Siyaset30 Temmuz 2007 00:00

Güneydoğumuzda Barzani Operasyonu - Mehmet Özdemir

Mesud Barzani'nin Güneydoğumuza yaptığı kültürel operasyonun bir ayağını da Türk işadamı İlknur Çevik tarafından inşa edilen[19] Erbil kentindeki Selahattin Üniversitesi oluşturuyor. Yaklaşık olarak Türkiye'den 2 bin gencin öğrenim görmek için başvurduğu saptanan Selahattin Üniversitesinde kabul edilen öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor ve ayda kişi başına 100 dolar burs veriliyor.[20] Bu öğrencilerin mezun olduktan sonra Türkiye'de "eğitimli Barzani misyoneri" olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. buscopan link buscopan pluscialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponkamagra link kamagra gel

Güneydoğumuzda Barzani Operasyonu

Mehmet Özdemir - 21. Yüzyıl
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  30.07.2007
   

Terör örgütü PKK'nın elebaşısı Abdullah Öcalan'ın yakalanış sürecini bütün Türkiye gibi biz de büyük bir heyecanla izlemiştik.


Şimdi dönüp baktığımda o günlerden belleğimde kalan Apo'yu Türkiye'ye getiren ekipten iki görevlinin çaktığı "beşlik", korkudan titreyen ve "Annem de Türk'tü, yardıma hazırım" diyen bir adam var.

O günlerde Türkiye'deki genel kanı Öcalan'ın asılacağı şeklindeydi.

Evet, otuz bin insanımızın kanına girmiş, ülkenin kaynaklarının heba olmasına sebep olmuş bölücü başı mutlaka asılacaktı. Neden bilinmez, aynı günlerde Apo'yu bize ABD'nin verdiği ve izinsiz asamayacağımız çok konuşulur oldu.

Sonraki günlerde bunun kuru bir laf değil, açık bir hakikat olduğunu gördük. Dönemin Başbakanı ve Apo operasyonu ile partisi oy patlaması yapan Bülent Ecevit bile, çok sonraları, ABD'nin Apo'yu bize niye verdiğini hala bilmediğini ifade etmiyor muydu?

Devam eden süreci hatırlayalım.

Herkes TSK ve iktidar ortağı MHP'nin baskısı ile Apo asılacak, diye beklerken Türk Milleti bir şok yaşadı. Çünkü ne olduysa oldu, sanki bütün oyuncular yükseklerden bir yerden "ilham" alırcasına Apo'nun idamını sümenaltı ettiler ve bir müddet sonra da onu ipten aldılar.

Her ne kadar, Ecevit anlamadan vefat etse de, ABD'nin Apo'yu Barzani'nin yedeğine aldığını ve Öcalan'ı koruma görevini de Türkiye'ye verdiğini anlamak biraz tarih ve strateji bilgisi olanlar için kısa sürmeyecekti.

Belli ki, dönemin Başbakanı ne ABD'yi tanıyordu ne de İngilizlerin defalarca kullandığı ve Hindistan'da yedekte beklettiği Şeyh Mahmut Berzenci'yi...[1]

ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesini ilan ettiği ve yirmi küsur devletin sınırlarının değiştirileceğini söylediği günlerde "Bağdat ile Diyarbakır'ı birleştirmek" iddiasında olan Recep Tayyip Erdoğan görevini açıkladı: BOP'un eşbaşkanı...

İlerleyen günlerde ise "İnşallah BOP gerçekleşir ve Diyarbakır BOP'un parlayan yıldızı olur" diyerek ilginç (!) açıklamalarda bulundu. Evet, önceden zemini hazırlanan BOP'un uygulaması açıkça başlamıştı...

BOP neydi?

Bir ABD projesi olan ve tamamen ABD çıkarlarına hizmet eden BOP eşbaşkanlığında Türkiye Cumhuriyeti başbakanının ne işi vardı?

Diyarbakır ile Bağdat'ı birleştirmek neydi ve Diyarbakır ne demeye BOP'un parlayan yıldızı olacaktı? Ne yazık ki bu sorular gündemi fazla işgal etmedi, yeterince üstünde durulmadı; çünkü gündemi oluşturanlar da BOP'un bir parçasıydı...

Tam bu açıklamaların ardından hayata geçirilen uygulamalar BOP eşbaşkanı olan Erdoğan'ın "Diyarbakır ile Bağdat'ı birleştirmekten" neyi kastettiğini de yavaş yavaş su yüzüne çıkardı.

Amaç, Büyük İsrail'e yer açacak ve ilerleyen zamanlarda tedricen "Kürtsüzleştirilecek" bir Kürdistan'ı[2] Bağdat ile Diyarbakır arasında inşa etmekti.

Bunun yolu ise Türkiye'nin güneydoğusu ile Irak'ın kuzeyini ekonomik, kültürel ve siyasal açıdan birleştirmekten geçiyordu ki, bugünlerde bu süreç hızla işliyor. Şeyh Mahmut'tan sonra "Kürdistan" yeni "kral"ına da kavuşuyordu: Mesud Barzani...[3]


Ekonomik Birleşme

Irak'ın Kuzeyi ile Türkiye'nin güneydoğusunu birleştirmenin en önemli ayağı ekonomik alanda birleşmeyi sağlamaktır. Hem Kuzey Irak'ta hem de Türkiye'nin güneydoğusunda ekonomik birleşmeye yönelik Barzani kontrollü çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

Mersin Ticaret Bölgesi'ndeki Barzani etkinliğini ve Kuzey Irak'a yapılan ticarette Habur Sınır Kapısının rolü kamuoyunun yakından bildiği bir konudur.

Bazı kaynaklar sadece Mersin'de Bağdat'a odaklı 171 firma olduğunu ve güneydoğuda bu firmaların 300'ü aştığını söylerken,[4] askeri istihbarat kayıtları da resmi ve gayrı-resmi olmak üzere Kuzey Irak ortaklı toplam 175 firmanın tespit edildiğini ortaya koyuyor.[5]

Buna karşılık Kuzey Irak'ta yayımlanan 26 Ekim 2006 tarihli Hevlati dergisi de Kürt yetkililerinin bilgilerine dayanarak 314 Türk şirketinin bölgede ihale aldığını söylüyor.[6]

Bugün Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ticaret faaliyetlerinin çok büyük bir bölümü Kuzey Irak'la yapılmaktadır. Bölgede Barzani'nin etkili ve yetkili birçok Türk vatandaşı ile ticari ortaklıklar kurduğu, Türkiye'de birçok iş aldığı bilinmektedir. Ayrıca bölgeden birçok insanın da Kuzey Irak'ta ihale alması sağlanmaktadır. Bunlar tanınmış siyasetçiler ve ailelerden, köy muhtarlarına kadar çok geniş bir yelpazeye yayılıyor.

Nüfusu 263.676 olan ve Araplar ile Kürttürklerinin karışık yaşadığı Siirt gibi bir ilde bile Kuzey Irak'ta işçi ve işveren olarak 500 kişinin çalıştığı[7]ölgedeki bütün işadamları için Kuzey Irak ile ticari faaliyete girmek adeta bir zorunluluk halini almıştır.

7 Eylül 2004 tarihinde Türkiye'yi ziyaret eden Kürdistan Demokratik Partisi Bölgesel Yönetim Sorumlusu Neçirvan Barzani'nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den

"Türkiye ile ticaret hacminin arttırılması"

talebinin ardından[8] Kuzey Irak'la yapılan ticaretin her geçen gün arttığı da devletin resmi istatistiklerinin söylediği açık bir gerçektir. yerel basına yansımıştır. Bu buzdağının sadece görünen kısmıdır; çünkü Güneydoğumuz ile Kuzey Irak arasındaki ekonomik bütünleşmeyi sağlayan ticari faaliyetlerin emareleri yalnız bunlar değil.

Barzani'nin daveti üzerine Kuzey Irak'a giderek Barzani ile görüşen Leyla Zana'nın "ihaleler için teşekkür etmesi" ayrıca değerlendirilmelidir. [9]

Kuzey Iraklı işadamları ile Türk işadamlarını bir araya getiren, tanışmalarını ve iş imkânlarını birleştirmeyi sağlayan "Uluslararası Ortadoğu Endüstri Fuarı" da bu birleşmenin bir diğer ayağını oluşturuyor.

Her yıl Diyarbakır'da Bo-Tan Uluslararası Fuarcılık Ltd. Şti. tarafından organize edilen ve sonuncusu 20 Eylül 2006 ile 24 Eylül 2006 tarihleri arasında genel sanayi ve ticaret, endüstriyel otomasyon, ölçme aletleri, enstrümantasyon, kalite kontrol, proses kontrol, hidrolik, pnömatik konularında yapılan fuar,[10] Kuzey Irak'la ekonomik ilişkileri kuvvetlendiriyor.

2007 yılında Süleymaniye ve Dohuk'ta kurulması öngörülen iki serbest ticaret bölgesinin de[11] Kuzey Irak'ı Güneydoğulu vatandaşlarımız için güçlü bir çekim merkezi haline getireceği unutulmamalıdır.

Ekonomik birleşmenin bir boyutunu da sınıra yakın bölgelerde kaçakçılık oluşturuyor. Sınırda yaşayan için vazgeçilmez geçim kaynağı olan kaçakçılık, bölge halkını ister istemez Kuzey Irak'a ve Barzani'ye yakınlaştırıyor.

Kısacası Güneydoğu'da ve Kuzey Irak'ta yaşanan gelişmeler ABD'nin Türkiye eski büyükelçisi Pearson'un 17 Temmuz 2003'te Türkiye Müteahhitler Birliği'nin verdiği yemekte söylediklerini destekleyici yönde hızla ilerliyor:

"Türkiye'nin güneydoğusuyla Irak'ın kuzeyi tek bir ekonomik bölgedir." [12]


Siyasi Birleşme

Mesut Barzani, babası Molla Mustafa Barzani'den kalma nüfuzunu da kullanarak Güneydoğumuzda siyasi teşekküller kurduğu ve kendi emrine Türk siyasetçileri aldığı önceden beri biliniyor.

Bunlardan birisi Siirt'in Kurtalan ilçesinde yaşayan ve 20 Mayıs 1920'de Garzan'da İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapan Cemil Çeto 'nun kardeşi Bisar Çeto'nun torunu olan Derviş Akgül.

Geçmişten beri Barzani'ye yakınlığı ile bilinen Akgül, yakın zamanda isminde "Kürdistan" adı geçen bir parti kuracağını deklare etmiş ve bunlar ulusal basında yüksek sesle dillendirilmiştir.

Buna şaşmamak gerek. Çünkü Akgül, 1965'te kurulan Türkiye Kürdistan'ı Demokrat Partisi'nin bir süreliğine genel sekreterliğini yapmasıyla anımsanıyor.[13]

Barzani'nin Türkiye'deki adamı olarak bilinen Derviş Akgül, yine Barzani'ye yakınlığı ile bilinen bir internet sitesine 24 Ağustos 2004'te yayımlanan röportajında, Türkiye'de Barzani yanlısı bir parti kurmaya çalıştığını itiraf ediyor.

Akgül,

''Peki, siz şimdi Kuzey Kürdistan Demokrat Partisi'ni Türkiye'de legal bir şekilde açmak mı istiyorsunuz?''

sorusunu söyle yanıtlıyor:

"Kararımız, Kürdistan adını taşıyan bir parti kurmaktır. Programımızda Kürtler için federal bir devletin kurulması yer alacaktır. Parti, Kürtlerin haklarını Türkiye devletinden talep edecektir. DEHAP yönetimi Türk devletinin kontrolündedir. Ancak Abdülmelik Fırat ve Şerafettin Elçi bizim gibi düşünüyor."

Akgül,

"Barzani size, Elçi'ye ve Fırat'a, birlikte yeni bir parti kurun diyebilir mi?''

sorusuna ise şu karşılığı veriyor:

"Başkan Mesud Barzani, böyle bir kararı verir ve bizden böyle bir şeyi isterse biz kendi açımızdan hazırız. Eğer Kürdistan'ın kuzeyinde böyle bir hareket kurarsak kesinlikle onların yükü hafifleyecektir. Eğer biz bir kuvvet, bir örgüt olmuş olsaydık, Türk devleti, ordusunu Irak'a göndermek istediği zaman, onun yolunu kapatırdık!"[14]

Akgül'ün sözünü ettiği Abdülmelik Fırat ile Şerafettin Elçi'nin kimler olduğunu söylemeye zaten gerek yok.

Bunlar da Barzani yanlısı siyasetçilerdir. Fakat Fırat ile ilgili şu notu aktarmadan geçmek doğru olmaz:

Apo ve PKK karşıtlığıyla bilinen Abdülmelik Fırat'ın 3 Kasım seçimlerinde PKK'nin güçlü olduğu Diyarbakır'dan 5 bin oy alması, partisinin Diyarbakır'da düzenlediği

"Kürdüm, tarafım, talep ediyorum"

kampanyasına 50 bin kişinin imza atması,[15] güneydoğuda Barzaniciliğin siyasi alanda geldiği aşamayı gösteriyor.

DEHAP-DTP ile ilişkisini soğutarak köyüne yerleşen Leyla Zana'nın ve arkadaşlarının Barzani ziyaretinden sonra tekrar DTP'ye dönmesi ayrıca dikkate değer.

Son zamanlarda DTP'nin yaptığı açıklamalar, DTP'de yükselen Barzanicilik, Barzani'ye yapılan Nevruz daveti ve nihayet DTP Diyarbakır İl Başkanı Hilmi Aydoğdu'nun

"Kerkük'e yapılan saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış sayarız"

diyerek Kerkük ile Diyarbakır'ın kaderini birleştiren sözleri apaçık bir siyasi birleşmeye işaret etmektedir.

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk bile Barzani sevgisini açığa vururken, Barzani'nin

"Kuzey Kürdistan"

olarak gördüğü Güneydoğumuza kayıtsız kalması düşünülemez.

"Türkiye, bağımsız Kürdistan fikrine alışmalı" [16]

diyen Barzani bununla da yetinmedi.

"Türkiye Kürtlerinin kendi kaderlerini kendilerinin belirleyeceğini"

söyleyerek bir çıkış daha yaptı.

Türk ulusal basınında geniş yankı bulan bu açıklamalar, Barzani yanlısı internet sitelerine bakınca devede kulak kalıyor.

Kerkük-Kurdistan adlı sitede Barzani ile bir röportaj gerçekleştiren Arif Zérevan giriş yazısında şöyle söylüyor:

"Acaba Kürtler sadece Kürdistan'ın güneyiyle ve Irak'ın ortaklığıyla yetinecekler mi? Hayır. O nedenle Kürdistan Başkanı Mesud Barzani, daha şimdiden başlayarak bağımsız Kürt devletinden söz ediyor. Mesud Barzani, Bağdat'daki mevki ve makamları kendine haram etmiş. O sadece Kürt halkına hizmet etmek için çalışacağını söylüyor. Bu hizmeti de, yalnız Kürdistan'ın güneyi için olmayacaktır. Mesud Barzani'nin rüyası Kürdistan'ın güneyinden daha büyüktür. Mesud Barzani gibi bir lidere Kürdistan'ın güney kenarı dar geliyor. Onun bakış ufku geniştir. Onun büyük bir ülkeye ihtiyacı var. Sere Reş [Kürdistan Başkanlık Sarayı]'ten Kürdistan'ın dört parçasını kapsayan büyük Kürdistan gece gündüz onun hayallerini süslüyor. O, büyük Kürdistan'ın hesabını yapıyor. Mesud Barzani'nin rüyası Türklerin, Arapların ve Farsların kâbusudur. Barzani daha şimdiden kendi rüyasından söz ediyor ki, Türkler, Araplar ve Farslar onun rüyasına alışsınlar. Eline fırsat geçtiği ve dünya konjonktürü uygun olduğu an, o rüyasının gerçekleştirilmesini talep edecek."

Barzani aynı röportajda kendisine yöneltilen

"Büyük Kürdistan için, Kürdistan'ın diğer parçaları için de çalışacak mısınız?"

sorusuna

"Kürt halkı tek bir millet, tek bir ulustur. Fırsat bulduğum ve gücümün yettiği her yerde, kendi milletim, ulusum ve kardeşlerim için çalışacağım; bundan asla sakınmam. Kuşkusuz bu çalışmayı demokratik ve barışçı bir tarzda yapacağım"

diyerek cevap veriyor.[17]


Kültürel Birleşme

İşin daha kötü tarafı; DTP de dâhil Türkiye'deki Kürtçü siyasetçilerin Barzani'ye doğru eğilimlerinin artması, yapılan açıklamalar Güneydoğu'da yaşayan vatandaşların dikkatlerinin Barzani'ye çevrilmesine neden oluyor.

Yirmi yıldır uygulanan yanlış politikalar ile bölgede iyice yerleşen PKK eksenli "Kürtçü" yapının Barzani'ye kayması an meselesi.

Türkiye'nin güneyi ile Kuzey Irak'ın birleşmesi için bütün kültürel unsurlar da seferber edilmiş durumda.

Güneydoğu'da adeta seferber olmuş "Barzani misyonerleri" PKK'dan daha rahat ve açık hareket edebiliyor. Her türlü ortam kullanılarak açıkça Barzani propagandası yapılıyor.

Yayın organlarına da yansımış olan "PKK karşıtlığı" çeşitli argümanlarla destekleniyor.

İşlenen temel konular Apo'nun Türkiye'ye teslim edildiği, devletle işbirliği yaptığı, MİT ajanı olduğu, devlet memuru iken rüşvet aldığı, annesinin Ermeni olduğu, yemeğe karşı zaafı olduğu gibi doğrudan Apo'nun şahsına yönelik olduğu gibi, PKK'nın stratejisinin yanlışlığı yüzünden devlet denetimine girdiği ve Barzani'nin haklılığı üzerine olabiliyor.

Molla Mustafa Barzani'nin tarihten gelen bir ağırlığı ve Barzani ailesinin Kürt halkının doğal lideri olduğu, PKK'nın yıllardır bölge insanına verdiği zarar ve Barzani'nin güçlenen konumu da bölgede dolaşan diğer argümanlar.

Kültürel birleşme için sinema filmleri ve müzik etkili olarak kullanılıyor.


Hemen her CD markette Kuzey Irak kökenli Kürtçe filmlere ve müzik kasetlerine ulaşmak mümkün. Günün her saati bangır bangır bağıran Kürtçe müzikler bu kültürel birleşmeyi haber veriyor.

Mesud Barzani imzalı

"Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi"

adlı iki ciltlik kitaptan binlercesi bölgedeki etkili ve yetkili birçok kişiye bedava dağıtılıyor.

Bir yandan Molla Mustafa Barzani bölgede efsaneleştirilirken, diğer yandan Öcalan ailesinin Kürt toplumu üzerinde bir kambur olduğu yayılıyor.

Mustafa Barzani'nin 28. ölüm yıldönümünde Diyarbakır'ın Bağlar semtinde, 300 kişilik bir grubun anma toplantısı düzenlemesi ve "Ya Kürdistan ya ölüm" diyerek polisle çatışmasını bölgede yükselen Barzaniciliğin bir işaret fişeği saymak gerekiyor.

Çünkü artık güneydoğumuzda evleri ve dükkânları yavaş-yavaş Mustafa Barzani'nin posterleri süslüyor.

Yakın zamanda Kürt kökenli Mısırlı yönetmen Ali Bedirhan tarafından Molla Mustafa Barzani'nin hayatını konu alan bir filmin de[18] bölgede Barzanici ivmeyi hızlandırması bekleniyor.

Mesud Barzani'nin Güneydoğumuza yaptığı kültürel operasyonun bir ayağını da Türk işadamı İlknur Çevik tarafından inşa edilen[19] Erbil kentindeki Selahattin Üniversitesi oluşturuyor.

Yaklaşık olarak Türkiye'den 2 bin gencin öğrenim görmek için başvurduğu saptanan Selahattin Üniversitesinde kabul edilen öğrencilerin tüm masrafları karşılanıyor ve ayda kişi başına 100 dolar burs veriliyor.[20] Bu öğrencilerin mezun olduktan sonra Türkiye'de "eğitimli Barzani misyoneri" olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ayrıca 2007'de Kerkük'te yapılması planlanan referandum için Türkiye'den Kuzey Irak'a binlerce ailenin göçtüğü istihbarat kayıtlarına geçmiş durumda.

Bölgede dolaşan söylentilere göre Barzani göç edenlere ev, arazi ve 6 bin dolar para veriyor.

Ayrıca güneydoğudan Türkiye içlerine doğru ilerleyen bir "Kürt" göç dalgasına da işaret etmek gerekiyor.

Özellikle Erzincan, Erzurum gibi sözde "Büyük Kürdistan" haritası içinde yer alan fakat Türk milliyetçilerinin de yoğun olduğu yerlere planlı bir Kürt göçü dikkat çekiyor. Bu illerde yaşayanlar artık Kürtçeyi daha sık ve daha yüksek bir tonda duymaya başladılar. Güneydoğuda yaşanan güçlü nüfus artışı ve bu yeni nüfusun terörize edilerek "Türk düşmanlığı" temelinde bir Kürtçü düşünceyle yetiştirilmesi ilerleyen günlerdeki büyük tehlikeye işaret ediyor.


Sonuç

Türkiye'nin güneydoğusu hızla ve planlı bir şekilde Irak'ın kuzeyine kayıyor.

Ekonomik, siyasal ve kültürel olarak üç temelde yürütülen bu birleşme operasyonu ile Güneydoğumuzda Barzanicilik hızla yayılıyor.

Barzani'nin dünya konjonktüründe artan itibarı ve Irak'ın kuzeyinde güçlenen konumu bu kaymayı hızlandırıyor.

Ne yazık ki, devletin bölgede bu kayışa karşı aldığı hiçbir tedbir yok. İstihbarat birimleri yaşanan gelişmelerin çetelesini tutmak ve rapor yazmakla meşgul.

Devamlı bir "huzur ortamından" bahsediliyor; ama bu huzur daha çok Kürtçülerin, Barzanicilerin işine geliyor. Devlet, güneydoğuda günü kurtarmak peşinde.

Yıllardır bölgede yapılanan PKK eksenli Kürtçü yapılanmaya engel olamayan devlet, kurumlarını hükümetlerin yanlış hesapları ile Kürtçülere ve tarikatçılara teslim etmiş durumda.

Bölgede korucular ve devlet yanlısı aileler de tedirgin.

Bölgede yaptığımız araştırmalar ve yaptığımız birçok görüşmede devlet yanlısı vatandaşların devlete güvenlerinin azaldığını gözlemledik.

Kurumlardaki bölücü kadrolar nedeniyle işlerinin savsaklandığı, koruculara üvey evlat muamelesi yapıldığı ve atılan yanlış adımlarla Kürtçülerin desteklendiği dillendirilen diğer şikâyetler...

Sözün özü, devlet bu politikasızlığında ısrar ederse ve devlet içinde Kürtçü ve tarikatçı kadrolaşmalar tasfiye edilmezse Türkiye daha büyük sancılar çekecektir.

Barzani'nin Kuzey Irak'ta güçlenen konumu ve devletleşme süreci engellenmezse Türkiye'deki Kürtçü gurupların "Barzanileşme" süreci ve Barzani'nin "Kuzey Kürdistan" olarak adlandırdığı Güneydoğumuz üzerindeki emelleri güçlenerek devam edecektir.


[1] Şeyh Mahmut Berzenci: İngilizlerin desteği ile 21 Mayıs 1919'da Osmanlı yönetimine ve Eylül 1930'da da merkezi Irak yönetimine karşı başkaldırarak kendisini "Kürdistan Kralı" ilan eden ve İngilizler tarafından Hindistan'da yedekte bekletilen Kürt şeyhi.
[2] 28/10/2006 tarihinde "Kürdistan Federasyonu Bölge Başkanı" Mesut Barzani'nin, İsrail'de yaşayan Yahudi Kürtleri Kuzey Irak'a davet etmesini hatırlayalım.
http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1578
[3] Barzani'nin konumu ABD-İsrail ve İngiltere tarafından güçlendirilmektedir. Bu paragraf ve özellikle İsrail ile Barzani ailesinin ilişiklileri ayrı bir makalenin konusudur.
[4]www.mehmetfarac.com/belge.asp?select=391
[5] Aydınlık, 14 Ağustos 2005
[6] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1693
[7] Siirt Mücadele Gazetesi, 5 Mart 2007
[8] www.voanews.com/turkish/archive/2004-09/a-2004-09-07-6-1.cfm
[9] 26.04.2006 tarihli Sabah Gazetesi
[10]http://www.fuarplus.com/index.php?/tr/fair/6319
[11]http://www.gercekgundem.com/?p=51118
[12] Aydınlık, 14 Ağustos 2005
[13] Barzanici bir sitede Derviş Akgül'ü tanımak için bkz.:
http://www.kerkuk-kurdistan.com/hevpeyvinek.asp?ser=3&cep=4&nnimre=4038
[14]http://www.kerkuk-kurdistan.com/hevpeyvinek.asp?ser=3&cep=4&nnimre=4038
www.mehmetfarac.com/belge.asp?select=391
[15]www.mehmetfarac.com/belge.asp?select=391
[16] http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=307610
[17] http://www.kerkuk-kurdistan.com/hevpeyvinek.asp?ser=3&cep=4&nnimre=4449
[18] http://www.diyarbekir.net/cgi-bin/index.pl?mod=news;op=news_id;id=906
[19] http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=1693
[20]www.mehmetfarac.com/belge.asp?select=391


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007