ABD26 Haziran 2007 00:00

Hudson Toplantısı Köstebeği : Henri Barkey - Canan T. Sarıgül

Ankara’daki aktörler şunlardır: Genel Kurmay, AKP ve İslamcı yazarlar (Fehmi Koru vs.) Washington Askeri Ateşeliği ne yazık ki son iki yıldır son drece sorunlu bir yapı haline gelmiştir. Ateşeliğin verdiği bilgiler üzerine Genelkurmay Başkanlığı Hudson toplantısına katılımı uygun görmüştür. SAREM`den Tuğgeneral Süha Tanyeli ve Askeri Ateşe Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu katılmıştır. Ne yazık ki bu son derece kötü bir karar olmuştur. Nedeni ise Zeyno Baran gibi ciddiye alınmayan ve Türkiye konusunda temel verilerden habersiz birinin toplantısına bu derece üst düzeyde katılımın sağlanmış olmasıdır. Nitekim toplantı sonrasındaki haberlerden TSK ciddi şekilde yara almıştır. Genelkurmay açıklaması da tutarsız bilgilerle doludur. coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne

Hudson Toplantısı Köstebeği : Henri Barkey

Canan T. Sarıgül - Fikritakip
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  26.06.2007
   

Hudson Enstitüsü’nde yapılan toplantı Türkiye’deki siyasi fay hatlarını yeniden canlandırdı. Toplantının amacı bu olmamakla beraber, “sızdırılması” ve daha sonra Türkiye’deki siyasi cepheler tarafından kullanılmasının ciddi şekilde incelenmesi lazım.

Bu toplantıda konuşulanların “sızdırılması” ve bir kısmının uydurulması” ile Türkiye’deki kurumlar arasındaki uyuşmazlığın bilinçli şekilde kullanılması hedeflenmiştir.

Kısacası “böl ve yönet” politikası izlenirken bundan en kârlı Irak’daki Kürt oluşumu çıkmıştır. AKP hükümeti ve Türk kamuoyu önünde askerin konumu sarsılmak istenmiş ve bence büyük ölçüde de başarılı olunmuştur. Toplantının amacı bu olmamakla beraber bunun kullanılma şekli son derece bilinçli ve planlı olmuştur.

Burada “oynanan” oyunu daha iyi anlamak için bu toplantının şekillendiği iki “savaş alanını” (Washington ve Ankara) ve bu iki alandaki aktörleri kimlikleri, hedefleri ve bağlantıları açısından incelemek zorundayız.

Washington’da üç aktör bu tartışmalarda yer almıştır.

1) Hudson Enstitüsü Turkiye bölümü sorumlusu Zeyno Baran,

2) Bu toplantıyı dışarı sızdıran CIA ile derin bağlantıları olan Henri Barkey,

3) Henri Barkey’nin “sızdırma ve uydurmaları” üzerinden hareket eden Washington’un Milliyet gazetesi temsilcisi Yasemin Çongar.

Çongar’ın “askerliğini yapan” Ömer Taşpınar (Radikal’de zaman zaman yazıyor) ve Zaman gazetesi Washington temsilcisi Ali Aslan.

Ankara’da ise askeri yıpratmak isteyen ve Büyükanıt’ın açıklamasının yalan olduğunu sürekli dillendiren Yeni Şafak köşe yazarı Fehmi Koru ve diğer İslamcı basın var.

Yine Ankara’da bu tartışmalar üzerinden “askere gol atma çabasında olan” kimi AKP önderlerini de unutmamak gerekir.

Bu yazıda bu aktörleri teker teker ele alıp incelerken bunların durdukları zemini değerlendireceğiz. Asıl üzerinde düşünülmesi gereken nokta şu: hükümet ve asker arasında sorun yaratma çabalarından kim nasıl yarar bekledi ve yararlandı?

Türk kamuoyunda son derece tartışmalı bir kişiliğe sahip olan ve Türkiye’den her yönden nefret eden Henri Barkey’nin tek amacı burada PKK’ya karşı askeri operasyonu önlemek olmuştur.

Kurumlar arasındaki güvensizlikten Türkiye düşmanları -başta PKK ve PKK ekseninde bir söyleme sahip olan Henri Barkey- büyük ölçüde yararlanmış ve muhtemel bir askeri operasyonu önlemişlerdir.

Zeyno Baran

Hudson Enstitüsü, daha çok güvenlik ve terör üzerine yoğunlaşmış ve oldukça aşırı sağda yer alan küçük ama önemli bir düşünce merkezidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu kurumla temasta olması normal ve belki de yararlıdır. Asıl sorun, bu kurumda Türkiye bölümünden sorumlu olan Zeyno Baran’dır.

Standford Üniversitesi’nden lisans ve yüksek lisans diploması olan Baran uzun yıllar The Center for Strategic and International Studies’de (CSIS) Bülent Ali Rıza’nın yanında çalışmıştır.

Nixon Center’a geçmeden önce CSIS’den Bülent Ali Rıza ile “kanlı-bıçaklı” biçimde ayrılan Baran, Ali Rıza hakkında çok olumsuz bir kampanya yürütmüş ve Ali Rıza’nın “Rumlarla ortak çalıştığını” sürekli dile getirmiştir.

Daha sonra Nixon Center’da enerji kaynakları ve sorunları üzerine yazılar yazan Baran, kendisini “Gürcistan” uzmanı olarak pazarlamıştır.

Analitik düşünme açısından “son derece sınırlı” olan Baran 11 Eylül sonrasında hemen “İslam uzmanı” olmuş ve Washington’da aşırı sağcıların duymak istedikleri “saldırgan İslam”ı anlatan bir “Müslüman kadın” olarak kendine yer bulmuştur.

Kamran Buhari’nin çalışmalarından kaynak vermeden “aşırarak”

“Hizbut-Tahrir: Islam`s Political Insurgency”

başlıklı yüzeysel bir çalışma yayınlamıştır.

AKP’nin iktidara gelmesi sonrasında sürekli olarak AKP’nin “İslamcı siyasi bir programa” sahip olduğunu savunan Baran, her zaman AKP aleyhine çalışmıştır.

AKP’ye düşmanlığının asıl nedeni “İslam karşıtlığı” ve Washington’daki sağcı çevrelerde yer almak için bu söylemi uygun bulmasıdır.

Türkiye ve İslam hakkında en temel bilgilerden mahrum olan Baran’ın Washington Askeri Ateşeliği ile içli-dışlı olması son derece sorunludur. Türkiye konusunda çalışan hiçbir akademisyen tarafından ciddiye alınmayan ve tamamen kadınlığın pozitif ayrımcılığı ve İslam düşmanlığı üzerinden prim yapmak isteyen Baran bu krizin ne yazık ki ortasındadır.

Baran’ın “akılsızlığı yüzünden” Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir yıpratılma kampanyasına maruz kalmıştır.

Henri Barkey

Türkiye’de son derece tartışmalı bir isim olan Barkey, tanınmış bir TSK düşmanı ve büyük bir PKK sempatizanıdır.

Türkiye’de Başbakan Erdoğan’ın etrafında yeralan Egemen Bağış, Ömer Çelik ve Cüneyt Zapsu ile “yakın temasta” olduğunu sürekli dile getiren Barkey hakkında en sağlıklı bilgileri uzun yıllardır Washington’da gazetecilik yapan ve şu an Cumhuriyet gazetesi Washington muhabiri olan Yilmaz Polat şu şekilde veriyor:

“İstanbul`da doğup büyüyen Barkey, Lehigh Üniversitesi`nde ders veriyor. Türkiye`de CIA istasyon şefliği yapan ve "ılımlı İslam modelini" savunan Graham Fuller`in yakın çalışma arkadaşı olan Barkey, Fuller`le birlikte PKK lideri Abdullah Öcalan`la İtalya`dayken görüşmek için Roma`ya gitmişti. Barkey, PKK`nın ABD`deki temsilcisi Kani Gulam`a ABD`de kalması için referans mektubu da yazmıştı. Bir süre ABD Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Barkey, CIA ve Pentagon için Türkiye raporları yazarken eşi Elen Barkey de CIA`de görev yaptı. Barkey, AKP`ye yakınlığı ve "ılımlı İslam"a desteğiyle tanınıyor.”

Barkey sürekli olarak kendisini gündemde tutmak için her zaman

“tartışmalı bir kişiliğe sahip oldu".

Uzun yıllar en yakın arkadaşı olduğu Bülent Ali Rıza ile ters düştü ve Ali Rıza hakkında Washington’da büyük bir kampanya yürüttü.

Daha sonra “arkadaşım” dediği Utah Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. M. Hakan Yavuz hakkında kampanya yürüttü ve Yavuz’un kendisinin kimi açıklamalarını basına aktarmasından çok rahatsız oldu.

Akademisyenden çok ajan olan Barkey, Amerika’da Türkiye üzerine çalışan akademisyenlerin ciddiye almadığı biri.

Barkey’nin hiçbir ciddi yayınevinden bir çalışması çıkmadı. Akademik toplantılardan çok “istihbarat toplantılarının müdavimi” olan Barkey AKP iktidarı döneminde asker düşmanlığını kullanarak prim yapma çabasında.

Yaptığı yayınlar genelde “istihbarat raporu” niteliğini koruduğu için Amerika’da hiçbir ciddi üniversiteye çok istemesine rağmen alınmadı.

Hakan Yavuz’a (ve belli oranda Bülent Ali Rıza’ya) ters düşmesinin nedeni Yavuz’un akademik olarak Barkey’den daha güçlü olmasıdır. Ayrıca, hem Ali Rıza hem de Yavuz’un Türkiye’deki iktidarlar konusunda eleştirel olmalarına rağmen Türkiye’nin milli davaları lehinde tavır almaları Barkey’i son derece rahatsız etmiştir.

Kısacası, Barkey, Hudson toplantısında konuşulanları kendi kimliğine ve hedeflerine uygun şekilde “sızdırmakla” kalmadı bu olayı kullanarak AKP nezdinde konumunu güçlendirmeye çalıştı.

Barkey’nin asıl hedefinin TSK’yı yıpratmak olduğu çok açık. Özellikle Kuzey Irak’taki PKK lehine tavır aldığı dikkatlerden kaçmamalı. Hudson toplantısı sırasında Washington’da olan Egemen Bagış’ı toplantı hakkında ilk bilgilendiren Henri Barkey oldu.

Hatta Bağış, basın toplantısında Hasan Mesur Hazar’ın sorusu üzerine çok detaylı bilgiler vermiş ve basın toplantısında bulunan Cumhuriyet gazetesi Washington temsilcisi Yilmaz Polat, Egemen Bağış’a “bu kadar detayı nereden biliyorsunuz” diye sormuştur.

Yasemin Çongar

Milliyet gazetesi Washington muhabiri olmaktan çok Washington’un Milliyet muhabiri olan Çongar tamamen ABD çıkarları doğrultusunda düşünen, yazan ve belli yerlere istihbarat veren bir kaleme sahiptir.

Çongar, Barkey ve Baran’dan çok daha akıllı biridir.

Aşırı sol çevrelerden gelen Çongar’ın temel özelliği Ankara’ya “haddini bildirmek isteyenlerin kalemi” olmasıdır.

Kalemini her zaman Amerika’nın endişe ve çıkarları için kullanan Çongar yeri geldiğinde “Amerikalı bir üst düzey yetkilisine göre” diyerek kendi haber üretmiş ve bu konu, Radikal gazetesi yazarı emekli büyükelçi Gündüz Aktan’ın yazılarında da eleştiri konusu olmuştur.

Kalemini ABD lehine kullanma konusunda Çongar’ın en büyük rakibi ise Cengiz Çandar’dır.

Çongar Washington’daki “derin devletin” güvenini kazandığı için onun etrafında yeralan “en önemli askerlerinden biri Ömer Taşpınar, diğeri ise Ali Aslan’dır.”

Ömer Taşpınar, Ankara’da rehberlik yaptığı sırada Ermeni propagandası yaptığı için polis tarafindan gözaltına alınmış ve daha sonra Washington’da kimi Türk gazetecileri tarafından Ömer “Taşçıyan” ismiyle çağrılmıştır.

Kendine güveni olmayan, tamamen başkalarının gölgesinde kalmak isteyen Taşpınar, Büyükanıt’ın Washington ziyareti sırasında Türk Büyükelçiliği’nde verilen resepsiyonda “hain, işbirlikçi, Türk askeri dusmanı” seklinde bir dizi ithama maruz bırakılmıştır.

Daha sonra Taşpınar bunu elçilikteki yakın arkadaşlarına iletmiş ve konu kısa zamanda kapanmıştır.

Bir rivayete göre Taşpınar’ın Türk Büyükelçiliğinde beraber çalıştığı iki önemli memur var ve bu iki memur askeri ateşeliğe gelip gidenler hakkında Taşpınar’a bilgi aktarıyor.

Taşpınar, hem Henri Barkey, hem de Çandar’ın Washington’daki “çömezi” olarak tanınıyor ve akademik olarak son derece “sınırlı” bir hafizaya sahip olduğu belirtiliyor.

Hudson toplantısı sonrası Radikal’de yorum köşesine bir değerlendirme yazan Taşpınar askere saldırmayı birinci hedef yaparak Barkey’nin verileri ışığında çalışmıştır.

Ali Aslan (Zaman gazetesi)

28 Şubat sonrası Amerika’ya “hicret eden” Fethullah Gülen’in çevresindeki “cemaat”in Amerika’da tutunmak için “Washington ile beraber hareket etme” eğilimi nedeniyle yeniden yapılandığı değerlendiriliyor.

Washington’dan başlayarak Ankara’ya, oradan Moskova’ya ve Pekin’e kadar uzanan Yorumlara göre “cemaat”, Türkiye eksenli hareket olmaktan çok Washington’un önceliklerine göre hareket eden bir topluluk olmaya doğru yön almıştır.

Ankara’daki güçlü kanaate göre Gülen hareketi Amerika’nın Türkiye’deki en büyük gücünü oluşturuyor. Bu çevreler, Amerika’nın son yıllarda Türkiye’ye “yön verme” veya Türkiye’yi terbiye etme” konularında “cemaat”ten son derece iyi yararlandığını düşünüyorlar.

Hem Rusya hem de Çin, Gülen cemaatinin Amerikan istihbaratı ile olan bağlarından son derece rahatsız oldukları için hareketin faaliyetlerini kısıtladıklarını açıkça dile getiriyorlar.

Gülen hareketindeki diğer bir gelişme ise hareketin Amerika’da önde gelen “abilerinin” giderek Kürtçüleşmesi olarak gösteriliyor.

Bir diğer suçlama da Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığını önleyemeyen Gülen hareketinin Washington’da ve diğer ülkelerde Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine büyük bir kampanya yürüttüğüdür. Bu cemaatin mensupları, Washington’da düzenli olarak senatör ve milletvekilleri ziyaret etmektedirler.

Ziyaret ettikleri çevrelerden alınan bilgilere göre cemaatin üyeleri her ortamda asker aleyhine bir çalışma sürdürmektedir.

Bir uzmana göre, “Gülen hareketini asker aleyhine çeviren asıl sebep hareketin Amerika’da kimi Türkiye düşmanı ve asker düşmanı kişilerce yönlendirilmesidir. Bunların başında Henri Barkey geliyor”.

Ksacası, Zaman gazetesinin Hudson haberinin üzerine atlaması ve Barkey’nin “sızdırmalarına” sayfalarını açmasının asıl nedeni Gülen hareketinin Büyükanıt konusundaki olumsuz bakışıyla yakından ilişkilidir.

Ankara’daki aktörler şunlardır: Genel Kurmay
, AKP ve İslamcı yazarlar (Fehmi Koru vs.)

Washington Askeri Ateşeliği ne yazık ki son iki yıldır son drece sorunlu bir yapı haline gelmiştir. Ateşeliğin verdiği bilgiler üzerine Genelkurmay Başkanlığı Hudson toplantısına katılımı uygun görmüştür. SAREM`den Tuğgeneral Süha Tanyeli ve Askeri Ateşe Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu katılmıştır. Ne yazık ki bu son derece kötü bir karar olmuştur. Nedeni ise Zeyno Baran gibi ciddiye alınmayan ve Türkiye konusunda temel verilerden habersiz birinin toplantısına bu derece üst düzeyde katılımın sağlanmış olmasıdır. Nitekim toplantı sonrasındaki haberlerden TSK ciddi şekilde yara almıştır. Genelkurmay açıklaması da tutarsız bilgilerle doludur.

Asıl burada üzerinde durmamız gereken bazı AKP’lilerin ve özellikle de AKP’nin yayın organı Yeni Şafak gazetesinin takındığı tutumdur.

Bu olayı tamamen Henri Barkey’nin istediği şekilde “haberleştiren” Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, kendisinden zerre kadar hoşlanmayan Henri Barkey ile aynı safta yeralmıştır.

Nedeni ise her ikisinin de TSK’ya olan antipatileridir. Barkey her zaman Koru’nun “büyük komplocu” olduğunu ve “anti Amerikancı ve anti-semitik” olduğunu vurgular. Bu iki azılı düşmanı TSK karşıtlığı biraraya getirebilmiştir.

Sonuç

Türkiye, cumhuriyet tarihininn en önemli krizlerinden birini yaşıyor.

Cumhurbaşkanını seçememiş;
demokrasi anlayışını “350 mi, yoksa 220 mi büyük” söylemi üzerine kuran bir başbakan; güvenlik konularında asker ile hükümet arasında ciddi görüş ayrılıklarının olduğu bir siyasi yapı ne yazık ki seçimler sonrasında krizi iyice derinleştirebilir.

Özellikle kurumlar
arasındaki güven sorununu kimi dış güçlerin kullanma çabaları çok büyük sorunları beraberinde getirebilir.

En son Hudson hadisesi ne yazık ki, Henri Barkey gibi öteden beri Türkiye düşmanlığı yapan kişilere büyük fırsatlar sunmaktadır.

Türkiye kurumlar arasındaki güven sorununu gidermeli; özellikle TSK daha bilinçli ve duyarlı hareket ederek Baran gibi “içeriksiz propagandist ve sorun yaratan” yapılardan uzak durmalıdır.

Hükümet ise Barkey gibilerin “uydurmalarıyla” hemen askerle bağlarını germemelidir.

Tüm kurumların Barkey’e dikkat etmesi ve mümkünse Barkey’den her yerde ve şartta uzak durulması gerekiyor.

Washington’da bugün en sorunlu adamların başında Barkey geliyor ve Türk yetkilileri bu adamdan uzak durmalıdır.

Ayrıca, Barkey ile yakın “işbirliği” içinde olan kimi gazeteci ve o gazetecilerin temasta olduğu Türk “elçiliği mensuplarının” daha dikkatli olması gerekiyor.

Barkey şimdiye kadar “arkadaşım” dedigi herkesi “kazıklamış” ve sorun adam haline gelmiştir.


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007