Siyaset22 Temmuz 2007 00:00

Tesadüf Mühendisliği ve Hayrullah'ın Çamur Banyoları - Behiç Gürcihan

İstihbarat servislerinin "Tesadüf mühendisliğinde" zirve yaptıkları bu çağda; benim Beşiktaş İskelesinde İsmail Yıldız'la tesadüfen karşılaşmam ve bu tesadüfün birileri tarafından bu şekilde gündeme getirilmesi bu süreci en ince ayrıntısına kadar not eden bizler için altın değerinde. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

Tesadüf Mühendisliği ve Hayrullah'ın  Çamur Banyoları

Behiç Gürcihan
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  22.07.2007
 
Sevgili Okurlar;

Kuklalar çok değerli "varlıklardır". Kuklacıları gözlemleyemediğiniz noktalarda, kuklaları takip etmeniz, etüd etmeniz yararlıdır.

Ben o yüzden her zaman herkese Hayrullah Mahmud'un yazılarını takip etmelerini tavsiye ederim; kaleminin hakkını teslim ederek. Son zamanlarda sahnelerden çekilen bu zat; Hilmi Özkök'ün yeniden Cumhurbaşkanlığı yarışına sokulduğu bu dönemde tekrar sahnelere döndü ve İstanbul'da "işadamı arkadaşları" ile görüşmeler yapmaya başladı. 

(Hayrullah Mahmud'un bir dezenformasyon kanalı olarak nasıl kullanılmaya başladığının ayrıntılı analizi için : Histerik Gündeme Histerik Dezenformasyon : Hayrullah SESAR Mahmud başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederim. )

Beni doğrudan ilgilendiren kısmı; sahnelerde yeniden konuşlandırılan bu şahsiyet, daha sahnelere yeniden çıkışının üzerinden bir kaç ay geçmeden yine çamur çarkını üzerimize çevirmeye başladı.

Bahanesi; SESAR Başkanı İsmail Yıldız'ın gözaltına alınması.

Konu ile ilgili yazdığı ilk yazıda adımızı anmazken; ikinci yazısında birden Behiç Gürcihan ismini resme dahil etti ve Cüneyd Zapsu/Erdoğan ile bağlantılı olduğumuzdan tutunda, SESAR'daki geçmiş zamandaki konumumuza kadar bir kova çamuru yine üzerimize boca etti.

Hayrullah Mahmud gibilerinin; bu tarz, ilk yazılarında kadraja sokmadıkları unsurları, ikinci yazılarında kadraja sokması zaten yukarıda sözettiğimiz kukla/kuklacı dinamiğinin özünde vardır. O yüzden bu tür zaman sarkmaları her zaman doğaldır.

Yazımızın sonunda;  Hayrullah Mahmud'un yazısının tamamını bulabilirsiniz. Bize yine üzerimize dökülen bir kova çamuru temizlemek düşüyor:

a) SESAR'ın iki sene boyunca Başkan Yardımcılığını yaptım. Redaktörlük felan değil. Hayrullah Mahmud da kendi yalanına inanmadığı için; yazının başında redaktör olduğunu iddia ettiği Behiç Gürcihan'ın SESAR'da yazdığı raporlardan sözediyor yazının sonunda. 

SESAR'I SESAR yapan Jeo-Kritik raporları  benim beyin işçiliğimin eseridir ve ; bu emeğimi suistimal edilene kadar, SESAR markası altında anonim sunma konusunda tek bir tereddütüm olmadı. SESAR Başkan Yardımcısı olarak yayınlanan röportajlar, çıktığım programlar, v.s. gibi onlarca kanıt zamanı geldiğinde; SESAR Başkanı İsmail Yıldız'la aramızdaki ihtilafın kanıtı olarak mahkemelere sunulacaktır.

Hayrullah Mahmud'un iki kişinin arasındaki bir ihtilafa sürekli müdahil olması yine yukarıda bahsettiğimiz kukla/kuklacı dinamiği çerçevesinde ele alınmalıdır. Ayrıca; Star'da kaleme aldığım köşe yazılarımda kullandığım mahlas ismi (Kıvanç Değirmenli) Ankara'nın çeşitli kurumlarından randevu almak ve kendine medyada köşe ayarlaması için YediTepe'li İstanbul'da bazı işadamları nezdinde kullanmasını engellemem Hayrullah Mahmud'u hayli üzdü anlaşılan.

b) SESAR Başkan Yardımcılığından; medyanın Fetullah Gülen'i öven röportajlar yapmaya başladığı dönemde, İsmail Yıldız'ın SESAR'ı taşımak istediği noktadan dolayı aramızda yaşanan tartışmalar sonucunda ayrıldım. SESAR'ın yakın takipçileri; bu tartışmanın özünü; SESAR'ın 2005 yılından sonraki çizgi ve üslup değişikliğinde çok rahat bulabilirler.

O dönemde SESAR'ın maddi durumundan dolayı alamadığım; içerde kalan maaşlarımı da, bugüne kadar da ciddi olarak takipçisi olmadım. SESAR'ın çektiği maddi zorlukları bildiğim ve ailesini de  tanıdığım İsmail Yıldız'ın borcunu bir şekilde düze çıktığında ödeyeceğini düşündüğüm için. Neticede; aramızdaki bütün ihtilafa rağmen; İsmail Yıldız'la aramızdaki diyalogda seviyeyi her zaman koruduk ve asla Hayrullah Mahmud'Un seviyesine düşmedik. 

c) Bu senenin başlarında, sadece kayda geçmek adına; SESAR'da kalan haklarımla ilgili SESAR'a noterden bir ihtarname çektim. Bu dönemde; Cüneyd Zapsu ve İhsan Arslan'ın SESAR'a açtığı bir davaya; SESAR'dan ayrılalı iki sene olmasına rağmen benim adım da dahil edildi. Bunun üzerine Cüneyd Zapsu ve Arslan'ın avukatları ile temasa geçip; dava konusu ettikleri yazının benimle alakası olmadığını, SESAR'la bir ilişiğim kalmadığını belirttim. Yaptıkları/yaptırıldıkları hatayı anlayan avukatlar; dava dosyasından adımı çektiler.

Hayrullah Mahmud'un attığı;

"Behiç Gürcihan'ın Cüneyd Zapsu ve Erdoğan'la ilişkisi vardır"


çamurunun sebebi budur.

Bizim de; İsmail Yıldız'dan bir kaç gün önce gözaltına alındığımızı ; Açık İstihbarat'ın yayın çizgisini bile bile böyle yazabilmek için Hayrullah Mahmud olmak gerekir.

d) Kamuoyuna;  Dezenformasyon sandiviçi (iki yanlış arasına bir doğru) sunmak adına sıkça kullanılan Hayrullah Mahmud'un yazılarında mutlaka en az bir doğru bulursunuz. Sözkonusu yazıdaki doğru da şu:

İsmail Yıldız'la benim serbest bırakılmam sonrasında; tesadüf eseri Beşiktaş'ta Üsküdar tekneleri iskelesinin orada karşılaştık.

Hatta İsmail Yıldız'a gülerek;

"ne o İsmail Bey; tesadüflere inanmam mı lazım?"

diye sorunca, o da;

"bazen inanacaksınız Behiç Bey"

diye cevap verdi ve yaklaşık 15 dakika boyunca ayaküstü, o sırada esas buluşmak üzere oraya geldiğim arkadaşım da yanımızdayken birlikte sohbet edip, başımıza gelenlerin analizini yaptık.

O sırada Hayrullah Mahmud'un İsmail Yıldız'la buluşmak üzere beklediğini görünce,

"sizi Hayrullah'ınızdan daha fazla mahrum bırakmayayım"

diyerek vedalaştık.

Olay bundan ibaret.

O günkü buluşmanın tek şahidi Hayrullah Mahmud değil anlaşılan. Hayrullah Mahmud'a bilmemesi gereken ayrıntıları aktaranlar da o sırada o tesadüfi karşılaşmanın şahitleri arasında.

Tabi olayı bir de, babam Ali İhsan Gürcihan üzerinden; "çetede general de var" seviyesine taşımak isteyen seviyesizler de olduğu için, Hayrullah Mahmud'un bir sonraki

"Topu topu birkaç dakikalık bir konuşmadan bir terör örgütü bağlantısı çıkartılmak isteniyorsa, Behiç’in babası da emekli bir Paşa! Şimdi ne yapacağız. Behiç gibi bir evladı dünyaya getirtiği için babasını da mı gözaltına alacaksınız?!"

cümlesi, espri görüntüsü altında başkalarının tutturamadığı çamuru yeniden gündeme getiriyor.

Bu cümle bana Hayrullah Mahmud'un cebinde SESAR kartviziti ile kimlere POSTACILIK yaptığını hatırlattığı için; "tanıdığım paşalar" metodolojisini bu kadar acemice gündeme getirmesini, Hilmi Özkök ekseni açısından fazlası ile endişe verici buluyorum. 

Ortak tanıdığımıza sormak lazım:

"Ağustos öncesi ne diyor bu adam. Sakın birileri sizleri de pazarlık listesine dahil etmiş olmasın..?"

Kuklacı için, iplerini unutan kukla kadar tehlikelisi yoktur.

*******

İstihbarat servislerinin "Tesadüf mühendisliğinde" zirve yaptıkları bu çağda;

benim Beşiktaş İskelesinde İsmail Yıldız'la tesadüfen karşılaşmam ve bu tesadüfün birileri tarafından bu şekilde gündeme getirilmesi bu süreci en ince ayrıntısına kadar not eden bizler için altın değerinde.

Neticede biz yıllardır; sahnedeki kuklaların değil, sahne arkasındaki kuklacıların hedef alınmasını savunan bir çizginin takipçisiyiz. 

O yüzden bizim gibiler olsun;
aramızdaki bütün ihtilafa rağmen, gözaltına alınmasına, özellikle küçük kızı nedeniyle üzüldüğüm İsmail Yıldız olsun;
doğru yanlış bu ülke adına bir şeyler yapmaya çalışan bir çok insanın bu tarz tesadüf mühendislikleri üzerinden "terör", "çete" suçlaması  ile gözaltına alındığı bir dönemde; Hayrullah Mahmud gibilerini insafa davet ediyoruz.

Çamur atma huylarını bir dönemlik askıya alarak; hem dostlarına daha faydalı olacaklar, hem de piyasada yerlerde sürünen itibarlarını bir nebze olsun yükselterek, Fatih Altaylı'nın makamına olmasa da, medyada bir köşeye kurulma şanslarını arttırabilecekler.

Yoksa;

ne idüğü belirsiz ithamlarda bulunup, bir de üstüne üstlük taraf olmadıkları ihtilaflara gereksiz müdahil olarak; sahne arkasındaki kuklacıların tesadüf mühendisliklerine su taşıyorlar.

Bizim için ise arasıra yaptığımız bu çamur banyosunun hiç bir sakıncası yok.

Okurlarımız nezdinde söylem cildimizi diri tutmak adına; Hayrullah Mahmud ve gibilerinin çamur banyoları değerli fırsatlar sunuyor.


Saygılar;
Behiç Gürcihan
Açık İstihbarat


**************** HAYRULLAH MAHMUD'UN YAZISININ TAM METNİ **************

TERÖRİSTİN EN HAKİKİSİ BAŞBAKANLIK’TA SAKLANIYOR YA DA SESAR BAŞKANI YILDIZ’A BULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILAN ÇAMURUN ESBAB-I MUCİBESİ?!
 
RTE komplosu?!
 
20 Temmuz tarihli, Sabah’tan bir haber:
“SESAR'da dört gözaltı!
Ümraniye'de bir gecekonduda bombalarla yakalanan zanlıların ifadelerinden yola çıkan İstanbul polisi, Ankara'da 4 ayrı yere baskın düzenledi. Üç ev ve Siyasi, Ekonomi, Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi'ni (SESAR) basan polis, Başkan İsmail Yıldız, oğlu ve iki kişiyi gözaltına aldı. Zanlılar sorgulanmak üzere İstanbul'a götürüldü. Bu haber SESAR'ın internet sitesinden de duyuruldu.”
(…)
Ve şimdi Emniyet’in iddiası!
SESAR Başkanı İsmail Yıldız’ın gözaltına alınma gerekçesi: Ümraniye’de ele geçirilen bombalarla ilgili yapılan soruşturma sırasında gözaltına alınan Açık İstihbarat sitesinin sahibi Behiç Gürcihan ile Beşiktaş’ta, Üsküdar Vapur İskelesi önünde konuşmuş olmak.
Terörle Mücadele Şubesi’nin iddiası: Soruşturmada adı geçen bazı isimlerin SESAR’ın sitesinde yazıyor olması ve de Behiç Gürcihan’ın aynı zamanda SESAR çalışanı olduğu iddiası!
(…)
Şimdi gerçekler:
İlk olarak altını çizerek şunu söylemeliyim:
İsmail Yıldız ya da benim şimdiye kadar herhangi hukuksuz ya da kanunsuz bir şeyimiz olsaydı çoktan üstümüze çökmüşlerdi.
Üzerimize gelecek bir şey bulamadıkları için şimdi de suç uydurmaya ya da varolan bir suça bulaştırmaya çalışıyorlar.
Seçime birkaç gün kala, açılan 70 dava ile susturamadıkları SESAR’ı, polis gücü ile sindirmeye, susturmaya çalışmak, RTE’nin zihniyetini çok net olarak ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile!
Kaldı ki, Behiç Gürcihan, SESAR’dan ayrılalı neredeyse üç yıl oldu.
Hiçbir zaman da SESAR çalışanı olmadığı gibi serbest çalışan, İsmail Yıldız’ın yanında redaktörlük yapan biriydi.
Aradan geçen süre içinde Gürcihan, SESAR’a dava açmış; internet ortamında SESAR aleyhinde onca yazı yazmış bir isim.
Emniyet İstihbarat’ın bunları bilmiyor olması mümkün değil!
Zira; ortada ne bir telefon kaydı, ne de haklarında iddia olan isimlerle bir arada olunduğunu ortaya koyan bilgi, belge var.
Ki, SESAR’da imzalı yazı, benim birkaç yazım hariç hiç yayınlanmaz.
Yani bu sitede köşe yazarı da yoktur.
Bunu SESAR’ı izleyen herkes bilir.
Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yapan polisler de bilmiyorlarsa nasılsa çok yakında öğrenirler.
Polis’in SESAR’da yaptığı arama sırasında Genelkurmay’a ait bazı gizli belgeler ele geçirdik iddiası var. Ki, Genelkurmay’da bu tarihi geçmiş belgenin kendilerine ait olduğunu doğruluyor.
Yalnız Genelkurmay bu durumdan şikayetçi olmazken, AKP’nin Polis Teşkilatı görünümünü kazanmış olan Erdoğan’ın Polis Müdürleri’ne ne oluyor?!
Bir kısım polis, aynı zamanda neden Erdoğan’ı bu kadar sert eleştiriyorsunuz, diye soruyor.
Cevap, “Size ne?!” ya da en kibarcası şu olabilir:
“Erdoğan vurgun yaparken, siz erketeye yattığınız için mi bu kadar rahatsız oluyorsunuz?! Erdoğan’ın işlediği suçlara ortak değilseniz, bu yazılar sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?!”
Yazılar sert geliyor ise ki geliyor, buna karşılık AKP’nin avukatlarının açtığı 70 civarında dava da yargıda görüşülmeye devam ettiğine göre, tasası neden bir kısım polise düşüyor, işte bunu anlamak gerçekten mümkün değil?!
Behiç Gürcihan’la arada bağlantı var iddiası ise çok gülünç!
Neden mi?!
Çünkü, İsmail Yıldız o gün Beşiktaş Vapur İskelesi önünde beni bekliyordu. Behiç de vapurdan inince selamlaşmışlar. Geçmiş olsun demiş. Yanında da bir arkadaşı vardı, iyi günler deyip ayrıldılar. Bu görüşmeye vapur iskelesinin kıyısında duran bende şahidim. Behiç’in yanındaki arkadaşı (?!) da! Topu topu birkaç dakikalık bir konuşmadan bir terör örgütü bağlantısı çıkartılmak isteniyorsa, Behiç’in babası da emekli bir Paşa! Şimdi ne yapacağız. Behiç gibi bir evladı dünyaya getirtiği için babasını da mı gözaltına alacaksınız?!
Hülasa; Erdoğan’ın Türk Emniyet Teşkilatı üzerinden SESAR Başkanı İsmail Yıldız’a kurmaya çalıştığı komplo her yönü ile çökmüştür.
Kaldı ki, Tayyip Medyası’na dönüşen Sabah’taki haber ise yalan!
İsmail Yıldız’ın hiçbir zaman oğlu olmadığı gibi, gözaltına alınanlarla da SESAR’ın hiçbir bağlantısı yok.
Ama yeri gelmişken altını çizeyim…
Erdoğan ve Zapsu’nun, Açık İstihbarat sitesinin sahibi Behiç Gürcihan’la bağlantısı var.
Kaldı ki, bu isimlerin Gürcihan’ın rapor hazırladığı dönemlerden kalma bir yazı nedeniyle SESAR’a açtıkları dava hala yargıda görüşülmeye devam ediyor.
Ama geçen gün mahkemede ilginç bir gelişme oldu.
Zapsu’nun ve Arslan’ın avukatları Mahkeme’ye, Behiç Gürcihan’a açtıkları davadan feragat ettiklerini bildirdiler. Böylece Gürcihan davadan düşmüş oldu. Yalnız SESAR’a açtıkları dava aynen ediyor!
O vakit buradan bir kez daha sormak farz oldu:
Hem Behiç Gürcihan’ın SESAR’la bağlantısı var deyip dava açacaksın, İsmail Yıldız’ı TMŞ’ye gözaltı yaptıracaksın, hem de daha sonra yok kabul edip Gürcihan lehine davadan vazgeçeceksin?!
Bu ne yaman çelişki?!
Neden, niçin, niye kısmı ise kafalarda kalan ayrı bir soru işareti?!
Bu kadarcık ayrıntı dahi SESAR’a kurulmaya çalışılan komployu deşifre etmeye yetiyor da artıyor bile!’
Ve…
Son olarak…
Eğer Avukat Dursun Yassıkaya, 22 Temmuz seçim sonuçlarını beklemez, hemen şimdi açıklar ise dün AKP aleyhine çok önemli bir davanın sonuçlandığını tüm Türk Milleti öğrenmiş olacak!
Yargı, İhsan Arslan ve Mücahit Arslan’ın SESAR’a açtığı davada haksız olduğu kararına vardı. Böylece de, SESAR’ın “Bunlar Türk Milleti’nin aleyhine çalışıyorlar, bölücü terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar, bunlar vatan haini” iddialarının doğru olduğu, yargı hükmü ile kayda geçmiş oldu.
Şimdi sıra Terörle Mücadele’de çalışanların görevlerini yapmalarına geldi.
Dokunulmazlığı var diye Başbakanlık’ta saklanan, koruma altına alınmış olan AKP’li Türkiye düşmanlarına, terör örgütlerine yataklık yapanlara, uluslararası teröristlere kefil olanlara ayrı muamele yapmak, art arda şehid cenazelerinin geldiği bir ortamda doğru olmasa gerek değil mi?!
Netice de polis de bu ülkenin polisi!
Bu arada bakalım Ahmet Kekeç, patronu hakkındaki bu yargı kararına ne diyecek?!
Ezcümle, dün İstanbul Emniyeti önünde 2 saat bekledim.
“Niye bekliyorsun” diye soran polislere de; “İçeriye Türk Milleti için çok önemli biri ismi, bir dostumu kurulmak istenen komploya ortak olarak aldınız, onun çıkmasını bekliyorum. TSK, Emekli Oramiral İlhami Erdil’in rütbesini söküp, hapse yolladı. 22 Temmuz’dan sonra Erdoğan adına suç işleyen Polis Müdürleri de yargı önüne çıkacak. Buraya bu mesajı vermek için geldim. İsmail Yıldız’ı kurda kuşa yem ettirecek değiliz!”
AKP iktidarında “Türk” olmak her ne kadar ayıplı bir hale getirilmek istenmiş olsa da, Türkiye sahipsiz değil!
İçinde Allah, devlet korkusu olan hakimler hala görevlerinin başında, Erdoğan’ın tüm baskısına rağmen görevlerini yapmaya devam ediyorlar.
Bu satırları, sevgili dostum İsmail Yıldız hakkında kafalarda oluşturulmak istenen “şüphe zerrecikleri” adına kaleme alma ihtiyacı hissettim.
Gazetelerdeki “Büyük vurgun” ilanlarında olduğu gibi gerçek suçluyu yeniden işaret etmek, komplocunun adının altını bir kez daha çizmek istedim.
Sözün özü; Erdoğan da Erdoğan’a yataklık yapanlar da Yüce Türk adaleti önünde hesap verecekler.
Hepsi ve daha ötesi budur.
 
Sevgiler
20 Temmuz 2007
Hayrullah Mahmud










www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007