Sevgili
Okurlar;
Kuklalar çok değerli "varlıklardır". Kuklacıları
gözlemleyemediğiniz noktalarda, kuklaları takip etmeniz,
etüd etmeniz yararlıdır.
Ben o yüzden her zaman herkese Hayrullah Mahmud'un yazılarını
takip etmelerini tavsiye ederim; kaleminin hakkını teslim ederek. Son
zamanlarda sahnelerden çekilen bu zat; Hilmi
Özkök'ün yeniden Cumhurbaşkanlığı yarışına
sokulduğu bu dönemde tekrar sahnelere
döndü ve İstanbul'da "işadamı arkadaşları" ile
görüşmeler yapmaya başladı.
(Hayrullah
Mahmud'un bir dezenformasyon kanalı olarak nasıl kullanılmaya
başladığının ayrıntılı analizi için : Histerik
Gündeme Histerik Dezenformasyon : Hayrullah SESAR Mahmud başlıklı yazımızı okumanızı
tavsiye ederim. )
Beni doğrudan ilgilendiren kısmı; sahnelerde yeniden konuşlandırılan bu
şahsiyet, daha sahnelere yeniden çıkışının
üzerinden bir kaç ay geçmeden yine
çamur çarkını üzerimize
çevirmeye başladı.
Bahanesi; SESAR Başkanı İsmail Yıldız'ın gözaltına alınması.
Konu ile ilgili yazdığı ilk yazıda adımızı anmazken; ikinci yazısında
birden Behiç Gürcihan ismini resme dahil etti ve Cüneyd Zapsu/Erdoğan ile
bağlantılı olduğumuzdan tutunda, SESAR'daki geçmiş zamandaki
konumumuza kadar bir kova çamuru yine üzerimize
boca etti.
Hayrullah Mahmud gibilerinin; bu tarz, ilk yazılarında kadraja
sokmadıkları unsurları, ikinci yazılarında kadraja sokması zaten
yukarıda sözettiğimiz kukla/kuklacı
dinamiğinin özünde vardır. O
yüzden bu tür zaman sarkmaları her zaman doğaldır.
Yazımızın sonunda; Hayrullah Mahmud'un yazısının tamamını
bulabilirsiniz. Bize yine üzerimize dökülen
bir kova çamuru temizlemek düşüyor:
a)
SESAR'ın iki
sene boyunca Başkan Yardımcılığını yaptım.
Redaktörlük felan değil. Hayrullah Mahmud da kendi
yalanına inanmadığı için; yazının başında redaktör
olduğunu iddia ettiği Behiç Gürcihan'ın SESAR'da
yazdığı raporlardan sözediyor yazının sonunda.
SESAR'I SESAR yapan Jeo-Kritik raporları benim beyin
işçiliğimin eseridir ve ; bu emeğimi suistimal edilene
kadar, SESAR markası altında anonim sunma konusunda tek bir
tereddütüm olmadı. SESAR Başkan Yardımcısı
olarak yayınlanan röportajlar, çıktığım programlar,
v.s. gibi onlarca kanıt zamanı geldiğinde; SESAR Başkanı İsmail
Yıldız'la aramızdaki ihtilafın kanıtı olarak mahkemelere sunulacaktır.
Hayrullah
Mahmud'un iki kişinin arasındaki bir ihtilafa sürekli
müdahil olması yine yukarıda bahsettiğimiz kukla/kuklacı
dinamiği çerçevesinde ele alınmalıdır.
Ayrıca; Star'da kaleme aldığım köşe yazılarımda kullandığım
mahlas ismi (Kıvanç Değirmenli) Ankara'nın
çeşitli kurumlarından randevu almak ve kendine medyada
köşe ayarlaması için YediTepe'li
İstanbul'da bazı işadamları nezdinde kullanmasını engellemem Hayrullah
Mahmud'u hayli üzdü anlaşılan.
b) SESAR
Başkan Yardımcılığından; medyanın Fetullah
Gülen'i öven röportajlar yapmaya başladığı
dönemde, İsmail
Yıldız'ın SESAR'ı taşımak istediği noktadan dolayı aramızda yaşanan
tartışmalar sonucunda ayrıldım. SESAR'ın yakın
takipçileri; bu tartışmanın
özünü; SESAR'ın 2005 yılından sonraki
çizgi ve üslup değişikliğinde çok rahat
bulabilirler.
O dönemde SESAR'ın maddi durumundan dolayı alamadığım;
içerde kalan maaşlarımı da, bugüne kadar da ciddi
olarak takipçisi olmadım. SESAR'ın çektiği maddi
zorlukları bildiğim ve ailesini de tanıdığım İsmail
Yıldız'ın borcunu bir şekilde düze çıktığında
ödeyeceğini düşündüğüm
için. Neticede;
aramızdaki bütün ihtilafa rağmen; İsmail Yıldız'la
aramızdaki diyalogda seviyeyi her zaman koruduk ve asla Hayrullah
Mahmud'Un seviyesine düşmedik.
c) Bu senenin başlarında, sadece kayda geçmek adına;
SESAR'da kalan haklarımla ilgili SESAR'a noterden bir ihtarname
çektim. Bu dönemde; Cüneyd Zapsu ve İhsan
Arslan'ın SESAR'a açtığı bir davaya; SESAR'dan ayrılalı iki
sene olmasına rağmen benim adım da dahil edildi. Bunun
üzerine Cüneyd Zapsu ve Arslan'ın avukatları ile
temasa geçip; dava konusu ettikleri yazının benimle alakası
olmadığını, SESAR'la bir ilişiğim kalmadığını belirttim.
Yaptıkları/yaptırıldıkları hatayı anlayan avukatlar; dava dosyasından
adımı çektiler.
Hayrullah Mahmud'un attığı;
"Behiç Gürcihan'ın Cüneyd Zapsu ve
Erdoğan'la ilişkisi vardır"
çamurunun sebebi budur.
Bizim de;
İsmail Yıldız'dan bir kaç gün önce
gözaltına alındığımızı ; Açık İstihbarat'ın
yayın çizgisini bile bile böyle yazabilmek
için Hayrullah Mahmud olmak gerekir.
d) Kamuoyuna;
Dezenformasyon
sandiviçi (iki yanlış arasına bir doğru)
sunmak adına sıkça kullanılan Hayrullah Mahmud'un yazılarında mutlaka en az bir
doğru bulursunuz. Sözkonusu yazıdaki doğru da şu:
İsmail
Yıldız'la benim serbest bırakılmam sonrasında; tesadüf eseri
Beşiktaş'ta Üsküdar tekneleri iskelesinin orada
karşılaştık.
Hatta İsmail Yıldız'a gülerek;
"ne o İsmail
Bey; tesadüflere inanmam mı lazım?"
diye sorunca, o da;
"bazen
inanacaksınız Behiç Bey"
diye cevap verdi ve yaklaşık 15 dakika boyunca
ayaküstü, o sırada esas buluşmak üzere oraya
geldiğim arkadaşım da yanımızdayken birlikte sohbet edip, başımıza
gelenlerin analizini yaptık.
O sırada Hayrullah Mahmud'un İsmail Yıldız'la buluşmak üzere
beklediğini görünce,
"sizi
Hayrullah'ınızdan daha fazla mahrum bırakmayayım"
diyerek vedalaştık.
Olay bundan ibaret.
O günkü buluşmanın tek şahidi Hayrullah Mahmud değil
anlaşılan. Hayrullah Mahmud'a
bilmemesi gereken ayrıntıları aktaranlar da o sırada o
tesadüfi karşılaşmanın şahitleri arasında.
Tabi olayı bir de, babam Ali İhsan Gürcihan
üzerinden; "çetede
general de var" seviyesine taşımak isteyen seviyesizler de
olduğu için, Hayrullah Mahmud'un bir sonraki
"Topu topu
birkaç dakikalık bir konuşmadan bir terör
örgütü bağlantısı çıkartılmak
isteniyorsa, Behiç’in babası da emekli bir Paşa! Şimdi ne
yapacağız.
Behiç gibi bir evladı dünyaya getirtiği
için babasını da mı gözaltına
alacaksınız?!"
cümlesi, espri görüntüsü
altında başkalarının tutturamadığı çamuru yeniden
gündeme getiriyor.
Bu cümle bana Hayrullah Mahmud'un cebinde SESAR kartviziti ile
kimlere POSTACILIK yaptığını hatırlattığı için; "tanıdığım paşalar"
metodolojisini bu kadar acemice gündeme
getirmesini, Hilmi Özkök
ekseni açısından fazlası ile endişe verici
buluyorum.
Ortak tanıdığımıza sormak lazım:
"Ağustos
öncesi ne diyor bu adam. Sakın birileri sizleri de pazarlık
listesine dahil etmiş olmasın..?"
Kuklacı
için, iplerini unutan kukla kadar tehlikelisi yoktur.
*******
İstihbarat
servislerinin "Tesadüf
mühendisliğinde" zirve yaptıkları bu
çağda;
benim Beşiktaş İskelesinde İsmail Yıldız'la tesadüfen
karşılaşmam ve bu tesadüfün birileri tarafından bu
şekilde gündeme getirilmesi bu süreci en ince
ayrıntısına kadar not eden bizler için altın değerinde.
Neticede biz yıllardır; sahnedeki kuklaların değil, sahne arkasındaki
kuklacıların hedef alınmasını savunan bir çizginin
takipçisiyiz.
O yüzden bizim gibiler olsun;
aramızdaki
bütün ihtilafa rağmen, gözaltına alınmasına,
özellikle küçük kızı
nedeniyle üzüldüğüm İsmail
Yıldız olsun;
doğru yanlış bu ülke adına bir şeyler yapmaya
çalışan bir çok insanın bu tarz tesadüf
mühendislikleri üzerinden "terör",
"çete" suçlaması ile gözaltına
alındığı bir dönemde; Hayrullah Mahmud gibilerini
insafa davet ediyoruz.
Çamur atma huylarını bir dönemlik askıya alarak;
hem dostlarına daha faydalı olacaklar, hem de piyasada yerlerde
sürünen itibarlarını bir nebze olsun
yükselterek, Fatih Altaylı'nın makamına olmasa
da, medyada bir köşeye kurulma şanslarını arttırabilecekler.
Yoksa;
ne idüğü belirsiz ithamlarda bulunup, bir de
üstüne üstlük taraf olmadıkları
ihtilaflara gereksiz müdahil olarak; sahne arkasındaki kuklacıların
tesadüf mühendisliklerine su taşıyorlar.
Bizim için ise arasıra yaptığımız bu çamur
banyosunun hiç bir sakıncası yok.
Okurlarımız nezdinde söylem cildimizi diri tutmak adına;
Hayrullah Mahmud ve gibilerinin çamur banyoları değerli
fırsatlar sunuyor.
Saygılar;
Behiç
Gürcihan
Açık
İstihbarat
**************** HAYRULLAH
MAHMUD'UN YAZISININ TAM METNİ **************
TERÖRİSTİN
EN HAKİKİSİ BAŞBAKANLIK’TA SAKLANIYOR YA DA SESAR BAŞKANI YILDIZ’A
BULAŞTIRILMAYA ÇALIŞILAN ÇAMURUN ESBAB-I
MUCİBESİ?!
RTE komplosu?!
20 Temmuz tarihli, Sabah’tan bir
haber:
“SESAR'da
dört gözaltı!
Ümraniye'de
bir gecekonduda bombalarla yakalanan zanlıların ifadelerinden yola
çıkan İstanbul polisi, Ankara'da 4 ayrı yere baskın
düzenledi. Üç ev ve
Siyasi, Ekonomi, Sosyal Araştırmalar ve Strateji Geliştirme Merkezi'ni
(SESAR) basan polis, Başkan İsmail Yıldız, oğlu ve iki kişiyi
gözaltına
aldı. Zanlılar sorgulanmak üzere İstanbul'a
götürüldü. Bu haber
SESAR'ın internet sitesinden de duyuruldu.”
(…)
Ve şimdi
Emniyet’in iddiası!
SESAR
Başkanı İsmail Yıldız’ın gözaltına alınma gerekçesi:
Ümraniye’de ele geçirilen bombalarla ilgili yapılan
soruşturma
sırasında gözaltına alınan Açık İstihbarat
sitesinin sahibi Behiç
Gürcihan ile Beşiktaş’ta, Üsküdar Vapur
İskelesi önünde konuşmuş olmak.
Terörle
Mücadele Şubesi’nin iddiası:
Soruşturmada adı geçen bazı isimlerin SESAR’ın sitesinde
yazıyor olması
ve de Behiç Gürcihan’ın aynı zamanda SESAR
çalışanı olduğu iddiası!
(…)
Şimdi
gerçekler:
İlk olarak
altını çizerek şunu söylemeliyim:
İsmail
Yıldız ya da benim şimdiye kadar herhangi hukuksuz ya da kanunsuz bir
şeyimiz olsaydı çoktan üstümüze
çökmüşlerdi.
Üzerimize
gelecek bir şey bulamadıkları için şimdi de suç
uydurmaya ya da varolan bir suça bulaştırmaya
çalışıyorlar.
Seçime
birkaç gün kala, açılan 70 dava ile
susturamadıkları SESAR’ı, polis
gücü ile sindirmeye, susturmaya çalışmak,
RTE’nin zihniyetini çok net
olarak ortaya koymaya yetiyor da artıyor bile!
Kaldı ki,
Behiç Gürcihan, SESAR’dan ayrılalı neredeyse
üç yıl oldu.
Hiçbir
zaman da SESAR çalışanı olmadığı gibi serbest
çalışan, İsmail Yıldız’ın yanında
redaktörlük yapan biriydi.
Aradan
geçen süre içinde Gürcihan,
SESAR’a dava açmış; internet ortamında SESAR aleyhinde onca
yazı yazmış bir isim.
Emniyet
İstihbarat’ın bunları bilmiyor olması mümkün değil!
Zira;
ortada ne bir telefon kaydı, ne de haklarında iddia olan isimlerle bir
arada olunduğunu ortaya koyan bilgi, belge var.
Ki,
SESAR’da imzalı yazı, benim birkaç yazım hariç
hiç yayınlanmaz.
Yani bu
sitede köşe yazarı da yoktur.
Bunu
SESAR’ı izleyen herkes bilir.
Terörle
Mücadele Şubesi’nde görev yapan polisler de
bilmiyorlarsa nasılsa çok yakında öğrenirler.
Polis’in
SESAR’da yaptığı arama sırasında Genelkurmay’a ait bazı gizli belgeler
ele geçirdik iddiası var. Ki, Genelkurmay’da bu tarihi
geçmiş belgenin
kendilerine ait olduğunu doğruluyor.
Yalnız
Genelkurmay bu durumdan şikayetçi olmazken, AKP’nin Polis
Teşkilatı
görünümünü kazanmış olan
Erdoğan’ın Polis Müdürleri’ne ne oluyor?!
Bir kısım
polis, aynı zamanda neden Erdoğan’ı bu kadar sert eleştiriyorsunuz,
diye soruyor.
Cevap,
“Size ne?!” ya da en kibarcası şu olabilir:
“Erdoğan
vurgun yaparken, siz erketeye yattığınız için mi bu kadar
rahatsız oluyorsunuz?! Erdoğan’ın işlediği
suçlara ortak değilseniz, bu yazılar sizi neden bu kadar
rahatsız ediyor?!”
Yazılar
sert geliyor ise ki geliyor, buna karşılık AKP’nin avukatlarının
açtığı
70 civarında dava da yargıda görüşülmeye
devam ettiğine göre, tasası
neden bir kısım polise düşüyor, işte bunu anlamak
gerçekten mümkün
değil?!
Behiç
Gürcihan’la arada bağlantı var iddiası ise çok
gülünç!
Neden mi?!
Çünkü,
İsmail Yıldız o gün Beşiktaş Vapur İskelesi
önünde beni bekliyordu.
Behiç de vapurdan inince selamlaşmışlar. Geçmiş
olsun demiş. Yanında da
bir arkadaşı vardı, iyi günler deyip ayrıldılar. Bu
görüşmeye vapur
iskelesinin kıyısında duran bende şahidim. Behiç’in
yanındaki arkadaşı
(?!) da! Topu topu birkaç dakikalık bir konuşmadan bir
terör örgütü
bağlantısı çıkartılmak isteniyorsa, Behiç’in
babası da emekli bir Paşa!
Şimdi ne yapacağız. Behiç gibi bir evladı dünyaya
getirtiği için
babasını da mı gözaltına alacaksınız?!
Hülasa;
Erdoğan’ın Türk Emniyet Teşkilatı üzerinden SESAR
Başkanı İsmail
Yıldız’a kurmaya çalıştığı komplo her yönü
ile çökmüştür.
Kaldı ki,
Tayyip Medyası’na dönüşen Sabah’taki haber ise yalan!
İsmail
Yıldız’ın hiçbir zaman oğlu olmadığı gibi,
gözaltına alınanlarla da SESAR’ın hiçbir bağlantısı
yok.
Ama yeri
gelmişken altını çizeyim…
Erdoğan ve
Zapsu’nun, Açık İstihbarat sitesinin sahibi Behiç
Gürcihan’la bağlantısı var.
Kaldı ki,
bu isimlerin Gürcihan’ın rapor hazırladığı
dönemlerden kalma bir yazı nedeniyle SESAR’a
açtıkları dava hala yargıda
görüşülmeye devam ediyor.
Ama
geçen gün mahkemede ilginç bir gelişme
oldu.
Zapsu’nun
ve Arslan’ın avukatları Mahkeme’ye, Behiç
Gürcihan’a açtıkları davadan
feragat ettiklerini bildirdiler. Böylece Gürcihan
davadan düşmüş oldu.
Yalnız SESAR’a açtıkları dava aynen ediyor!
O vakit
buradan bir kez daha sormak farz oldu:
Hem
Behiç Gürcihan’ın SESAR’la bağlantısı var deyip
dava açacaksın, İsmail Yıldız’ı TMŞ’ye gözaltı
yaptıracaksın, hem de daha sonra yok kabul edip Gürcihan
lehine davadan vazgeçeceksin?!
Bu ne yaman
çelişki?!
Neden,
niçin, niye kısmı ise kafalarda kalan ayrı bir soru işareti?!
Bu kadarcık
ayrıntı dahi SESAR’a kurulmaya çalışılan komployu deşifre
etmeye yetiyor da artıyor bile!’
Ve…
Son olarak…
Eğer
Avukat Dursun Yassıkaya, 22 Temmuz seçim
sonuçlarını beklemez, hemen
şimdi açıklar ise dün AKP aleyhine çok
önemli bir davanın
sonuçlandığını tüm Türk Milleti
öğrenmiş olacak!
Yargı,
İhsan Arslan ve Mücahit Arslan’ın SESAR’a açtığı
davada haksız olduğu
kararına vardı. Böylece de, SESAR’ın “Bunlar Türk
Milleti’nin aleyhine
çalışıyorlar, bölücü
terör örgütü ile işbirliği
yapıyorlar, bunlar
vatan haini” iddialarının doğru olduğu, yargı hükmü
ile kayda geçmiş
oldu.
Şimdi sıra
Terörle Mücadele’de çalışanların
görevlerini yapmalarına geldi.
Dokunulmazlığı
var diye Başbakanlık’ta saklanan, koruma altına alınmış olan AKP’li
Türkiye düşmanlarına, terör
örgütlerine yataklık yapanlara,
uluslararası teröristlere kefil olanlara ayrı muamele yapmak,
art arda
şehid cenazelerinin geldiği bir ortamda doğru olmasa gerek değil mi?!
Netice de
polis de bu ülkenin polisi!
Bu arada
bakalım Ahmet Kekeç, patronu hakkındaki bu yargı kararına ne
diyecek?!
Ezcümle,
dün İstanbul Emniyeti önünde 2 saat bekledim.
“Niye
bekliyorsun” diye soran polislere de; “İçeriye Türk
Milleti için çok
önemli biri ismi, bir dostumu kurulmak istenen komploya ortak
olarak
aldınız, onun çıkmasını bekliyorum. TSK, Emekli Oramiral
İlhami
Erdil’in rütbesini söküp, hapse yolladı. 22
Temmuz’dan sonra Erdoğan
adına suç işleyen Polis Müdürleri de yargı
önüne çıkacak. Buraya bu
mesajı vermek için geldim. İsmail Yıldız’ı kurda kuşa yem
ettirecek
değiliz!”
AKP iktidarında
“Türk” olmak her ne kadar ayıplı bir hale getirilmek istenmiş
olsa da, Türkiye sahipsiz değil!
İçinde
Allah, devlet korkusu olan hakimler hala görevlerinin başında,
Erdoğan’ın tüm baskısına rağmen görevlerini yapmaya
devam ediyorlar.
Bu satırları, sevgili
dostum İsmail Yıldız hakkında kafalarda oluşturulmak istenen
“şüphe zerrecikleri” adına kaleme alma ihtiyacı hissettim.
Gazetelerdeki
“Büyük vurgun” ilanlarında olduğu gibi
gerçek suçluyu yeniden işaret
etmek, komplocunun adının altını bir kez daha çizmek istedim.
Sözün
özü; Erdoğan da Erdoğan’a yataklık yapanlar da
Yüce Türk adaleti önünde hesap
verecekler.
Hepsi ve daha
ötesi budur.
Sevgiler
20 Temmuz 2007
Hayrullah Mahmud
|