Asker, ABD'nin
bölgedeki ve Türkiye üzerindeki emperyalist
girişimleri ve uygulamaları ile karşı karşıya gelmeye çoktan
başlamıştı.
1990'lı yıllarda Eşref Bitlis ve Muavenet Zırhlısı olayları
buzdağının su üstündeki uzantılarıydı sadece.
-ABD, İngiltere ve
İsrail 1990'dan sonra Irak'ın kuzeyini yavaş yavaş hazırladılar. AB
ise, doğrudan Türkiye üzerinden, PKK'nin siyasal
zeminini oluşturarak, "Büyük
Ortadoğu Projesi'nin koçbaşı olan" Kürdistan
projesine destek verdi.
- Büyükanıt
Genelkurmay Başkanı seçildikten sonra, "Çekiç
Güç hataydı" diyerek TSK'nin tepkisini
ortaya koydu.
AKP iktidarından sonra "sınır ötesi tepkiler ve
operasyonlar" yavaş yavaş durdu ve sonunda sıfırlandı.
AKP iktidarı,
Washington ve Pentagon'un taleplerini geri çeviremezdi.
Zaten misyonu, bunu gerektiriyordu.
- "AKP
iktidarının siyaseti Washington'a endekslenince", siyaset
boşluğunu TSK doldurmak zorunda kaldı.
"Ordu Irak'ın kuzeyine müdahale ederek
Kürdistan projesini (ve PKK'ye desteği) engellemek
zorundaydı"; karşımızda, "PKK değil; ABD, AB ve
İsrail" vardı.
Öte yandan,
"AB süreci üzerinden Türkiye gevşetilerek
çözüştürülüyor
ve bölünmeye doğru
götürülüyordu."
- AKP'nin "ABD'ye
ve AB'ye endeksli bir iktidar konumuna getirilişi, TSK'yi, Cumhuriyeti
ve Lozan'ı savunmak için, politika yapmaya
yöneltti".
"TSK,
Cumhuriyetin tarafında olduğunu ve onu koruyacağını gösterdi"
demek daha doğru olur.
- e-muhtıra "yalnız
AKP'ye değil, arkasındaki ABD'ye de verilmiştir".
TSK'nin
karşısındaki AKP değil...
TSK, AKP ile
çatışıyor gözükmesine rağmen, aslında
AKP'nin arkasındakilerle çatışmaktadır. TSK'nin çatıştıkları,
ABD ve AB'dir.
- NATO ve AB
içinde, "müttefiklik
oyunları" oynanıp
ordu denetim altında tutulurken, AKP cephesi ve onun
ortakları ile baraj ateşi altına alınıyor.
- Bu düzen
(düzensizlik) içinde nereden nereye geldik, Irak'ın
kuzeyinde Kürdistan'ın ilk ayağı kuruldu; Türkiye'nin
güneydoğusu PKK, ABD ve AB'nin etkisi
altına alınıyor; olmayan Ermeni soykırımı, BOP adına dayatılmaya
başlandı; Fener Patrikhanesi Lozan'ı deldi; AKP "ılımlı İslam
yolunda" Cumhuriyete alternatif adımlar atmaya koyuldu.
"Dost ve müttefik oyunu
oynadığımız"
ABD ve AB bizi yavaş yavaş eritip ayrıştırıyor.
İktisadi, siyasi, köktendinci ve askeri ağlarla
Türkiye'yi "hiçbir ulusal refleks
gösteremeyeceğ i bir noktaya
sürüklüyorlar".
TSK bu oyunun içinde yer mi alacak?
Yoksa, emperyalizmle doğrudan yüzleşmeyi mi kabul edecek?
12 Nisan - 31 Mayıs
süreci
TSK'nin 12
Nisan'dan itibaren, AKP'nin arkasındakiler de dahil; işaret etmeye
başladıkları, "emperyalizmle yüzleşmenin ilk
sinyalleri olmuştur".
Ülkenin,
Lozan'ın kazanımlarından ve Cumhuriyetin değerlerinden uzaklaştırılmak
istenmesi karşısında ilk tepkilerini verdi.
22 Temmuz
seçimleri öncesinden başlayarak ABD ve AB'nin
bütün olanakları ile AKP'ye destek verdiğini
gördük.
- Büyük sermaye
medyası ile köktendinci medyası tam bir
bütünlük içinde
çalıştılar.
- ABD ve AB, "AKP'yi
iktidardan indirirseniz ekonomide kaos yaşatırız" tehdit ve
şantajını kullandılar. Hitler döneminde
Almanya'da yaşanan "faşist
propaganda yöntemi", Türkiye'de
uygulandı.
Emperyalizme ve
faşizme karşı olan ulusalcı ve toplumcu sesler, akla hayale gelmedik
yöntemlerle susturuldular.
Hedeflerin başında,
"emperyalizmle yüzleşmeye ve karşı
çıkmaya başlayan TSK geliyordu".
Amaç; emperyalizme karşı birleşmeye
başlayan ulusalcı güçleri ve TSK'yi sindirmekti.
TSK bu
gerçekleri gördü, yaşadı ve yaşamakta. Bundan sonra, emperyalizmle
başlattığı yüzleşmeyi sürdürecek mi? Yoksa,
her şey bitti mi diyecek?
Cumhuriyetin
değerlerini, Lozan'ın kazanımlarını ve Türkiye'nin
bütünlüğünü korumak
için TSK'nin kararlılığını sürdüreceğine
inanıyorum.
Ancak bu
kararlılığı sürdürmek için emperyalizmle
yüzleşmek kaçınılmazdır. Onunla
yüzleşmeden ne Cumhuriyet, ne Lozan'ın kazanımları ve ne de
Türkiye'nin bütünlüğü
korunabilir.
Şu anda
içine sürüklenmekte olduğumuz
süreç, TSK'nin emperyalizmle yüzleşmesinin
vazgeçilmezliğ ini en iyi biçimde kanıtlıyor.
TSK, altımızı oyan sahte "müttefiklerle ve
içimizdeki uzantıları ile yüzleşmek zorundadır".
|