Ayyıldız Devrimi, I. Perde mi? - Tarık Bahri Özmen
Yıllardır damarlarına zerk edilen ‘teslimiyet mikrobu’na karşı hayli gecikerek de olsa gösterdiği tepkiyle milli bünyemiz, ‘hastalığın’ bütün tahribatına rağmen aşılamayan direnç noktalarının mevcudiyetini ve sağlığına kavuşma arzusunu dosta düşmana ilan etti. Alacakaranlıkta el yordamıyla ‘buhrandan çıkış yolu’ arayan milletimizin Ayyıldız sağnağıyla caddelerimizi yıkaması, Küresel Faşizmin yurt içinde ve dışındaki sinir merkezlerini felc etmeye yetti. Al sancak karşısında ‘boğa’ refleksi gösteren güruh, Türk milletinin boğazına ‘teslimiyet ilmeğini’ geçirme sevdasıyla yonttukları bütün putları pervasızca yeme pahasına akla-hayâle sığmaz zırvaları ekranlardan ve gazete köşelerinden boca ediyor. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnebuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
Yenilen ilk ‘put’lardan biri, ‘millî irade’yi teslimiyetçiliğe maske yapma sahtekarlığı. AB ve ABD karşısında verilen her tavizi, ‘millî irade’ söylemiyle ambalajlamaya çalışan AKP ve İstanbul dükalığının sözcülerini hatırlayın. Halkımızın yüzde bilmem kaçı şunu istiyorla başlayan nutuklar, Kıbrıs’tan Kuzey Irak’a kadar hayati her meselede millî çıkarlarımızla ilgili kaygı duyanlara yönelik ‘marjinallik’ ithamıyla tamamlanırdı. 17 Aralık’ın ardından Kızılay meydanında AB bayraklarıyla kutlanan ‘teslimiyet bayramı’nı saymıyorum bile.
Lakin ‘millî irade’ Ayyıldızlı bayrakların gölgesinde tezahür ettiğinde, teslimiyetçi koronun nazarında birdenbire ‘faşizm’in emaresi haline dönüştü. Ya ‘sivil toplumculuk’larına, Küresel Faşizm’in jeopolitik hesapları doğrultusunda dünyanın dört bir yanında ardı ardına gerçekleştirilen sözde ‘devrimlere’ alkış tutmalarına ne demeli? Lübnan’da, ‘etnik hatlar’ esasında kutuplaşan kitlelerin meydanlara dökülmesine sütunlar dolusu övgüler düzülürken, Türkiye’de ‘sivil toplum’un gösterdiği millî tepkiyi gayrımeşru ilan etmek hangi demokrasi kriterinin icabıdır?
Günümüzde Türkiye, Küresel Faşizmin tezgâhında demokrasilerin yozlaştırılışının, varlık ve iktidarlarını küresel efendilerine gösterdikleri sadakate borçlu olan küçük bir azınlığın diktasına dönüştürülüşünün mükemmel bir örneğini oluşturuyor. Bayrağa saygı mitinglerinin ardından başlayan teslimiyetçi taarruz ve ‘sindirme operasyonu’, güçlü entelektüel üretim mekanizmaları ve iletişim ağlarıyla desteklenmediği müddetçe millî reflekslere sahip çıkmanın ne kadar zor olduğunun somut bir nişânesi.
Her seçimin ardından ‘halk ne dedi?’ sorusuna, halk adına ekranları işgal eden bir avuç insan tarafından verilen cevapların propaganda çarkıyla çoğaltılması çizmiyor mu iktidarların önündeki ‘meşru’ gündemin sınırlarını? Bizler, yani oy verenler, tamamen farklı hassasiyetlerle sandık başına gitmiş bile olsak, propagandanın gücüyle ‘gerçek niyetimizin’ aslında bambaşka bir şey olduğuna inandırılıyoruz. Şimdi yaşadığımız da bundan ibaret.
Hakikatin içini boşaltarak sanal kurgularla zihinleri kuşatan bu ‘gerçek iktidar’ mekanizması, bir yandan Türk bayrağıyla örgüt paçavrasını, diğer yandan milli bütünlüğü savunan Türk milliyetçiliğiyle etnik ırkçılığı eşitleyerek başladı saldırısına. Bu çarpık kafa yapısına göre bütünlüğü savunmakla, ayrılıkçılığı tahrik etmek; bütünün sembollerini benimsemekle ayrılıkçı paçavraları sallamak bir ve aynı şeyler. Evlerin ve sokakların Ayyıldızla tezyinini, ‘ilkel kabilecilik’ olarak niteleyenler aslında etnik kökenlerini hatıra getirmeksizin Ayyıldızın sıcaklığını ruhlarında hisseden milyonları ‘kabileleşmeye’ çağırıyorlar. Güneydoğu Anadolu bölgemiz dahil olmak üzere ülkemizin her yerinde onbinler bayrağına ve onun sembolize ettiği değerlere sahip çıkmak için yürürken, medyatik illüzyonlarla bu somut hakikat ‘ırkçılık gösterisi’ olarak zihinlere kazınmaya çalışılıyor.
Hele piyasaya sürülen ‘komplo teorilerine’ ne demeli? Küresel Faşizmin emrindeki Teslimiyetçi komplocular, Ayyıldız coşkusundan ‘Faşizm öcüsü’ üretmek için Anadolu yaylasında ‘Miloseviç’ avına çıktılar. Milli tepki karşısında sergilenen paronayak ‘nefret’ bakın nerelere kadar varıyor.
Sabah Gazetesi’nden Aslı Aydıntaşbaş şöyle yazıyor: “Tüm bu tartışmalar sürerken, iki gün önce Ankara'da yayınlanan ve diplomatik çevreyi hedefleyen New Anatolian gazetesinde İlnur Çevik tarafından kaleme alınan İngilizce bir manşet haber, gerçekten ürkütücüydü. ‘Aşırı sağ hücreler Türkiye'nin Kürtlerine karşı silahlanıyor’ başlığıyla çıkan haberde, özellikle Kuzey Irak sınırından giren kaçak silahların, ‘İç Anadolu bölgesinde aşırı milliyetçi gruplar’ tarafından satın alındığı, bunun ileride ‘Bala ve Haymana’ gibi bölgelerdeki ‘Kürt yerleşim merkezleri’ ne karşı kullanılma amacıyla yapılandığı iddia ediliyordu. ‘Yugoslavlaşma’ iddiası. Çevik'in dün kendi köşesinde yeniden hatırlattığı haber, ‘güvenlik yetkilileri’ ve ‘muhafazakar kaynaklar’a dayandırılıyordu.”
Görüldüğü gibi; Kıbrıs’ın mezada çıkarılışından, Kuzey Irak’ta Mehmetçiğin başına geçirilen çuvala, PKK’nın himaye edilişine, sokaklarımızda cirit atan misyonerlere, iktidar mekanizmalarının etnik esaslara göre parsellenmesine, Ermeni soykırımı yalanının dayatılmasına ve İslam dünyasına yönelik 'haçlı taarruzuna' kadar bir dizi gelişmenin ‘milli vicdanda’ yarattığı fırtınanın dışa vurumu olan Ayyıldız sağnağı karşısında başlatılan bu iğrenç tezvirat kampanyası, ‘millî’ olan her şeyi tutanın elini yakan bir ateş topuna çevirmeyi hedefliyor. Yalan makinesine bakarsak örgüt mitinginde Türk bayrağını yakanlar değil de, Ayyıldız sevgisiyle alanları dolduranlar ülkeyi bölmek üzere. Hatta evinize bayrak asmanız, sizin ‘silahlı örgüt’ mensubu olduğunuzu gösteren bir karine olarak bile değerlendirilebilir.
‘Korkunun büyüklüğü’, kampanyanın şiddetinden belli; teslimiyetçi güruh bayrak mitinglerini ‘Ayyıldız devrimi’nin ayak sesleri olarak okuyor ve iyice serpilmeden boğmak istiyor. Tarihimizin bu hayatî kavşağında bayrak sevgisinde tezahür eden milli refleksin ‘Ayyıldız devrimi’nin I. Perdesi mi, yoksa boğazımızdaki ilmekle üzerinde durduğumuz tabure altımızdan çekilmezden evvelki son çırpınışımız mı olduğunu verilecek mücadele belirleyecek.
Türk milliyetçileri, tarihlerinin en ağır imtihanlarından biriyle karşı karşıya. Eğer ‘bugün’ psikolojik harbi göğüsleyip, ‘tepki’yle açığa çıkan toplumsal enerjiyi siyasetin diline tercüme etme becerisini gösteremezsek, muhtemeldir ki bunu telafi edebileceğimiz bir ‘yarın’ımız olmayacak.