|
Gerçekte
özgürleşmek nedir?
Elbette bir insanın hem kendi bireyi
açısından hemde yaşadığı toplum açısından bu
vurucu soruya cevap
verebilmesi için,
özgürlüğü yaşaya kalabilmenin
cesaretini en azından
kendisi adına gösterecek bilinç te olması
gerekmektedir.
Çün ki bilinen
odur ki; özgürlük dediğimiz şey aslında
kavramaya dayalı bir bilinç
sorunudur.
Ve bilincimizi ileriye taşıyan yegane unsur ise en ham
haliyle cesarettir aslında.
Bir
eylemcinin eylemini icra ederken
dayandığı tek temel düstur da vardığı bu bilinç
seviyesi ve o noktada
yaşadığı özgürlükten aldığı hazdır.
Ancak bunun dışında kalan eylem
biçimi; eylemciyi eylemini yaparken sıçradığı
bilinç seviyesinde
yaşayacağı özgürlük halinden alıkoyarak, onu
ekletik ve köle kılar ki,
buna en iyi örnek intihar
eylemleridir.
Çünkü o noktada eylemci hem
zihinsel hemde fiziksel olarak yaptığı eylemin nihayi hedefi olan
ölmek
durumunun, daha ölmeden kölesi haline gelir ve bunun
sonucunda
özgürleşemeden ölür.
Siyasi intihar diye adlandırdığımız eylem biçimleride
üç aşşağı beş
yukarı aynı minvalde gerçekleşir.
Örnekleyecek olursak;
Leyla zana'nın, Iğdır
Zübeyde Hanım Bulvarı'nda bağımsız milletvekili adaylarına
destek
verilmesi amacıyla düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada;
''
Türkiye'nin eyaletlere bölünme zamanı
gelimiştir''
açıklaması bu tür
bir siyasi intihar örneğidir.
Sanılmasın ki bu tespitimiz zananın bu
açıklaması ardından gelecek haklı kamuoyu tepkisinin
yarattığı büyük
gürültüde bu şahsın alacağı ciddi yaralar
düşünülerek yapılmıştır.
Aksine hiç böyle bir tepki oluşmayacak olsa bile,
bu açıklamanın
kendisi, zana için kendi eliyle kendisine kurduğu bir
darağacıdır
aslında.
Peki bu neden böyledir; zananın yaptığı neden bir intihar
eylemidir.
Savunulan düşünce; Türkiye
özgülünde bir federatif yapıdır
aslında.
Bu
ülke buna benzer düşünceleri öteden
beri Başbakan'larının hatta
diktatörlerinin ağzından dahi duymuşken zananın hemen hemen
aynı
düşünceleri tekrar etmesinin nasıl bir sakıncası
olabilir.
Tam da bu
noktada federasyon ve ardından gelecek ayrışma talebinin zaten
yıllardır bildik bölücülüklerinin
doğal düşünce süreçleri olduğu
zaten
bilinmektedir.
Ancak zurnanın zırtladığı yer başkadır.
Hızla açalım...
Zana bu önerisini
hem kendini sözcüsü ilan ettiği
Kürt Halkı adına hemde sözde savunduğu
Türkiye adına yapmaktadır.
Bunu ''Türkiye'nin
demokratikleşmesini
sağlayacak önemli bir adım'' olarak
görür.
Ve akabinde bu düşünceye
kimlerden ve nasıl bir psikolojik destek aldıysa;
''Ben
Güneydoğu'lu
değil, kürdistanlıyım''.
der. Şimdi aynı söylemlere sahip çapulcu kim,
bir bakalım;
Arif Zêrevan: —
Kürdistan’ın kuzeyi için hedefleriniz ve
talepleriniz nelerdir? Kürtler için hangi hakları
talep edeceksiniz?
Osman
Öcalan: — Makul
çözüm neyse onun için adım
atmalıyız. Çok büyük
şeyleri talep ederek hiçbir şey yapamama durumuna
düşmemeliyiz.
Çıkarlarımızdan vazgeçmemeliyiz, ancak
önümüze makul
çözümleri
koymalıyız. Makul çözüm de,
Türkiye’nin yasalarının değiştirerek yerel
yönetimleri güçlendirmesidir. Yerel
yönetimlerde, vali ve belediye
başkanlarının seçimle işbaşına gelmeleri gerekiyor. Yerel
parlamentoların olması, yetkinin yerel parlamento ile merkezi
hükümet
arasında eşit şekilde dağıtılması gerekiyor, bugünkü
gibi değil.
Kürtlerin demokratik yollarla
temsilcilerini seçebilme ve yaşamlarının
düzenleyebilme imkânını sahip olmaları gerekiyor.
Arif Zêrevan:
— Sizin bu
tarif ettiğiniz sisteme nasıl bir ad koyabiliriz. Vilayetlere dayalı
federasyon mu, otonomi mi, belediye idareleri mi veya başka bir idare
biçimi mi? Nedir bu sistemin adı?
Osman Öcalan:
— Benim sözünü
ettiğim, iller federasyonu veya bölgeler federasyonu ya da
eyaletlere
dayalı federasyon biçimidir. Bana göre illere
dayalı bir federasyon
talebi, yerinde bir taleptir. Türkiye’de 81 tane il
var. Eğer yerel
yönetimler güçlendirilirse, bu kadar
çok ile ihtiyaç kalmayacaktır.
İller esasına dayalı bir federasyonun Kürt sorununu hal
edeceğini
düşünüyorum.
Bu
çapulcuların savunularını buraya taşıyarak okuyucunun
sabrını zorlamak istemem ancak konu önemli o yüzden
devam edelim.
Arif Zêrevan:
— Türk devleti, Kürdistan’ın
kuzeyini ikiye ayırmış; bir kısmına “Doğu Anadolu”
diyor, diğer kısmına
da “Güneydoğu Anadolu” diyor. Yani siz
Anayasada Kürdistan kuzeyinin
“Türkiye Kürdistanı” şeklinde
yazılmasını mı istiyorsunuz?
Osman
Öcalan: — Mutlaka toprak olmalıdır.
Eğer Kürt milleti varsa, onun
toprağı da vardır. Siyasi anlamda değil ancak coğrafi anlamda
Kürdistan
kelimesi, Türkiye Anayasasında yer almalıdır.
Görüldüğü gibi
zananın ağzından çıkanlar sahibinin sesinden başka bir
şey değildir.
Yukardaki söyleşi barzanici site Kerkük
kürdistanede
yayınlanmıştır.
Çapulcu
osman tıpkı zana gibi bölgelere dayalı bir
federerasyonu, bu çerçevede Güneydoğu
bölgemize kürdistan denmesini, ve
zananın mitingte söylediği bir çok şeyin arka
planını dle getirmiştir
bu söyleşide.
Peki "siyasi intihar
saydığımız düşünce bu mudur?" diye
sorulabilir.
Tabiki konu bu kadar basit değildir.
Pkk
içindeki
barzanici kliğin DTP deki sivil uzantısının zana olduğu bilinen bir
gerçektir.
Barzaninin osman eliyle dışardan; osmanın da zana eliyle
içerden kurgulamaya çalıştığı söylemin
işler mekanizması tüm çıplaklığı
ile ortaya çıkmaktadır.
Peki zana osmanın yani dolayısı ile barzaninin
aşağıdaki düşüncelerini ne zaman savunmaya
başlayacaktır?
işte o da
seçim sonrası TBMM 'ye girmesi kuvvetle muhtemel bu cenahın
desteklediği bağımsız milletvekillerinden ve malum partiden sonra
olabilir;
Arif Zêrevan:
— PKK-Kongra-Gel ile Abdullah Öcalan çok
şiddetli bir şekilde AKP
hükümetine karşıdırlar. Acaba PDW de o kadar
çok AKP’ye karşı mı?
Osman
Öcalan: — AKP’nin attığı
adımları doğru buluyoruz.
Eleştirilerimizle birlikte, AKP’nin
Türkiye’yi demokratikleşmeye doğru
götürdüğünü
söylüyoruz. AKP, oligarşik sisteme karşı demokratik
bir
sistemi geliştiriyor. Demokratik bir sistem, Kürt sorunun
çözümü için
de daha iyi imkanlar sunacaktır. Türkiye’nin
demokartikleşmesi hem
Kürdistan’ın
güneyi hem de kuzeyi için iyidir. O nedenle
AKP’nin reformlarını
destekliyoruz. Ancak AKP’yi Kürtler hakkındaki
siyasetinin belirsiz
olması nedeniyle de eleştiriyoruz.
Arif Zêrevan: — Amerika 120 000 askeri bir
güçle Irak’a girmiş
bulunuyor ve bütün bölgeyi kapsayacak esaslı
bir takım değişiklikleri
yapması da mümkün. Siz Amerika’nın
Ortadoğu’daki rolünü pozitif ve
ilerici mi buluyursunuz veya Amerika’yı işgalci bir
güç olarak mı
görüyorsunuz?
Osman
Öcalan: — Bütün
işgaller kötü değildir. Eğer işgalci bir
güç,
köhnemiş bir sisteme dur deyip, onun yerine ilerlemeci bir
sistem
kuruyorsa, bu işgal yerinde olan bir işgaldir. Bilhasa Kürt
halkı için
böyle bir durumun özgül yanları vardır.
Ancak bu ülkelerdeki mevcut
sistemler, ne dünya kapitalizminin ne de hiç
kimsenin çıkarına
değildir. O nedenle
Amerika’nın Irak ve Ortadoğu müdahelesini doğru
buluyoruz; bu müdahale, Kürt halkının da
çıkarınadır. Biz, Amerikan
müdahalesini tartışmasız bir şekilde destekliyoruz.
Arif Zêrevan: — Siz marksist-lenininist bir
gelenekten geliyorsunuz ve
bugün Amerika’nın müdahalesini doğru
buluyorsunuz. Düşüncenizdeki bu
büyük değişim nasıl gerçekleşti?
Osman Öcalan: — Benden daha ziyade Amerika değişti.
Ondukuzuncu
yüzyılda klasik sömürgecilik vardı. Yirminci
yüzyılda, dostlarını iş
başına getiren yeni bir sömürgecilik vardı. 21. yüzyılda
ise,
demokratik bir sömürgecilik var.
Amerika’nın kendi çıkarlarını
düşündüğü doğrudur. Ancak bu
çıkarlarını diktatörlük anlayışıyla değil
demokratik bir anlayışla sağlamaya çalışıyor artık. Amerika,
bütün
ülkelerde otoritenin demokratik yollarla kurulmasını istiyor.
Fazla söze ne hacet; zana; amerikanın yapmayı
düşündüğü işgali
öncesi öncü kuvvetleri olarak
yüce meclisimize sokmaya çalıştığı
askerlerine seçim öncesi birif vermiştir aslında,
mesaj iletilmiş görev
''başarıyla'' yerine getirilmiştir.
Ancak unutulan birşey vardır;
Kurtuluş savaşında 7 cephede emperyalizme karşı mücadele eden
milletim
içindeki her türden halkın ihanet dediğimiz olguya
hiç bir zaman
tahammülü olmamıştır ve bu yüzden asıl yapılmak
istenenin farkına
vardığında, önce Kürt Halkı geçirecektir,
kendi elleriyle kurdukları
darağaçlarında, bu hainlerin ipleri boyunlarına.
|