Devlet memurlarına 2008 yılında yapılacak zamlarla ilgili olarak hükümet ile memur sendikalarının Konfederasyonları arasındaki toplu görüşmeler yine gündemdeki yerini aldı.
Önceki yıllarda ne seyrettiysek yine aynı şeyleri seyrediyoruz, değişen hiçbir şey yok.
Hükümet adına yine o çok ve lüzumsuz konuşan sevimsiz Bakan, memurlar adına da iki tane bol gülücüklü sendika Başkanı.
Defalarca otururlar, gizli görüşmeler yaparlar ve bitiminde kameralar karşısına çıkıp birbirlerine espriler yaparak anlaşamadan ayrılırlar.
Görüntü ve sonuç birbirine o kadar zıttır ki, bol esprili görüntülere bakınca sanırsınız her konuda uzlaşmışlar. Halbuki, ortada yine uzlaşmazlık vardır.
Muhalefette iken her siyasî partinin dilinden düşürmediği bir söylem vardır:
“Devlet memuru hak ettiği maaşı ve sosyal hakları alamamaktadır. İşçi memurdan fazla alıyorsa o ülkede sosyal adaletten bahsedilemez, bu uygulamalar geçmiş iktidarların ayıbıdır. Biz iktidara geldiğimizde ‘eşit işe eşit ücret' uygulamasını başlatacağız”.
Ne kadar güzel sözler değil mi?
Hepsinin düşündüğü ve mikrofon uzatıldığında hemen kullandığı haklı sözlerdir bunlar.
Ancak nereye kadar? Gün olupta iktidar koltuğuna oturuncaya kadar.
Koltuğa oturunca bu sözlerin kullanma süresi dolar ve bu sefer şu sözler söylenmeye başlar:
“Efendim devletimizin bütçesi bu kadarına elveriyor. Gönül istemez mi hiç, keşke memurumuza daha fazla zam verebilseydik ama maalesef eldeki imkânlar bu kadar. Hem hükümetimiz memuru hiçbir zaman enflasyonun altında ezdirmemiştir ki”.
Komedyenin biri: “Türkiye' de komedi malzemesi bulmak hiç zor değil” derken, bu gibileri kastediyor olsa gerek.
Sadece işçilerin memurlardan fazla maaş alması değil problem.
İşçilere otobüs kartı, yemek ücreti, ikramiye, giyim yardımı gibi değişik adlar altında bir sürü ödemeler yapılırken, memurların her harcaması kesesinden olmak zorunda.
İşçi-memur arasındaki bu uçurumdan ayrı olarak bir de memurlar arasında uçurum var.
Meselâ, bir evrak memurunu ele alalım.
Şayet bu evrak memuru Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı veya Maliye Bakanlığı personeli ise yaklaşık 1.200 YTL maaş alır.
Aynı evrak memuru Tarım ve Köyişleri Bakanlığı veya Çevre ve Orman Bakanlığı personeli ise alacağı maaş 800 YTL civarındadır.
İş aynı iştir, evrağın üzerine numaratörü vurup kayıt numarası vereceksiniz ve ilgili birime imza karşılığı teslim edeceksiniz.
Bu ülkenin düşmanları, Moskofu, Yunanı, Ermenisi bir araya gelip bu memlekette çalışma barışını zedeleyici şeytanlıklar düşünse anca bu kadarını düşünebilirlerdi herhalde.
Memur şayet bu haksızlığa itiraz edip sesini çıkarmaya kalkarsa söylenen söz şu olur:
“Bugün sizin yerinizde olmak isteyen milyonlarca insan var, işinizin ve maaşınızın kıymetini bilin”
. Böyle diyenlere karşı âcizane tavsiyemiz şu olur; memurlar siz de seçim zamanları oyunuzun kıymetini bilin.
Bu seçimler memurlar için çok ucuza gitti. Evet, bu adaletsiz ücret dağılımına dayalı sistemi mevcut hükümet kurmadı, doğru.
Hükümet yaklaşık 5 yıllık tek başına iktidarlığı döneminde bu sistemi değiştirmek için en ufak bir girişimde dahi bulunmadı, bu da doğru. Dolayısıyla yanlışta ısrar geleneği bu iktidar zamanında da devam ediyor.
Hükümet, memur sendikaları Konfederasyonlarına 'eşit işe eşit ücret' prensibi çerçevesinde, değişik kurumlarda çalışan aynı statüdeki memurlar arasındaki ortalama 360 YTL' lik farkın 3 yılda ödenmesini önerdiklerini bildirdi.
Değişik kurumlarda çalışan aynı statüdeki memurlar arasındaki ortalama 450 YTL' lik maaş farkının kapatılması için geçen yıl bazı memurlara 90 YTL denge tazminatı ödediklerini anımsatan hükümet kanadı, kalan 360 YTL' lik farkın 3 yılda ödenmesi konusunda Konfederasyonlara öneride bulunduklarını bildirdi.
Hükümet ayrıca yüzde olarak bir zam teklifinde bulunmadıklarını ifade etti.
Cin fikirliliği görüyor musunuz?
Konfederasyonların yetkilileri de bu teklif karşısında hiçbir karşı teklif sunamadı şu ana kadar. “ Böyle komedi mi olur ” diye anında tepki göstermelerini mi beklediniz? Mümkün mü böyle bir şey?
Her seneki gibi hazırlıksız bir şekilde toplu görüşme masalarındaki yerlerini almış bu beyler. Arkalarındaki yarım milyondan fazla kişiden oluşan gücün farkında bile değiller.
Üç Konfederasyondan biri zaten her zamanki gibi toplu görüşmelere katılmama kararını erkenden açıkladı ve sözünde sabit durdu, onlar vurdulu kırdılı eylemler olursa varlar, araştırma gerektiren görüşmelerde yoklar.
Yetkili olmakla övünmekten başkaca bir marifeti olmayan diğer Konfederasyonun amacı belli;
“bu hükümet döneminde memurlar lehine bir tek kazanım elde etmeyelim, çünkü bu kazanım hükümete mal edilir ve hükümetin oy oranının artmasına sebep oluruz”.
Muhalif bir partinin arka bahçesi olmaktan öteye geçemeyince olacağı budur zaten, fazlasını beklemek ülke gerçeklerine ters düşer.
Yetkisiz ama hükümete yakınlığıyla etkili bilinen Konfederasyon ise üyelerince şu ana kadar tam bir hayal kırıklığı oldu. İstediği rakamdan birdenbire aşağılara doğru bir iniş gösterince ister istemez akıllar karışıyor. Bu Başkanın da koltuğunu dolduramadığı kesinleşti.
Türkiye İstatistik Kurumu her ay açlık sınırı ve fakirlik sınırı diye bazı veriler hazırlar.
4 kişilik bir aileye göre hesaplanır bu veriler .
2007 yılı tahmini değerlerine göre bu Kurumumuz açlık sınırını 222 YTL, yoksulluk sınırını ise 570 YTL olarak belirlemiş.
“Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa”!
Devletin tüm hizmetlerinin bizzat mutfağında çalışan memurun maaşına yapılacak zamlar için baz alınan acınacak kıstaslara bakınca “büyük devlet” hayali kuran memur var mı halen acaba?
Hasılı şunu çıkarmak mümkün; gerek Türkiye İstatistik Kurumu' nun ve gerekse hükümetle 1.5 milyon civarında memur adına pazarlık yapan Konfederasyonların yetkililerinin, devletin memuru olduğuna inanasımız gelmiyor. Hepsi kendi siyasî partilerinin memuru galiba !
|