|
|
|
Bundan
beş yıl önce Abdullah Gül'ün ya da onun gibi
birisinin cumhurbaşkanı
olacağı söylenseydi kimse inanmazdı.
Ama bugün Abdullah Gül, bütün
engellemelere, oyunun kuralı sayılmayacak müdahalelere karşın
Çankaya'ya çıkan kişi olmaktadır.
Pek çok çevre, "halkın dincileşmesi"ni,
"gericiliğin
güçlenmesi"ni, "Bu millet adam olmaz"a kadar varan
değerlendirmeler
eşliğinde bunun nedeni olarak öne
sürüyorlar.
Ama gerçek bundan daha
ötededir. Çünkü Abdullah
Gül'ü Çankaya'ya çıkaran son
seçimde seçilmiş
olan vekiller ve AKP'nin aldığı yüzde 46'yı aşan oy
görünse de, bu
seçim sonucu da pek çok iç ve dış
gelişmeyle birlikte ortaya çıkan bir
olgudur.
Bu gelişmelerin başında da ABD'nin Ortadoğu'ya müdahalesi ve
"ılımlı İslam" modeli olarak Türkiye'yi örnek
göstermesi; AKP'nin
GOP'ta ABD'nin verdiği rolü oynamak için son derece
hevesli bir parti
olarak ortaya çıkması vardır.
İkinci
önemli neden, AB'nin Türkiye'de
giriştiği "yeniden inşa"da, AKP'nin şahsında uyumlu bir
"işbirlikçi
hükümet" bulmasıdır.
Üçüncüsü
ise bu ilk iki koşulla sıkı sıkıya bağlı
olarak, IMF-Dünya Bankası önderliğinde
Türkiye'de uluslararası
sermayenin tam dolaşımının önündeki engellerin
kaldırılması programı
(IMF-TÜSİAD programı) açısından AKP'nin, hem yoksul halk
yığınlarını
hem de geleneksel devletçi güçleri
frenleyecek bir parti olarak dört
buçuk yıllık iktidarı boyunca hizmette kusur etmemesidir.
Ve nihayet
Gül'ü Çankaya'ya çıkaran son
etken, CHP ve arkasındaki asker ve sivil
güç odaklarının milliyetçiliği de
arkalarına alan statükocu, düzen
savunucusu tutumlarının halk
indinde AKP'yi (Gül'ü) "ehvenişer" bir
seçenek haline getirmeleridir.
CHP
stratejisinin statükoculuğu ve sonuçta
çökmesi, hem ABD'nin
hem AB'nin hem de öteki uluslararası sermaye merkezleriyle AKP ve
hükümetinin işbirlikçiliğinin
üstünü örten bir durumu da
yaratmıştır.
Ortaya çıkan durum, Türkiye
üstünden kendi çıkarlarını
gerçekleştirmek isteyen tüm güç
odakları için AKP'yi ve onun içinden
birinin cumhurbaşkanı olmasını sevinçle karşılamayı
kolaylaştırmış;
üstelik onlara,
"Bakın biz
Türkiye halkının iradesine ne kadar
saygılıyız"
deme fırsatı tanımıştır.
Teferruatından arındırırsak ABD ve
AB'den Gül'ün cumhurbaşkanlığı için gelen
mesajlar, seçimden önce de
sonra da son derece açık ve Gül'ü
destekleyici mahiyette olmuştur.
Bunlar, Gül'ün dostları, işbirliği yapılacak demokrat
kişilikli bir zat
olduğunu açıkça söylemişlerdir.
Aynı destek, kimi zaman lafı
geveleseler de iç ve dış büyük sermaye
çevreleri bakımından da geçerli
olmuştur.
Dolayısıyla şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Gül, ABD'nin,
AB'nin, IMF'nin Koçların, Sabancıların, yerli ve yabancı
tekellerin
çıkarlarının ortaklaştığı bir konseptin adayı olarak ortaya
çıkmış;
onların desteği ile Çankaya'ya çıkmaktadır.
Son seçimde AKP'nin kazandığı başarı, anketlerde
büyük çoğunluğun
Gül'ün Çankaya'ya çıkmasına
sıcak bakıyor olması, bu gerçeği, Gül'ün
halkın, Türkiye'nin çıkarlarının değil ama
büyük sermaye güçlerinin
Ortadoğu'da egemenlik peşinde koşan emperyalist
güçlerin çıkarlarının
savunucusu olacağı gerçeğini değiştirmez.
Çünkü
Gül'e kamuoyu
desteğinin arkasında, büyük sermaye
medyasının propagandası olduğu
kadar aynı zamanda Gül'ün seçeneği olarak
ortaya çıkan CHP
ve
arkasındaki güçlerin Çankaya'ya
çıkışı; "eşinin türbanlı olup
olamamasına" indirgemek dahil yaratılan "kaos" vardır.
Bu yüzden de
AKP'nin seçim başarısında olduğu gibi
Gül'ün Çankaya'ya çıkmasında
birinci rol iç ve dış sermaye güçlerinin
stratejisiyle AKP ve Gül'ün
uygunluğu ise, ikinci rol (ve bütün diğer ilişkilerin
üstünü örtme
rolü) CHP ve onun AKP'ye karşı stratejisinin halk tarafından
reddedilmiş olmasıdır.
Bu
yüzden de Gül'ü Çankaya'ya
çıkaran, büyük
ölçüde CHP olmuştur. Ve Gül, ironik
görünse de sıradan vatandaştan çok
CHP'nin de cumhurbaşkanı sayılır! |
|
|
|
 |
|