsinin yasal sürecinin sonuçlarını bilmemedir. Ancak bunlardan bazıları mahkeme veya ilgili kurumların kararıyla sabit bulunmuştur.
Toplumsal Yozlaşmanın yaygınlaştığı durumlarda toplumu oluşturan tüm kurum ve kuruluşlar bundan payını alırlar.
O nedenle soruna bütüncül yaklaşıldığında yaşadığınız toplum daki yozlaşmadan sanat, spor, medya ne kadar payını almış ise bilim dünyası da bundan payını almıştır.
Toplum vergi kaçıranı "Rasyonel", " Akıllı" birey, İş takipcisini" iş Bitiren faydalı adam" "Mafyayı" özenilecek meslek, adaletin özelleştirilmesi gibi algılayarak değerlerde deformasyon yaratırken bundan etkilenerek bilimsel aşamalarını hızlı yoldan geçmek isteyen kişilerinde " Bilimsel Kapkaççılık" Yapmasını da yadırgamayacak duruma geldiğini görüyoruz.
Ö.Dinçer olayı bazılarınca o kadar yadırgamıyor ki , o iş ayrı şimdiki işi ayrı gözüyle bakabiliyorlar.
Bu tür iddialar bazen de kurumların kendi iç bünyelerinde eş, dost ilişkileri çerçevesinde kapatılarak görmemezlikten geliniyor.
Doktoru, Avukatı, Gazetecisi, Bilim Adamı, Polisi, Hakimi, hemen her meslek dalı kendi içinde değer yargılarını öne çıkaracak düzenlemeleri tam ve etkin yapamaz duruma düşüyor.
Bir takım ilişkiler , beklentiler, çıkarlar zinciri, korumacılık, taraf olma duygusuyla birleşip adeta toplumdaki değer erozyonun yozlaşmasıyla birleşerek kartopu etkisi yaratarak toplumsal bünyenin her yanına bulaşıyor.
Toplumsal Değişimi gerçekleştirmenin yolu Hukuk Düzenini etkin kılmak, Etik değerleri yaşamda üstün tutmaktan geçiyor. Bunlar ekonomik güdüler altında ezilirken gerçekleştirilen değişimin, yaratılan refahın doğru ve adil olacağını düşünmekte çok zorlanıyorum.
Bu konunun Bilimsel yaşama yansımasını anlatmayı çok daha iyi düzeyde yapan birisi olduğu için bende bu bölümde Hüseyin Batuhan'ın "Bilim ve Şarlatanlık" adlı kitabından alıntıları aktarmak istiyorum.
Birinci konumuz şarlatanlık; Günlük dilde "şarlatan" denince bir şey bilmediği halde bildiğini iddia eden, üstelik uzman kişilerin uyarı ve eleştirilerine rağmen iddiasında ayak direten, hatta bazen onları "bilgisizlik" ve doğmacılıkla suçlayan kişi anlaşılır.
Yoksa hepimiz bazen yanlış iddialarla ortaya çıkarız, hatta etrafımızda onları doğru sanıp kabul eden insanlar buluruz.Ancak karşımıza iddiamızın yanlış olduğunu çok güçlü belgelerle kanıtlayan biri çıktığında eğer çok dogmatik kafa yapısında değilsek ve biraz da alçak gönüllü isek iddiamızdan vazgeçeriz.
Hele uzmanı olmadığımız bir konuda ukalalık etmeye pek kalkışmayız.
Şarlatan ise hem uzmanı olmadığı konularda fikir yürütür, teoriler ortaya atar hem de bütün bilim dünyasını karşısına alma pahasına da olsa bu fikir ve teorilerin doğru olduğu iddiasından vazgeçmeye yanaşmaz. Zira onların doğruluğundan kesin olarak emindir, hatta bu nedenle karşısındakilerin bu kadar açık seçik bir doğruyu nasıl olup da göremediklerine şaşar. Şaşmayla kalsa gene iyi, bu körlüğü onların sadece bilgisiz veya akılsız olmalarına değil, çekemezlik, doğmacılık ve de çıkarcılık gibi aşağılık motiflere yorar. Bu anlamda şarlatan hem suçludur hem de güçlü.
Yeni fikirler ortaya atan bilim adamı bu fikrini bilim topluluğunun çoğunluğunu tatmin edecek derecede belgelemekle yükümlüdür, dolayısıyla bu yükümlülükten kaçan bilim adamı bu ada layık değildir. Şarlatanın tutum ve davranışı ise bütünüyle farklıdır. Nereden estiyse kafasını yeni bir fikre kaptırmıştır. Bu fikirle yerleşmiş bilimsel görüşlere tümüyle ters düşüyormuş veya elinde onun doğruluğunu kanıtlayacak belgeler yokmuş, ona vız gelir, zira kendi fikrinin doğruluğundan kesinlikle emindir.
Bu da onun için yeterlidir. Bunların doğruluğundan şüphe etmeyi aklından geçirmediği için, bir eleştiri veya itirazla karşılaştığı zaman bunu önce hayretle karşılar, sonra hemen itiraz edenleri cahillik, akılsızlık veya düpedüz çıkarcılıkla suçlayarak karşı saldırıya geçerler.
Kalpazanlar nasıl devletin bastığı paraları taklit ederek piyasaya sürüyorlarsa, bilim kalpazanları da çeşitli türden sahte bilgileri bilim piyasasına sürüyorlar. Buradaki suçun pek çok derecesi vardır, bir başkasına ait fikri veya buluşu kendine mal etmekten tutunuz, hiç yapılmamış deneyi yapılmış gibi göstermeye varıncaya kadar değişik yol ve biçimleri vardır.
Şarlatanlar genellikle tek başlarına çalışırlar, dolayısıyla başkalarıyla işbirliği yapmaktan kaçınırlar, başkalarından öğrenecekleri bir şey yoktur ama herkese öğretecekleri çok şey vardır.
Modern şarlatana sorarsanız, onu bu yalnızlığa iten "yerleşmiş bilim gruplarının yeni fikirlere karşı olan önyargılı tutumudur" . Şarlatan mantıkta argumentum and hominem dediğimiz (bizde buna işi şahsiyata dökmek deniliyor) bu tür sataşma ve suçlamalarla da yetinmeyerek bazen işe bir komplo teorisi karıştırılır. Buna göre kendisini eleştirenler sadece doğmacı ve bağnaz olduklarından değil, düpedüz çıkarları tehlikeye düştüğünden dolayı kendine kara çalarak onu halkın gözünden düşürmeye çalışmaktadır.
"Megolomani" belirtileri nedense insana gülünç gelir, "Paranoia" belirtileri ise daha çok trajik bir hava yaratır. Bu nedenle olsa gerek, şarlatanlar Traji-komik figürlerdir. Şarlatanların gülünç görülmesi, sergiledikleri megolomani belirtilerinin gerçekten büyük bilim adamlarında rastladığımız alçakgönüllülükle tam bir aykırılık oluşturmasından kaynaklanıyor.
Özetlemek gerekirse, şarlatan temelsiz, yanlış hatta bazen tutarsız fikirlerinin gürültülü bir şekilde reklamını yaparak bilgi piyasasında hiçte hakketmediği bir yere yerleşmeye çalışan, kendisi hiç bir eleştiriye katlanmadığı halde, kendisini eleştirenleri cahillik, bağnazlık ve önyargılı olmakla suçlayarak "hem suçlu hem güçlü" pozuna bürünen, hatta bazen katılaşmış doğmalarla savaşan bir kahraman tavrı takınan bir "megoloman paranoyak"dır. Elbet her şarlatanın bu hastalıklarla aynı derecede malul olduğu söylenemez. Ancak akıllarından bir zorları olduğu bence yadsınamaz. |
Batuhan'ın kitabının bilim dünyasına adım atmak isteyen ve içinde bulunan herkesin başucunda bulundurması gerektiğine inanıyorum.
Yukarıdaki tespitlerin çok ötesinde örnekleri okumak isteyen tüm okuyucularımıza öneriyorum. Son Söz olarak; Vatandaşlarımız, kurumlarımız, sonra toplumun bütünü şarlatanlar ve Bilim adamları arasındaki farkı net olarak ortaya koyabildikleri ölçüde gelişmenin ve üretmenin önündeki engelleri kaldırırlar düşüncesindeyim.
Başını Kuma gömenler sadece kumu görmezler; görünürlerde.... |