Siyaset4 Nisan 2005 00:00

Erkan Mumcu'nun Tayyip Erdoğan gibi ABD ve Fethullah Gülen'den icazet aldığı ortaya çıktı!

İsterseniz bir beyin jimnastiği yapabiliriz kimleri Türkiye başına getirmek istiyorlar diye? Halk Partisi kendisini toplamazsa, bu yarışta en iyi ihtimalle yalnızca Meclis’e girmeyi başarır. DYP’de Ağar, Kürtçe şarkı söylemekle seçim kazanacak sanıyor, ama bizce siyasetçilik gibi başka şarkılar gerekiyor. . MHP ve DSP  hala kendini toparlayabilmiş değiller. Yani kala kala bir parti kalıyor. ANAP:  Biz bu partinin başına getirilen Mumcu’nun Amerika ziyareti sırasında bazı tarikat büyüklerini ziyaret ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.. Her ne kadar kendisi ziyaret ve el öpme konusunu yalanlasa da geçmişteki örneklerinden yola çıkarak politikacıların bazı olayları kolay inkar ettiklerini biliyoruz. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg

Geçen hafta sonu açıklandı, Türkiye akıl almaz boyutta büyümüş. Ekonomik rakkamlar açısından baktığınızda insana gurur veren bir şey ama ben memleketteki kardeşime ve yakınlarımın geçim durumlarına bakıp onlarla konuştuğumda, herkesin cebinde büyüme değil küçülme olduğunu anladım. Belki de her zaman büyüyenler gene Türk halkı adına büyüyüp durdular. Zaten onlar bizleri küçültme pahasına hep büyümemişler miydi? Bununla övünmek bilmem ne kadar doğru?

 Gelelim Türkiye’nin Amerika’daki imajına. Ben ne zaman Türkiye’ye izin için gelsem, arkadaşlarım, yakınlarım siyasi konular açılınca sorarlar; -Amerika bizi nasıl görüyor? Ne kadar önemli Amerika’nın bizi nasıl gördüğü, biz henüz anlayamadık, bizim Amerika’yı nasıl gördüğümüzü.  Ben de dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalışırım ama ya bana nezaketen o soruyu sordukları için, ya da duydukları o an işlerine gelmediği için kimsenin anlattıklarımı anlamak istemediğini de farkederim. Zira Türk mantığı ile ülkeler arası ilişkiler, ya futbol maçlarındaki maç sonuçlarına yada oradaki magazin haber ve kadın-erkek bizi beğenmeleri, kebab durumları ve mayo modelleri ile şarkıcılara bağlıdır. Yani bence açıkca ülkeler arasındaki çıkar ilişkileri Türkiye’de kimsenin umurunda değildir.

 Yalnız bu yıl ilk kez Tayyip Erdoğan ve ekibi, anlaşılamayan bir nedenle, Türk-Amerikan ilişkilerinde özellikle iki devlet yetkilileri arasında gerginlik olmadığı ve genelde ikili ilişkilerdeki gerginliğin bazı basın ve medya gurupları tarafından kasıtlı abartılıp kullanıldığı tezini işlemeye başladı. Bu açıklamayı anlamak mümkün değil. Ya Erdoğan ve ekibi çok büyüdü halkını anlamıyor, küçük görüyor, ya da halk umurunda değil. Ben 11 Eylül tarihinde New York’taki terör saldırısı ardından Türkiye’ye geldiğim dönemde konuştuğum herkes bu saldırının bir Amerikan-İngiliz-İsrail komplosu olduğunu konuşuyordu. O zamanlar hatırladığım kadarı ile AKP ekibinin suçladığı milliyetçi veya ulusalcı akımlar, bu tip suçlamalara dahil olmamıştı.

 Sonra Irak Savaşı öncesinde tezkere krizi, ardından başlarına torba geçirilen Türk Askerleri, Kuzey Irak’ta Türkiye’ye verilmeyen 5000 PKK’lı, Irak’ta yerine getirilmeyen ihale sözleri, Kıbrıs’ta ilişkiler düzelecek vaadiyle yaptırılan ve evet oyu çıkarılan refarandum sonrası yerine getirilmeyen sözler, bence Türk Halkını kızdırdı. Bunlara Washington’dan yapılan bazı açıklamalar da eklenince Türkiye’de görüşleri solda veya sağda olsun tüm ulusalcı guruplar arasında ABD’ye karşı  giderek artan bir tepki, bir kızgınlık başlattı.

 Evet doğru, aslında bugüne kadar hiç bir konuda şahsiyetli bir dış politikası olmayan ve de izlemeyen AKP iktidarının kimseye karşı kızgınlığı olamaz. Aslında onların kızgınlıkları, yavaş yavaş kendilerine muhalefet etmeye başlayan basın ve medya ile doğruyu söyleyen kişilere yönelik. Onlar içinde bulundukları çıkmazın karşısında ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı içindeler. İstedikleri paraları, istedikleri dış politik desteğini alamamanın kızgınlığı ile konuşuyorlar. Bu da normal. Yalnız normal olmayan ve siyasetçileri şaşırtan, ve bizim de daha önce defalarca hatırlattığımız, uyardığımız, Özal tek parti çoğunluk hükümetinin çöküşüne Ampul İktidarının bu kadar çabuk gelmesi.

Gerçeği söylemek gerekirse, Washington’dan Türkiye’nin görünüşü öyle AKP yöneticilerinin anlattığı kadar parlak değil, bana göre bırakın parlaıklığı görünmüyor bile denebilir. Nasıl olsun ki. 2005 yılı içinde 60 milyar dolar dış borç ödeyecek olan Türkiye’nin en büyük iki gelir kaynağı can çekişiyor. Tekstil sanayii tamamen çökmüş durumda. Gidin tekstilcilerle konuşun. Gelelim turizm sektörüne, burada da Türkiye’ye gelen turist sayısı fazla ama bundan beş yıl önce gelen bir turistin bıraktığını şimdi ancak beş ya da altı turist bırakıyor. Yani sayı değil, elde edilen kar önemli; anlaşılan o da yok. Şu anda varili 55 dolar olan petrol fiyatlarının gelecek yıl 105 dolara çıkacağı tahmin ediliyor. Yani kısaca ekonomik açıdan çok kötü bir tablo.

          Gelelim AB olayına. Almanya’da işsizlik yüzde 10’lara çıktı. Düşünün Almanya, AB ülkeleri arasında işsizlik oranı en düşük olanlardan biriydi. Doğal olarak öteki AB ülkelerinde de durum farklı değil. Türkiye’de bir Kürt devleti kurulmasını, Öcalan’ın hapisten çıkarılıp siyasete sokulmasını, Ermenilere tavizi, Yunanistan’a Ege’nin teslim edilmesini, Kıbrıs’ın bu pazarlıkta bir şey alınmadan verilmesini Türk Halkı gelecek seçimlerde kabullenebilecek mi sanıyorsunuz? Hiç sanmam.

 Kimsenin maaşı artmadı, geçimi düzelmedi, sürekli taviz veriyor. Emeklilerin yoksulluk sınırı altında olmasına karşılık, milyarlar alan milletvekilleri maaşlarına zam istemiş. İsterler ya. Başbakan ise 80 günde devrialem filmi gibi dünya turlarını sürdürüp duruyor. Herhalde Başbakanlıktan indirilmeden önce görmediğim ülke kalmasın diye. Aslında o dışardayken hükümeti çöküyor. Peki bunları Washington görmüyor mu? Tabii görüyor ve bence son ana kadar Ampul İktidarı sağılıp yerine getirilecek kişiler konusunda da çalışmalar yapılıyor. Yani sadece İncirlik tavizi ABD’nin dişinin kovuğunda kalır. Bakın bir zamanlar başbakana ve AKP’ye övgü dizileri yazan bazı satılık kalemler şimdi aldıkları talimatla döndüler. Bu kalemlerden bir eleştiri bir eleştiri ki sormayın gitsin.

 İsterseniz bir beyin jimnastiği yapabiliriz kimleri Türkiye başına getirmek istiyorlar diye? Halk Partisi kendisini toplamazsa, bu yarışta en iyi ihtimalle yalnızca Meclis’e girmeyi başarır. DYP’de Ağar, Kürtçe şarkı söylemekle seçim kazanacak sanıyor, ama bizce siyasetçilik gibi başka şarkılar gerekiyor. . MHP ve DSP  hala kendini toparlayabilmiş değiller. Yani kala kala bir parti kalıyor. ANAP  Biz bu partinin başına getirilen Mumcu’nun Amerika ziyareti sırasında bazı tarikat büyüklerini ziyaret ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.. Her ne kadar kendisi ziyaret ve el öpme konusunu yalanlasa da geçmişteki örneklerinden yola çıkarak politikacıların bazı olayları kolay inkar ettiklerini biliyoruz.

 Biliyorsunuz, ABD’de oturan bu tarikat liderleri, Tayyip Bey’e karşı başlattıkları operasyonu da bir kaç ay önce hızlandırmıştı. Sonra biliyorsunuz Washington bu ulu kişileri bir çok işinde daha önce de kullanmıştı. Neden şimdi de kullanıyor olmasın?. Evet, iktidar treni kalktı, belki çokta hızla gidiyor ama galiba makinistler bir bilgisayar tarafından yürütülen bu trende yalnızca gözlemci rolünü oynuyor gibi. Siz ne dersiniz?

Savaş Süzal