| ABD'nin yalnız bu günlerde değil, uzun yıllardan beri Türkiye ile dalga geçmekte olduğunu, geçmiş bazı olaylara bakarak hatırlamamız mümkündür. Bu dalga geçmenin kökeninde yatan sinsi düşünceleri yazımızı okuyanlar kolayca anlayacaklar.
Rahmetli Turgut Özal'ın Başbakanlığı yıllarında yaşanan garip bir
olayla başlıyoruz yazımıza.
Cudi Dağında kalabalık bir PKK grubu çembere alınmıştı. Kuşatma ve çatışma birkaç gün boyunca devam etti. PKK lılar çok güç durumdaydı. Teslim olmakla, ölmek arasında seçim yapacak hale gelmişlerdi. İşte bu aşamada garip bir olay yaşandı. İki ABD helikopteri bölgeye geldi. Kuşatma altındaki PKK teröristlerine on yedi çuval dolusu gıda maddesi, ilaç ve mühimmat atarak bölgeden uzaklaştılar. Olaya şahit olan bir astsubay başçavuş, durumu ilgililere rapor etti. Olay bilgileri Genelkurmaya ve Başbakana ulaştırıldı.
ABD yetkilileri ile temasa geçilerek, olayın nedeni soruldu. ABD'den gelen açıklama ve özür kargaları bile güldürecek kadar acayip ve aptallarla bile yutturulamayacak kadar da komikti.
ABD'nin açıklamasına göre Diyarbakır'dan kalkan Çekiç Güç helikopterleri yolu şaşırmışlardı. Güneye gidecekleri gerekirken, yolu şaşırarak kuzeye yönelmişlerdi.
Çağın en gelişmiş teknolojik ve elektronik donanımına sahip bu helikopterler gittikleri yönü bile şaşıracak kadar acizlerse, neden kuzeye değil de, mesela batıya yönelmediler?
Neden yolu şaşırarak, bir gün de Gaziantep'e çuvallarla erzak, ilaç ve mühimmat atmadılar?
ABD helikopterlerine yüklenen ve yalnızca PKK'nın ihtiyaçlarına yönelik on yedi çuval malzeme de mutlaka yanlışlıkla yüklenmiş olmalı. Güney yerine kuzeye yönelen dangalak pilotlar da uyuşturucu mu kullanmışlardı acaba?
Yoksa ulaşacakları hedefin koordinatlarını veren, helikopterleri havada izleyen, ilgili malzemeleri dağın tepesine bırakmalarını emreden komutanlar mı dangalaktı?
Aslında bu olayı okuyan sizler dangalağın kim ve kimler olduğunu daha
kolay bir şekilde anlamış olmalısınız...
PKK'yı bugünlere taşıyanların ABD olduğunu bilmemek dangalaklığın
zirvesinde kamp kurmaktır.
**
Irak işgalinin ardından yaşanan, on bir er ve subayımızın başına çuval geçirme olayı hala hafızalarımızı tahrik ve taciz etmekte.
O olayda da ABD dansözlüğü elden bırakmadı.
Olaya yine yanlışlık süsü verilmesi denendi ama bu defa yutturmayı başaramadılar. Hükümetimizin dili tutulmuştu. O günlerde hükümetten aklı başında ve gerektiği
şekilde bir tepki geldiğini hatırlamıyorum.
ABD icazetli, el altından verilen sözleri yerine getiremeyen AKP iktidarı resmen şok olmuştu.
Bu olayda TSK bürosundaki bilgisayarlara el konuldu. Askerlerin başına Irak'lı esirlere uygulanan metotla çuval geçirildi. El konulan bilgisayarlar tahrip edildiler. İçindeki bilgilerin gizlilik derecesini ise bilemiyoruz.
Bu olay nedeni ile ilgili ABD makamları özür dilediler mi?
AKP iktidarının bütün ısrarlarına rağmen özür dilenmedi. Neredeyse bizim özür dilememiz istenecekti.
Çuval olayının amacı verdiği sözlerin arkasında duramayan AKP iktidarına gözdağı vermek, TSK' ni küçük düşürmek, moralini bozmaktı. Türkiye siyasetinin ve Meclis'in duyarsızlığı nedeniyle TSK de bir şey yapamadı. Çuval olayını yutmak zorunda kaldık.
Ancak, Türk halkı yutmadı. Türk halkı ABD'yi dostluk defterinden bütünüyle sildi. Nefret ve öfke dönemi başladı.
Türk halkının tepki ve nefretinden rahatsızlık duyan ABD, hükümete baskı yaparak, komiklik ve dangalaklığını sürdürdü. AKP iktidarından Türk halkının ABD'yi sevmediği, sevmesi için de gerekeni yapmasını istedi. Demek ki, ABD emredecek, Türk halkı da ABD'ye aşık olacak...
Bu Türkiye ile dalga geçmenin ve hafife almanın açık göstergesi değil mi?
**
TSK Kuzey Irak sınırına yığınak yapmakta. Artan PKK saldırıları ve şehit sayısının verdiği rahatsızlık bunu gerektirmekte.
Sınırdaki hareketlilik haftalardır devam ediyor. Sınır boyunca Türkiye'ye geçmeye çalışan kalabalık PKK teröristleriyle çatışmalar yaşanıyor.
TSK helikopterleri sınırın sıfır noktasında keşif uçuşları yapmaktalar. Türk F 16 ları zaman zaman bölge üzerinde uçmakta...
Geçen gün iki ABD F 16 savaş uçağı garip bir şekilde sınırı geçerek Türk Hava Sahasını ihlal ettiler.
Üstelik anlık bir ihlal değildi bu. En uzun süreli (Dört dakika) bir hava sahası ihlaliydi. İşin garip tarafı, ABD savaş uçaklarının ihlal ettiği bölge, TSK nin yığınak
yaptığı bölgenin hava sahası.
Diyarbakır'dan savaşan şahinler havalandı ama bu süre içinde ABD uçakları sınırın güneyine geçerek, izlerini kaybettirdiler. ABD'ye verilen notanın yanıtı da bizimle dalga geçtiklerinin net bir ifadesi. Güya ABD savaş uçakları yanlışlıkla sınırı geçmişler.
Bölge üzerinde cirit oynayan ABD askeri uyduları, İncirlikteki Amerikan radarları, Diyarbakır yakınlarındaki Echel Mobil sistemi, Irak coğrafyasındaki ABD radarları, uçakların havalandıkları üsten izlenmesi ve uçak gemilerindeki gelişmiş radarlar, uçaklarda bulunan ve hata yapması mümkün olmayan elektronik donanımlara rağmen, bu dangalaklar hata yapıyorlar ve biz de buna inanacağız.
Kendileri eşekse, herkesi de eşek mi sanıyorlar acaba?
Farzedelim ki, yanlışlık olduğunu kabul ettik.
Bu olay iki pilotun yanlışlığı ile sınırlı değil ki. Böyle bir yanlışlık ABD ordusunun Irakta görevli üst düzey komuta kademeleri ile, gelişmiş ABD teknolojisinin her an, her yanlışı yapacağı anlamını taşır.
İncirlikten Basra Körfezine uzanan bölge içindeki bütün ABD radarları yanılmıştır. Bölge üzerindeki çok sayıda ABD askeri uyduları yanılmıştır. Uçakların havalandığı uçak gemisi personel ve yönetimleri yanılmıştır.
Yanlış yöne giden savaş uçaklarını uyarmakla görevli sistem yanılmıştır. Teknoloji harikası savaş uçaklarının yön ve hedef belirleme sistemleri yanılmıştır. Yükseklerden yerdeki bir karıncayı bile tesbit edebilen ABD askeri uyduları yanılmıştır. Bu yanlışları
izleyerek varacağımız en son nokta ise Pentagon yanılmıştır...
Yahu, dünyanın süper gücü, dünyanın pislik üretmekle görevli jandarması, dünyanın en gelişmiş savaş teknolojisi bu kadar dandik mi?
ABD başkanının aptal olduğu tescilli ama, ABD ordusunun aptal olduğu tescilli değil. Ancak, ortada net olarak görünen bir aptallık var.
Acaba aptallık nerede ve kimde?
Sanırım bu sorunun yanıtı Aziz Nesin'de.
Şahsen ben, TSK 'nın moralini bozmaya çalışıldığından ve Türkiye ile
dalga geçildiğinden kesinlikle eminim.
Biz alaya alınacak bir devlet miyiz?
1402, Ankara savaşında Topal Timur Yıldırım Bayezit'i esir aldığında
şu ünlü sözleri sarfetmişti.
--Dünya senin gibi bir körle, benim gibi bir topala mı kaldı?
Tarih tekerrür ediyor. Şimdi de dünya aptallara kaldı. Bu aptallık
oyunu Türkiye üzerinde yoğunlaşmakta.
|