|
|
8-9
Ağusstos 2007 günleri
medyada Köksal Toptan'ın TBMM
Başkanlığına aday olarak gösterileceği haberleri
nin
arasında
"göze çarpmayan" bir haber yer aldı:
Profilo Holding'in kurucusu ve
yönetim kurulu başkanı Jak Kamhi, başarılı
çalışmalarından ötürü
"Devlet
Üstün Hizmet Madalyası"yla
ödüllendirilecekti.
Kamhi,
ödülünü
16 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in elinden alacaktı.
O günlerde dikkat
çekmeyen haber, 16 Ağustos 2007 günü diğer
haberlerin önüne geçti.
Çünkü
madalya törenine
Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ta katılmıştı.
Sadece Büyükanıt mı?
Cumhurbaşkanı Sezer
ve eşi Semra Sezer,
TBMM
Başkanı
Köksal Toptan,
Recep Tayyip Erdoğan,
Abdullah Gül,
Kuvvet Komutanları,
YÖK Başkanı Erdoğan
Teziç,
TOBB Başkanı
Rifat Hisarcıklıoğlu,
Türkiye Musevileri Hahambaşı İshak Haleva da
oradaydı.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 20 Ağustos Pazartesi
günü
başlayacağı hatırlanacak olursa, Yaşar Büyükanıt'ın
katıldığı tören,
gazeteciler için "bulunmaz
nimet" sayılırdı.
Belki de Yaşar Büyükanıt,
Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin mesaj vermek
için törene katılmıştı.
Ancak
Yaşar Büyükanıt, bu
konuya ilişkin mesaj vermedi. Soruları "
dükkân
kapalı"
esprisi ile geçiştirdi.
1983
yılında kabul
edilen Madalya ve Nişanlar Kanunu uyarınca Sakıp
Sabancı, Rahmi Koç, İbrahim Bodur, Selçuk Yaşar,
Ayhan Şahenk, Halis Toprak, Şakir Eczacıbaşı gibi holding patronları da
aynı madalya
ile ödüllendirilmişlerdi.
Ancak
daha önce "Devlet
Üstün Hizmet Madalyası
"
törenlerinde "devletin
zirvesinin" buluştuğunu kimse hatırlamıyordu.
JAK
KAMHİ' Yİ ÖVMEK İÇİN ATATÜRK'E'E İFTİRA
EDİLİYOR
Cumhurbaşkanı Sezer,
madalya töreninde
yaptığı
kısa konuşmada:
"Atatürkçü
düşünceye içtenlikle bağlı Sayın Kamhi,
başkanlığını uzun yıllar sürdürdüğü
İktisadi Kalkınma Vakfı
aracılığıyla ve kişisel çabalarıyla, Atatürk'ün
Türk Ulusuna hedef
gösterdiği kalkınma ve çağdaşlaşma yolunda
önemli bir aşama olan Avrupa
Birliği yönelimine güçlü destek
sağlamıştır"
diyordu.
Cumhurbaşkanı Sezer, Avrupa Birliğ
ine yönelimi, "Atatürkçü
düşünceye içtenlikle bağlı olmanın sonucu"
olarak göstermese,
bu cümlenin üzerinde durmaya gerek olmazdı
.
Çünkü Sezer, AB'nin
Türkiye'ye dayatmalarına karşı açık bir tutum
almamıştı. Ne var ki; AB
Komiserlerinin "Kemalizm'i
unutun" direktifleri ortada iken, Jak
Kamhi'yi övebilmek için "teslimiyetçi
politikaları" Atatürk'e
dayandırmaya kalkması, Jak Kamhi'ye verilen
önemin göstergesi oluyordu.
Cumhurbaşkanı Sezer,
konuşmasına şöyle devam etti:
"...
Sayın
Kamhi, ülkemizin tanıtılması ve uluslararası alanda
karşılaştığı
sorunların giderilmesi yolunda yılmadan ve içten bir
özveriyle
çalışmalarını sürdürmektedir. Sayın Jak
Kamhi bu yurtseverliği ve
çalışkanlığı ile Ulusumuzun
övgüsünü kazanmıştır..."
Jak Kamhi'nin "yurtseverliği" ve "uluslar arası alanda
karşılaştığımız sorunların giderilmesi yolundaki" çalışkanlığı
ile ulusumuzun övgüsünü kazandığı"
görüşü, ilk bakışta "sıradan" bir
cümle izlenimi yaratıyor. Jak
Kamhi'nin kimliğine ilişkin olgular yan
yana getirildiğinde, bu sözlerin anlamı değişiyor.
JAK
KAMHİ'NİN İTİBARI
Jak
Kamhi kendisi ile yapılan
bir röportajda 2000'E DOĞRU Dergisi'ne şunları
söylemişti:
"Kimseden
saklamıyorum. Gayet normaldir ki, benim İsrail'e karşı gayet
müspet
hislerim var. Bu tabii bir şeydir. Bunun önüne
çı
kılamaz. Benim İsrail'e karşı sempatim olması, İsrail'in
Türkiye ile iyi ilişkilerini arzu etmem, birçok konuda
müspet ilişkilere girilmesi, İsrail ile barışa kavuşulması
temennilerim, görüşüm olur ama iddiam olmaz. Türkiye-İ
srail ilişkilerini tayin edecek olan
Dışişleri Bakanlığı'dır."
Jak
Kamhi İsrail ile ilişkiler konusunda topu hükümete
atıyordu ama 1991 yılında Akbulut Hükümeti sı
rasında Dışişleri Bakanı Kurtcebe Alptemuçin'den aldığı
"üstün hizmet
madalyası" devletler arasındaki ilişkide etkinliğinin sonucuydu.
Jak Kamhi, bu
gün daha rahat konuşuyor.
Türkiye'nin şehit cenazeleri ile sarsı
ldığı, çarşılarında patlayan bombalarla sallandığı,
mayınlarla boğuştuğu günlerde, TİSK'in
İşveren Dergisi'nin Haziran 2007 tarihli sayısında, AKP'yi
överken
şunları söylüyordu:
"...Türkiye'nin
ABD ile ilişkileri sıhhatli bir
seviyeye ulaşmaktadır. Ayrıca AB ile ilişkilerin müzakere
seviyesine
erişmesi, politik yönümüzün
sıhhatli olduğunun işaretini veriyor.
Sosyal politikalara gelince, kademeli bir şekilde AB kriterlerine uyma
mecburiyetindedir..."
Kendisine
tekrar "Üstün
Hizmet Madalyası" verileceği
açıklandıktan sonra
J. Kamhi, AB,
ABD, İsrail
ve Türkiye gibi tarafların bir araya gelmesiyle
pek çok soruna çözüm
üretilebileceğini vurguluyor ve çeşitli
ülkelerde üst düzeylerde
kurduğu ilişkiler ve işbirlikleri
sonucu önemli bilgilere sahip olduğunu
belirtiyor.
Jak
Kamhi'nin bir özelliği de Türkiye'ye gelen
üst düzey abd
diplomatlarına "evinde
yemek veriyor" olması.
Türkiye'de görev
yapan abd büyükelçileri, sonradan başka görevlerle
Türkiye'ye geldiklerinde istisnasiz j.
Kamhi'nin misafiri oluyorlar.
J. Kamhi,
bilderberg'in de davetlileri arasında.
Avrupa'nın "creme
de la creme" işadamı örgütü
olarak bilinen Avrupa sanayicileri yuvarlak masası, ert'ye 1991 yılında üye olarak
çağrılan ilk Türk sanayicisi olan
Kamhi, uluslararası
alanda yaptığı çalışmalar
nedeniyle Fransa hükümeti'nden 1991 yılında "Legion
d"Honneur", 1997"de
Fransa Cumhurbaşkanı'ndan "Commandeur dans l"Ordre National du Merite",
2003 yılında İspanya Kralı'ndan "Commander of the Order of the Spanish
Civil Merit" nişanlarını almıştı.
Kamhi'nin ödülleri arasında; 1992
yılında Türk-Amerikan Dostluk Konseyi tarafından verilen
liderlik
ödülü, 2003 yılında Türkiye
Hahambaşılığı-Türk Musevi Cemaati"nin
"Takdir ve Teşekkür" plaketi bulunuyor.
AZILI
AB YANDAŞLIĞI
J. Kamhi, Cumhurba
Jak
Kamhi Cumhurbaşkanı
Sezer'in (farklı kelimelerle) belirttiği gibi "azılı bir AB yandaşı"...
J.
Kamhi'nin kurucusu bulunduğu
(İKV) İktisadi Kalkınma Vakfı'nın
öncülüğünde; TOBB, DİSK, TESEV,
Türk-İş, TİM, İSO, İTO, YASED, TÜRSAB, ATO, Kal-Der,
MÜSİAD, TİSK, İMKB
gibi 175 sivil toplum
örgütünün yayımladığı bildiriyi
hatırlayacaksınız...
O
bildiriden halkımıza söylenen yalanların, yaratılan hayallerin
ve AB adına yapılan dayatmaların bir kısmını nakledelim:
"Tam
üyelik yükümlülüklerini
ekonomik, siyasi ve sosyal tüm alanlarda ülkemizin
ihtiyaç duyduğu
reformların gerekleri olarak algılıyoruz. Tam üyelik hedefi
tüm siyasi
partilerce benimsenen ve desteklenen bir devlet politikasıdır.
Bugün 40
yılı aşkın bir süredir devam eden bu ulusal davanın hayata
geçirilmesinde tarihi kavşaktayız. Türkiye, AB tam
üyelik hedefine hiç
olmadığı kadar yakın. Milletvekillerimizden bu tarihi sorumluluğun
bilinci ve sağduyusu ile hareket etmeyi
sürdürmelerini bekliyoruz.
Ülkemizin geleceğini şekillendirecek, gençlerimizin
yarınlara güvenle
bakmasını sağlayacak, bu çağdaşlaşma projesinin
süratle
gerçekleştirilmesini talep ediyoruz.
Bizler
bu bildiride imzası
olan sanayici, tüccar, çiftçi, esnaf,
serbest meslek mensubu, işçi,
akademisyen, öğrenci, medya temsilcisi, tüm kesimler:
Birey ve toplum
olarak geleceğimizi AB'de görüyoruz. Gelecek
kuşaklara çağdaş dünyayla
bütünleşmiş, güçlü bir
Türkiye bırakmanın sorumluluğunu taşıyoruz.
AB'yi kendimiz, çocuklarımız, geleceğimiz için
istiyoruz. Türk toplumu
olarak kesin kararlıyız. Türkiye'nin yeri AB'dir. Kaybedecek
zamanımız
yoktur."
J.
Kamhi ile birlikte o bildirideki bazı imzaları da
yazalım:
Murat Belge,
Ertuğrul Özkök, Mehmet Altan. Mehmet Y. Yılmaz, Ali
Bayramoğlu, İsmet Berkan, Prof. Dr. Haluk Günuğur,
Süleyman Çelebi,
Özdem Sanberk Halit Narin, Can Paker.
Kısacası "malum"
cephe...
J.
Kamhi'nin "Devlet Üstün Hizmet Madalyası "nı ne
kadar önemsediği bilinmez ama ödül
töreninde, "devlet
zirvesi mensuplarının" yüzüne baka-baka;
ABD, İsrail
ve AB'nin bugün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" hedefi
doğrultusunda çaba
sarf ettiğini" söyledikten sonra "alkışlanmış
olması ihtimali" çok
hazin bir görüntü yaratıyor.
Barzani-Talabani
cenahından
ülkemize yöneltilen saldırı ve tehditlerin arkasında
ABD'nin ve İsrail'in bulunduğunu Türkiye'de
Tayip Erdoğan "bile" reddedemiyor.
Komutanlar ise bunu sık-sık dile getiriyor. Çok değil, on
gün sonra, 30
Ağustos törenlerinde, askeri komutanlıkların devir ve teslimi
sırasında
bu gerçekler, yine dile getirilecek. Tam da bu sırada, J. Kamhi'ye
"Devlet Üstün Hizmet Madalyası" verilmesi ne anlama
geliyor?
Bakanlar
Kurulunca yürürlüğe
konulan "Devlet Madalya
ve Nişanları Yönetmeliği"nin 4. maddesi ile J.
Kamhi'ye verilen "Madalya"yı birlikte değerlendirmek,
gerçekten "yüz
kızartıcı" oluyor.
Yönetmeliğin 4. maddesinde "Madalya" şöyle
tanımlanmış:
"Bu Yönetmelikte
geçen Madalya; yurtiçinde veya dışında,
Türkiye Cumhuriyetinin bekasında, ülkenin ve milletin
bölünmez
bütünlüğünün korunmasında,
Devletin yücelmesinde ve milli menfaatlere
katkıda, hizmet ve vazifede, üstün feragat, fedakârlık, başar
ı ve
yararlık gösteren kişilere verilen muhtelif cins ve değerde
bir sembolü ifade eder".
Bu
tanımlama
ile J. Kamhi'nin törende söylediği
sözü kim, nasıl bağdaştırabilmektedir?
J.
Kamhi'ye madalya verilmesi, mevcut olgular ve yapılan
konuşmalar dikkate alındığında; bu olayın yegane anlamı, J. Kamhi
üzerinden ABD, AB ve İsrail'e teslim olunmasıdır.
Bu tutum ile
ülkemizin bütünlüğü nasıl
savunulacaktır?
Türkiye'nin altına mayınları
döşeyen, çarşılarında bombaları patlatan ABD ve
İsrail'e, "tedarikçi"
AB ülkelerine, Irak'ın kuzeyindeki "
kuklaları"na ne
denilmiş olmaktad
ır?
J. Kamhi'nin,
"ABD, AB ve İsrail'in
barış için çabaladığı" yalanlarını hiç
utanmadan söylediği mekânda,
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın bulunması "iyi olmuştur"
denebilir mi?
Yaşar Büyükanıt, bu
mekanda bulunmak zorunda mıdır?
Yaşar Büyükanıt'ın yüzüne karşı
söylenen bu laflardan sonra Mehmetçiklerimizin,
üst rütbeli komutanlarımızın cenazelerinde söylenen
sözlerin ne kadar ağırlığı kalmıştır?
Bu
olayda başka bir
"garabet" daha var:
"Devlet Madalya ve Nişanlar
ı Yönetmeliği"nin 22.
maddesine göre;
"Madalya alacak Türk vatanda
şlarının
listesi her yıl Başbakanlıkça 29 Ekim'de ilan edilir. Bu
ilanda,
madalyanın hangi tarihte ve nerede tevcih edileceği belirtilir."
Cumhurbaşkanı
Sezer'in "giderayak" bu madalyayı J. Kamhi'ye takması nasıl
mümkün olmuştur.
Bu nasıl bir uygulamadır ki, J. Kamhi
için, yasal mevzuat çiğnenebilmektedir?
Bu
nasıl bir
sistemdir?
Böyle
bir sistemde BOP Eşbaşkanı
olduğunu göğüslerini gere-gere ilan edenler, baş tacı
edilir.
Abdullah Gül, devletin tepesine oturtulur. Türban
püskülü de o tepede sallanır-durur. Görülüyor
ki; beş yıllık AKP
iktidarı sonunda
Türkiye;
ABD, MOSSAD, TÜSİAD "şeytan üçgeni"ne düş
ürülmüştür.
İçine
düşürüldüğümüz
sistemin adı da
Jak
Kamhi Cumhuriyeti'dir.
|
|
|
 |
|