1) Yıl 2004. Avrupa Birliği istediği için yeniden yargılama adı altında serbest bırakılan Leyla Zana ve arkadaşları dışişleri konutunda ağırlanmıştır ve kendilerine hükümet tarafından “bizi sıkıntıya sokmayın” denilerek, adeta pkk ile pazarlık iradesi gösterilmiştir.
2) Yıl 2005. Güneydoğudan şehitler gelmeye başladığında, terörü durdurmak için harekete geçen başbakan Tayyip Erdoğan, “pkk terör örgütüdür” diyemeyen sözde aydın, hain 12 kişiyle buluşmuş, daha önceleri “Türkiye’ye Kürdistan da lazım” diyen milletvekili danışmanı İhsan Arslan’a danışmış ve Diyarbakır’a giderek etnik temelli sorun tanımı yaparak, pkk’ya mevzi kazandırmış ve taviz vermiştir.
Terör yaptıkça hükümetten taviz aldığını görenler de terörün dozunu arttırmışlardır. Kendisine uzatılan Cnnturk televizyon kanalının muhabirinin sorduğu Leyla Zana ile ilgili soruya “Biz adım attık. Sıra onlarda” demiştir.
Bu neyin karşılıklı adımı ve neyin pazarlığıdır?
3) Bizzat başbakan tarafından alt kimlik- üst kimlik tarışmaları yapılmış, milletin isminin “Türk Milleti” değil Türkiyelilik" olduğu ifade edilmiştir. “36 etnik kimlikten biri de Türklük’tür” denilerek adeta ülkenin ismi tartışılmaya açılmıştır.
Gelen tepkiler üzerine arada bir Türk Milleti demeyi de ihmal etmemiştir. İnsanlar arasına nifak sokularak bölücülüğe bir mevzi daha kazandırılmıştır.
4) Yine başbakan “Bu millete Türk Milleti dersen başkalarını küstürürsün” demiş ve Türk Milleti ifadesinin herkesi kapsadığını da kabul etmemiştir.
5) Şemdinli’de terörle mücadele eden timlerimiz linç edilirken, polis lojmanları basılırken, polis eşlerinin saçlarından tutulup sokaklarda sürüklenirken, başbakan Recep Tayip Erdoğan, dükkanına bomba atılan, Mehmetçik katilliğinden sabıkalı bir pkk’lı olan Seferi Yılmaz’ı ziyaret etmiştir. Terörle mücadele eden asker ve polislerimizin morali sıfırlanmıştır.
Sokaklardaki terör sempatizanları “vali istifa” diye bağırdığı için başbakan Ankara’ya dönmeden talimat vermiş; vali, emniyet müdürü görevlerinden alınmış, pkk bir mevzi daha kazanmıştır.
Başbakan’ın kimin başbakanı olduğu anlaşılamamıştır.
6 ) 2003 yılında içişleri bakanı Abdülkadir Aksu tarafından polislere bir genelge yayınlanmıştır. Bu genelge şu şekildeydi;
“Toplumsal olaylarda pankart slogan poster ve bayraklara müdahele edilmeyecek. Bu kitleleri tahrik eder.”
2003 yılından itibaren meydanlar apo posteri, terör örgütü bayrakları! (paçavraları) ile doldu. Gözlerinden yaş gelerek şehit annesini düşünen polisler müdahale edemedi genelge sebebiyle. Önce 3-5 kişi idi, müdahale olmayınca binlerce oldu.
İstanbul, İzmir’in göbeğinde pkk paçavrasına sarılı terörist cenazeleri düzenlendi. “pkk vur, kürdistanı kur” sloganları Ankara’da atıldı.
2003 yılına kadar buna cesaret edemeyenler kudurdu. Taşlar bağlandı, köpekler salındı. Bu siyasi irade eksikliği linçlere sebep oldu. Millet kendi göbeğini kendi kesmeye kararlıydı. Bu gaflet, dalalet ve hatta …..i fark edenler, genelgeyi 2006 yılında geri çektiler ama artık bölücü güruh çoktan kudurmuş, zıvanadan çıkmıştı.
7 ) abdullah öcalana 2000 yılında yaptığı bir konuşmada “sayın öcalan” diyen, şehitlere “kelle” diyen, bu konuşmanın kasetlerini medyada yayınlatmamak için büyük çaba sarfeden, artık şehit cenazesi görmek istemiyoruz diyen vatandaşa “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyen de maalesef başbakanın bizzat kendisidir.
8 ) Yıl 2006. Dağda teröristlerin öldürülmesi üzerine, pkknın şehir kadrosu, il merkezlerini karıştırmış, dükkanlar kapattırılmış ve devleti tehdit eden açıklamalar yapılmıştır.
Teröristleri tebrik eden Diyarbakır belediyesi’ne yüzlerce trilyon devlet tarafından verilmeye devam edilmiş, hakkında cezai işlem yapılmamıştır.
Pkk kanalı roj tv için “faydalıdır ,kapatılmamalıdır” diyen 56 belediye başkanı hakkında işlem yapılmamıştır. Devletin bu belediyelere gönderdiği trilyonlar askerimize kurşun olarak dönmüştür.
Hükümetin nerede olduğu merak konusu olmuştur. Terörist cenazelerine ambulans tahsis eden, pkk mezarlığı kuran belediyeler hakkında hiçbir şey yapılmamıştır.
9 ) Acılı şehit babası oğlunun cenazesinde başbakana hakaret ettiği için başbakan tarafından dava edilmiş ve 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Yine başbakanımız bir şehit eşinden bahsederken “onu arayıp bi de onu mu dinleyeceğim, ekranda gördük tepkisini” demiştir.
10) Terörle mücadelede jandarma ve polisin yetkileri uyum yasalarıyla azaltılmış, teröristi takip eden polisin o anda operasyon yapması için “savcıdan izin gerekir” hale gelmiştir. İnsiyatif kullanan asker ve polis hakkında, pkklı avukatlar suç duyurularında bulunmakta, içişlerinin bazı yetkilileri de bunu fırsat bilerek davaları kabul edip cezalar yağdırmaktadır. Terfisi duran, meslekten atılan veya diğer şekillerde cezalandırılan güvenlik kuvvetleri moralman çökmektedir.
11 ) 2005 yılında tekrar başlayan terör olaylarında verdiğimiz şehit sayısı 50 ye ulaşmış iken, emniyet ve jandarma Terörle Mücadele Yasası (TMY) nın değişmesini istemişti.
AKP genel başkan yardımcısı Mir Dengir Mehmet Fırat
“emniyet ve jandarma istese de patron biziz. Yasanın değişmesine gerek yok”
demişti. 1 yıl sonra şehit sayısı 200 ü aştığında zoraki de olsa baskılar neticesinde TMY’ nin değişmesine karar verildi.
Terörle mücadele yasası değişiklik komisyonu başına Mir Dengir Mehmet Fırat getirildi. Terörün abartıldığını savunan Mir Dengir Fırat’ın komisyonu aylarca uzayan, bilerek askıda kalan çalışmalar sonucunda yasayı zoraki bir şekilde çıkarmıştır.
12 ) 1991 yılında yaptığı bir konuşmada, Türkiye’ye eyalet sistemini, federasyon bağlamında sunan, Hadep eski yöneticisine hazırlattığı raporda “alt kimlik - üst kimlik” ifadesini ilk kez kullanan,
“pkk ile mücadelede 80 yıllık baskıcı devlet geleneğinin örneği sunuldu”,
“devletle pkk arasında taraf tutmamalıyız”
diyen kişi de yine aynı başbakandır.
13 )”pkk kardeşimizdir” diyen Barzani ile görüşürüm diyen, Talabani'ye “kardeşim” diyen de aynı başbakandır. Kimin kiminle kardeş olduğu anlaşılamamıştır.
14 ) Daha önce yürüttüğü kayıt dışı politika geçmişinde, vatan toprağı olan Kıbrıs’ın bir ilini ticaret karşılığı Rumlar’a teklif etmesiyle tanınan, bir operasyonda öldürülen meşhur pkklı Musa Anter’in ve Barzani’nin ve pkknın Avrupa’daki propagandacılarından Yaşar Kaya’nın da akrabası olan Başbakanlık başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun, Talabani’nin oğluyla washington’da pkk pazarlığı yaptığı iddia edildi.
Bir müddet sonra Talabani çıktı ve dedi ki; “pkk yakında ateşkes ilan edecek.”
Zapsu ateşkes karşılığında pkkya siyasi adım sözü mü iletmiştir? ( Talabani aracılığıyla )
Anlaşılamamış ve kamuoyundan gizlenmiştir. Musa Anterlerin yakın akrabası Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarına vakıftır. Bu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kimin yanında siyaset yaptığının göstergesi midir?
15 ) 250 şehit tek tek verilirken bunun için esip gürlemeyen, gazetelere ve tvlere “şehit haberlerini fazla vermeyin” diyerek hangi suçluluk kompleksiyle bu olayların duyulmasından kaçtığı bilinmeyen hükümet; 5-6 şehit aynı gün verildiği zamanlarda ise toplum tepkisini dindirmek için estiriyor, yakarız falan diyor. 3-4 ayda bir esip gürleme saati gelmiş gibi “Kuzey Irak’a gireriz.” diyor.
Şehit vermeyince ise sanki binlerce pkklı dağlarda değilmiş gibi sessiz ve rahat.
16 ) Yıl 2007. Asker sınıra yığılmış ve pkk destekçisi Barzani ve pkkya gözdağı veriyor; “akıllı olun, sen temizlemezsen ben geliyorum.” diyor.
Başbakan kameraların karşısına geçiyor ve ;
“içerideki 5000 bitti mi ki dışarıya gidelim.”
diyor. Bu ifade Barzani ve pkkyı rahatlatıyor.
“Oh, Türkiye gelmiyormuş.” demelerine sebep oluyor.
Sınırdaki mehmetçik’in yine morali bozuluyor, pkk bir psikolojik mevzi daha kazanıyor. Türk askerinin dış dünyaya karşı caydırıcılığı bizzat başbakan tarafından azaltılıyor. Hükümetin terörle mücadele ruhunu ve durumu kavrayamamış zihin bulanıklığı Türkiye’ye bedel ödetmeye devam ediyor.
Ayrıca içerideki teröristlerin temizlenmesinden sorumlu olanın Türkiye Cumhuriyeti hükümeti mi yoksa Mozambik cumhuriyeti hükümeti mi olduğu da anlaşılamamıştır.
17 ) 5 şehit verildiği gün Ağrı il kongresi’nde
“biz bugüne kadar terörü demokrasiyle çözmeye çalıştık.”
İfadesini kullanan Recep Tayip Erdoğan neyi neyle karıştırdığını, nasıl bir irade eksikliği içinde olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Terörle mücadeleye hangi gözle bakıldığı vahim bir şekilde ortaya çıkmıştır.
18 ) “Olay çıkmasa operasyon da yapılmaz.” diyen bir başbakan dağlarda pkknın büyümesine göz yumulmasının nelere mal olacağını da anlayamamış olduğunu, dtp denen pkk partisinin “asker ve pkk birlikte silah bıraksın” çağrısına benzer bir zihin bulanıklığı içinde olduğunu göstermiştir.
19) “DTP ile koalisyon için şartlar oluşursa olabilir, şimdiden kilitlememek lazım ” diyen kişi de Türkiye cumhuriyeti başbakanıdır.
90lı yıllardaki şehit cenazelerine de vatanseverler bayraklarla katılmış ve sadece “kahrolsun pkk”, “şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları atmışlardır.
Hükümetler ise protesto edilmemişlerdi. Ancak bugün şehit cenazelerindeki şehit akrabalarının ve vatanseverlerin hükümet protestolarını anlayamadığını söyleyen başbakan, kendi yaptığı hataları ve oluşturduğu durumu düşünmelidir.
Cenazelerde
“yan gelip yatmıyor, can verip yatıyor”,
“kimliksiz akp, vatan sizden ne bekler”,
“kelle değiller, hepsi de şehitler”,
“barzaniye başbakan, Recep Tayip Erdoğan”
sloganlarının neden bugün atıldığı düşünülmelidir. Bu tepkileri gösterenler hakkında davalar açtırmaya devam edenler, apo posteri taşıyan bölücü güruh için ise sinirlenmemekte, cezai işlem de yapmamaktadırlar.
“Bölücüye demokrat, milliyetçiye despot”
tavırlar artarak devam etmektedir.
Büyük Türk Milleti karar günü yaklaşmaktadır. Barzani bir açıklamasında
“ AKP bir dönem daha mutlaka iktidarda kalmalı”
demiş, Talabani;
“ AKP ye sorun çıkarmayalım bu aralar, seçimleri var.”
demiştir.
Terörle mücadele bir irade ve kararlılık meselesidir. Bu irade ve kararlılık önce yöneticilerin zihinlerinde mevcut olmalıdır. Bu bir demogoji meselesinden öte; ölüm-kalım meselesi ve Türk Milleti’nin varoluş meselesidir.
NOT: Türkiye, bölgesindeki gelişmeler sebebiyle en uzun 10 yılına girmektedir. Türkiye’nin bu terör meselesine 4-5 yıl daha iradesiz ve beceriksiz yaklaşma lüksü yoktur. Yukarıda yazanlar bence de sorundur diyorsanız, sivil bilincin ayakta kalması için, fotokopi yoluyla ve mail yoluyla, bulunduğunuz ortamlarda ulaştırabildiğiniz kadar insana ulaştırmanız dileğiyle.