Siyaset1 Nisan 2005 00:00

İP KOPTUĞU YERDEN ULANIR

Bir gün bağımsızlığını, egemenliğini ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni savunmak zorunda kalırsan ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin, düsturuna yürekten inananlar için aşılamayacak engel yoktur. İp, koptuğu yerden ulanır... cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardabilify link abilify

Öncelikle şunu belirteyim ki, Amerika, bağımsızlığını, İngiliz kraliçesine verdiği ''rüşvet'' karşılığında almıştır. Türkiye ise Anadolu'da, ulusun öz kendisinin emeği ile üretilen ''Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'' , nicel varlığını Mustafa Kemal 'in kişiliğinde nitel birliğe dönüştürdü. Mustafa Kemal, ulusalcıdır, teslimiyet ve mandacılığı yadsır. Antiemperyalist tutumunu açıkça belirler. Düzenli ordusunu kurar. Bağımsızlığını bayrak edinen Anadolu halkı ile Kurtuluş Savaşı verir. 30 Ağustos günü geldiğinde önder Mustafa Kemal, komutunu verir.  ''Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir ileri!''


 

      Bu komut yalnızca emperyalizmin işbirlikçisi düşmanın denize dökülmesi buyruğunu içermez. Yeni Türkiye tam bağımsız bir ülkedir artık, ileri.

   Sonuç:  Mareşal Gazi Mustafa Kemal Türkiyesi, tam bağımsızlığını Batı emperyalizmine ödün ya da rüşvet vererek kazanmadı.

   Vatanını satanlar gibi değil, vatanını savunanlar olarak Batı emperyalistlerine karşı savaştık ve tam bağımsızlığımızı kazandık, anımsatırız.

   Mustafa Kemal'in ulusal bilinçle ''yedi düvel'' e karşı sürdürdüğü kavganın anlamını dışlayanlara sesleniyorum; Kemalizmin ortaya çıkmasına yol açan nedenlerin bugüne dek süregeldiğini, bugün de var olduğunu bilmek, ulusumuz için bir ölüm kalım sorunudur.

    ''31 Mart olayı'' nın gerici ayaklanmasına katılan ''Bediüzzaman'' dedikleri Said-i Nursi 'nin (Nurs köyünden Sait'in) yetiştirmelerinden kimilerinin tarikatı üzerine çeşitli yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden saptanmış amaçlara göre, onların belirli bir yönde gelişmesini sağlamıştır. Şeriatçı ortamı hazırlama etkinliklerini yürütenler aramızdadır.

          Eğri bacalardan doğru duman çıkmaz.

   Çağdaşlık bir bilinç işidir, laiklik karşıtlığı değil. Önemli olan akıldır, bilinçtir. Ve en önemlisi bellektir. Tarihsel bellek!

   23 Aralık 1930'da devrim şehidi Mustafa Fehmi Kubilay şeriat yanlıları tarafından katledildi. Şeriat özlemi içinde olanlar, gericiliğin ve karanlığın çıkmazında, olanca güçleriyle bugün de karşımızdadır. Şeriatın Menemen'de ayaklanmasından üç yıl sonra Bursa'da 5 Şubat 1933 tarihinde Ulucami'de toplanan 100 dolayında mürtecinin Türkçe ezan aleyhindeki ayaklanma girişimi aynı gün ivedilikle bastırılmıştır.

    Çekirge yolundaki köşkte verilen akşam yemeğinde, bu ayaklanma olayı nedeni ile Atatürk'ün yaptığı konuşma; ''Bursa Nutku'' şöyledir.

   Gerçekleşmeyecek şeylerin, kökten yanlışların peşinden koşanlara, her kim olursa olsun gerici odaklara arka çıkanlara, hilafetin-halifeliğin niçin kaldırıldığını, Öğrenim Birliği Yasası'nın niçin çıkarıldığını tümden unutan iktidarlara Mustafa Kemal şöyle sesleniyor.

   Yemekte bulunanlardan biri, Bursa gençliği bu olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıta ve adliyeye güveninden ötürü...

   Atatürk sözünü kesti.

   Bursa gençliği de ne demek, Türkiye'de parça parça, yer yer gençlik yoktur, sadece ve toplu olarak Türk gençliği vardır.

  Türk genci devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır, rejim ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, adliyesi vardır... demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.

   Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ''Polis henüz devrimin ve cumhuriyetin polisi değildir'' diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Yine düşünecek, ''Demek adliyeyi de düzeltmek, rejime göre düzenlemek lazım...''

   Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa 'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu için serbest bırakılmasını istemeyecek, diyecek ki:

    ''Ben kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren neden ve etmenleri düzeltmek de benim vazifemdir.''

    Atatürk, işte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği, dedi.

    Bugün Gazi Mustafa Kemal'in Bursa Nutku'nu anımsatmak, demirden bir zorunluluktur.

    Suçlu ve güçlü Batı emperyalistlerinin Lozan Türkiyesi'ne kasıtlı ve asılsız suçlar yükleyerek kendi aralarında meşrulaştırdıkları Sevr'in şiddet siyasetini iyice algılamak gerekir.

   Lozan Türkiyesi'ni siyasi ve iktisadi egemenliği altına alma uğraşındaki Batı emperyalistlerinin -Avrupa Birliği üyelerinin- temsil ettiği tehlike su yüzüne vurdu.

   ''İçeride ve dışarıda, milli mücadelenin başlangıcındaki aynı sorunlar ve aynı tehlikeler bizi tehdit ederek karşımızda duruyor.''

    Sevr'i tezgâhlayanlar, Anadolumuzu parçalama, Türk ulusunu sömürgeleştirme ve tam bağımsızlığımızı ayaklar altına alma siyasetini değiştirmedi.

   Curzon 'un Clemanceau 'nun, Wilson 'ın yerlerini bugün de Amerika ve Avrupa Birliği ortak cephesi aldı.

   Hoşgörünün ve insan haklarının övgüsünü yapan ABD ve Avrupa uygarlığının, Mussolini ve Hitler 'e nasıl teslim olduklarını , teslim olmak ne kelime, onlara işin başında nice alkış tuttuklarını unutmadık. İbretle izledik.

   Bugün PKK'ye ve ılımlı İslama yaklaşımlarını da ibretle izliyoruz.

   Mustafa Kemal, emperyalizme ve tam bağımsızlığa değin söylenecek her şeyi söylemiş, yol göstermiştir.

   Önemli olan, analizleri ele alıp nesnel bir sentezi ortaya koymaktır.

   Mustafa Kemal'lerin, Müdafaa-i Hukuk'a katılanların güttükleri amaca uygun düşen bir deyişle, emperyalist bir ülke ile olmayan bir ülke arasında hiçbir biçimde ve hiçbir ortak nam altında işbirliği ve anlaşma olamaz. Eğer olursa, bu sömürülen ülkenin, ötekine teslimiyeti, onun yedek gücü ve bağımlısı olması sonucunu getirir.

  ''Yurdumuzun tam bağımsızlığı ve laikliği tehlikededir.''

   Egemenliğimizi kısıtlayan ya da yok sayan bütün alanlarda, tam bağımsızlık, güncel anlamıyla, NATO, DTM, AB, Gümrük Birliği, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı, Çok Taraflı Yatırım Anlaşması, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, ABD ile yapılan ikili anlaşmalar gibi anlaşmalardan ve kuruluşlardan tam bağımsız bir dış siyaset ve iç uygulamalar silsilesinin gecikmeksizin yaşama geçirilmesi, Lozan Türkiyesi'nde yaşayanların birincil görevidir.

      ''Ne mutlu Türküm'' diyenlerin Türkiyesi'nde:

   Bir gün bağımsızlığını, egemenliğini ve laik Türkiye Cumhuriyeti'ni savunmak zorunda kalırsan ödeve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin, düsturuna yürekten inananlar için aşılamayacak engel yoktur.

               İp, koptuğu yerden ulanır...