Siyaset17 Eylül 2007 00:00

Rahatlayan Bir Emekli Generalden Ahmet Hakan'a Cevap - Celal Gürkan

Ben özellikle bu değerlendirmelerinize teşekkür etmek için size yazmayı uygun buldum. Emekli bir general olarak gerçekten de bu yazınızı okuduktan sonra kendimi daha rahat hissetmeye başladım. Bugüne değin ne kadar gereksiz konularla uğraşmış, ne kadar gereksiz emek harcamışım. Askeri ortaokuldan başlayan, 38 yılı üniforma içinde 33 yılı fiilen hizmette geçen meslek hayatımı ne boş hayallerle harcamışım, ne gereksiz idealler için kendimi yıpratmışım, doğrusu hayretler içinde kaldım. Keşke daha önce örneğin en azından emekli olduğum 1999 yılında böyle bir yazı yazsaydınız, en azından son 8 yılımı kurtarmış olurdunuz diye düşünmekten kendimi alamıyorum. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenakamagra kamagra wikipedia kamagra gel

Rahatlayan Bir Emekli Generalden Ahmet Hakan'a Cevap

Celal Gürkan
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  17.09.2007
   

Rahatlayan bir emekli generalden…

Sayın Ahmet Hakan, gerek TV programlarınızda gerekse gazete köşenizde değindiğiniz konular, topluma sunduğunuz yararlı ve insanın düşünce yapısını geliştiren değerlendirmeleriniz gerçekten ilgi çekici.

Bu arada zaman içindeki değişim ve gelişimlerinizi görmek de bir o kadar enteresan ve birçoğuna örnek olacak nitelikte. Bu özelliklerinizle size hayranlık duymamak mümkün değil.

Bir türlü tamamlanamayan “aydınlanma” sürecimize olan katkılarınız eminim büyük takdir toplamaktadır.

Özellikle, bildiğim kadarıyla esas altyapınız din ve İslam üzerine olduğu için bu konularda getirdiğiniz yorumlar, yaklaşımlar ve kendinize has düşünce tarzınız her türlü takdirin üstünde.

Bu özelliklerinizle yüce meclisimizin bu yılki üstün hizmet ödüllüleri listesinde yer almamış olmanız benim için bir hayal kırıklığı oldu doğrusu.

Değerli düşüncelerinizden birisini de birkaç gün önceki köşenizde

“emekli generallere rahatlama kılavuzu”

başlığı altında açıklamışsınız.

Ben özellikle bu değerlendirmelerinize teşekkür etmek için size yazmayı uygun buldum. Emekli bir general olarak gerçekten de bu yazınızı okuduktan sonra kendimi daha rahat hissetmeye başladım. Bugüne değin ne kadar gereksiz konularla uğraşmış, ne kadar gereksiz emek harcamışım.

Askeri ortaokuldan başlayan, 38 yılı üniforma içinde 33 yılı fiilen hizmette geçen meslek hayatımı ne boş hayallerle harcamışım, ne gereksiz idealler için kendimi yıpratmışım, doğrusu hayretler içinde kaldım.

Keşke daha önce örneğin en azından emekli olduğum 1999 yılında böyle bir yazı yazsaydınız, en azından son 8 yılımı kurtarmış olurdunuz diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Vatan kurtarmak, ülke gerçeklerine duyarlı olmak, ettiğimiz yemine sahip çıkmak için çaba harcamak benim neyimeydi anlamadım doğrusu.

Üstelik bu gibi konularla uğraşacak birçok aydın, medya kuruluşu, holding çalışanı varken ve onların üniformasız siviller olarak gerçek görev ve sorumlulukları bu iken, benim neyimeydi bu gibi konularla uğraşmak.

Onlara güvenip, vatan, millet ve cumhuriyet tehlikeye düşse bile onlar tarafından gereken kurtarıcı işlemin yapılacağından emin olarak ben sadece kendi asli görevimi yapmalıydım. Sizinde vurguladığınız gibi nasıl olsa “bulunurdu kurtaracak bahtı kara maderini”.

Belki de resim, müzik gibi konulara ilgim olmadığı için, özel ve pahalı lokantalar yerine kendi evimi ve en fazla orduma ait bir evi tercih ettiğim için, gezdirecek bir torunum da henüz olmadığı için bu yollara düştüm, bilemiyorum.


Beklide TSK’ni yanlış değerlendirdim.

Sizin de vurguladığınızın aksine, ben emekli olduktan sonra onların benim değer verdiklerime sahip çıkamayacakları gibi bir hisse kapıldım.

TSK’nin görevdekiyle ve emeklisiyle hatta ona gönül veren sivilleriyle bir bütün olduğu, bu bütünün ilkelerinde , şartlar ne olursa olsun bazı çevrelerce beklendiği ve arzu edildiği gibi “vatan ve millet çıkarlarına aykırı düşünce ve eylemlerin” olamayacağı düşüncesine olan güvenim sarsıldı !!!

Oysa hem sizin önerdiğiniz tarzda bir yaşam sürebilir, hem de değerli dış dostlarımızın ve ülkemdeki bazı kesimlerin arzu ettiği gibi başka çıkarlara hizmet edebilirdim. Yapmadım ve yapamadım işte.

Ne Atamın emanetine ihanet edebildim, ne tehlike olarak gördüğüm gelişmelere duyarsız kalabildim ve böylece koca bir hayatı kendime zehir ettim !!!

Siz yazınızda vurguladığınız şiirin sonunda hep bir ağızdan “var “diye bağırmamızı örnek göstermişsiniz, bizim bir de her 13 Martta “içimizde “ şeklinde ve bekli de daha yüksek sesle haykırmamız var.

İnanır mısınız ben onun da bazı kesimleri rahatsız edebileceğini düşünmeden o bağırışlara da katıldım.

Ben ülkesini seven her Türk vatandaşı gibi çaresiz kaldığım durumlarda Anıtkabir ziyaretleri de yaptım. Hiçbir işe yaramayacağını düşünmeden bazı sempozyum, seminer, miting gibi sosyal faaliyetlere katılıp boş yere duygusallaştım, bazı şehit cenaze törenlerine katılıp ağladım. Ben neler yapmışım, meğer ne boş şeylerle ömrümü harcamışım !!!

Tüm geçmişimle bu hesaplaşmayı yapabilme fırsatını bana verdiğiniz için, benim bunca yıl sonra da olsa gerçekleri görmeme yardımcı olduğunuz için, beni “gerçek ülke gerçeklerine” yaklaştırdığınız için size ne kadar teşekkür etsem azdır.

Ancak bu arada bazı şeyleri de merak etmiyor değilim.

Örneğin siz hayatınızda hangi kutsal değerler için yemin ettiniz, sizin hiç asker dostunuz oldu mu, onların paylaştığı ortamlarda bulunabildiniz mi, mutlaka yapmış olduğunuz askerlik hizmetiniz sırasında sizin de benim bugün ve sayenizde yaptığım muhasebe ve değerlendirmeyi yapmaya ayırdığınız zamanınız oldu mu, boşuna telaşlandığımı vurguladığınız ve her şeye rağmen hala güvenilirlikteki yerini koruyan bu kitlenin duygu ve düşüncelerini, hassasiyet nedenlerini anlamaya çalıştınız mı hiç…

Eminim bunları yapabilseydiniz eğer, geçmişte bazı dönemlerde olduğu gibi bugün de benim duyduğum endişeleri siz de duyardınız ve tarzınızı tekrar değiştirirdiniz.

Daha da önemlisi “vatan” denilen toprağın endişelenecek ve gerekirse “uğrunda ölünecek” bir değer olduğunu ve bu değerin, sizin yazınızda ” bize göre düşman kuvvetler” olarak alaycı bir ifadeyle sıraladığınız, benim ise “var” olduğuna inandığım; Sevr’i hortlatmak isteyenlere, Lozan’ın intikamını almak için çırpınanlara, dahili ve harici bedhahlara, satılık ve kiralık aydınlara, holding medyasına, Amerika’ya ve Avrupa Birliği’ne emanet edilemeyecek kadar hayati önemde olduğunu belki öğrenirdiniz.

Yine de geç kalmış sayılmazsınız, çünkü ve maalesef ülkemizde bu endişeleri duymamız için uygun ortam ilgili ve yetkililerce her zaman oluşturulabiliyor. Bir gün mutlaka lazım olur.
Önemli olan “TEHLİKENİN FARKINDA OLMAK” …

 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007