Siyaset25 Haziran 2007 00:00

Türklerde "Yuğ" Törenleri , Şehit Cenazeleri, Tepkiler - Kenan Biliz

1-Fetullah Gülen, iktidarın eleştirilmediği yıllardaki şehit cenazelerinde yalnızca terör örgütüne yönelen lanetler ve protestolar için "yeri burası değil" açıklaması yapmış mıdır? 2-ABD'nin Irak'ı özgürleştirme operasyonunda insanlık dışı davranışlar sergileyen, camileri kuşatan, çirkin ve kanlı potinleriyle İslam mabetlerini kirleten Amerikan askerleri ve ABD için de bir açıklama yapmış mıdır? new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholcialis walgreen coupon site cialis coupon

Türkler'de "Yuğ" Törenleri, Şehit Cenazeleri, Tepkiler
(Ve Gülen Neden Bu Kadar Rahatsız Oldu?)

Kenan Biliz

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

 
31.05.2007
   

 

Biliyorsunuz şehit cenazelerinde yaşanan protestolar en fazla tenkit edilenleri, eleştirilenleri rahatsız etti. Bunun için halkla şehidin arasına çevik kuvvet yerleştirilerek halkın şehidine sahip çıkması engellenmeye çalışıldı.

Ardından Fetullah Gülen, herkül sitesine konuştu, onlar için bir tür "dinden çıkma" (din açısından mümin olmayan) diye niteleme yaptı, kendilerine kopuk tabirini (Peygamberden kopma olarak eklenti yapıyor) uygun gördü. Hatta onları sinsice fırsat kollayanlar olarak tanımladı.

Soru şu:

Bülent Ecevit'e dahi menfaatler doğrultusunda destek olan Fetullah Gülen yüreği yaralı insanları neden aforoz etme ihtiyacı duydu.

Kanımca Fetullah Gülen, üstlendiği iddia edilen "bir hırka, bir lokma" misyonunu hiçe sayarken, taşıdığı mütedeyyin tiplemesinin ötesine geçip siyasi taraf olarak kendini orta yere koydu.

Bende buradan yola çıkarak önce Fetullah Gülen'in tepkisini anlayıp, algılamaya çalışacağım, ardından şehit cenazelerindeki davranışların Türk gelenek ve ananesiyle ilişkisi var mı onu irdeleyip, herkese malum bir davranıştan siyasi hesap yapılmasının yanlışlığını anlatmaya çalışacağım.

Gül'düren bir tepki

"Şehitler üzerinden provokasyon (kışkırtma) yapılması bu milletin duyarlı her ferdi gibi beni de çok rahatsız ediyor"

diyen Gülen, şehit cenazelerinde protesto gösterisi yapanlara sert tepki gösteriyor. İşte garipsenen ve insanları aforoz etmeye varan bir garip tepki;

"İbadetlerde esas olan cenâb-ı allah'ın takdir ve tayini, rasûl-ü ekrem efendimiz'in de tebliğ ve temsilidir. Bu açıdan, cenaze namazı da dinî ölçüler çerçevesinde ele alınmalı ve din onunla alâkalı hangi kaideleri vaz' etmişse, mutlaka onlara bağlı kalınmalıdır. Cami harimine ve cenaze alanına dinde olmayan, başka bir şeyi sokan kimse başka insandır. Peygamber efendimiz'in vaz' ettiği çerçeve içinde hareketlerini belirlemeyenler din açısından mü'minlerden değildir; onlar kopuk kimselerdir. Efendimiz'den kopmuşlardır onlar, dinin özünden kopmuşlardır. Cenazeye iştirak etmek, hele şehit cenazesine katılmak, musallada el-pençe divan durmak, namaz kılmak ve dua etmek insana çok büyük sevap kazandırır; kulu allah'ın teveccühüne mazhar kılar. Böyle önemli bir sevap kaynağından istifade etmeyi bir kenara bırakıp, gelip bir köşede sinsice fırsat kollayan ve sürekli bağırıp çağırarak masum insanların huzurunu kaçıran kimselerin ne dinde yeri vardır ne de onların hareketlerini milliyet mülahazasıyla telif etmek mümkündür."

( herkül.org, tıpkı alıntıdır)

Neden rahatsız etti?

Fetullah Gülen bir hayli rahatsız olmuş, adres göstererek protestoculara yükleniyor.

Bu tepkilerin hükümeti kurtarma çabası olarak yorumlanması doğal, önce bir dinleyelim;

"Maalesef, kocatepe camii başta olmak üzere pek çok yerde benzer provokasyonlara şahit olduk. İhtimal belli mihraklar tarafından organize edilen mahdut bir kısım provokatörler hemen her şehit cenazesine koşuyor, kötü niyetlerle camii harimlerine kadar sokuluyorlar; en başta merhum şehitlerimizin ruhunu rencide edecek şekilde bağırıp çağırıyor, onu-bunu yuhalıyor ve halkı da tahrik etmeye çalışıyorlar. Bu çirkin tavırları sergilerken de hususiyle belli işaretler kullanıyorlar. Bazı siyasî görüşleri akla getiren parmak, el, kol hareketleri yapıyorlar. (Burada Gülen, yandan yumuşak geçişe ihtiyaç duyuyor ve Ülkücü camiaya direk değil, dolaylı yoldan yüklenmeyi tercih ediyor) Belki de bu işaretleri adres şaşırtmak için özellikle nazara veriyorlar. (…) Şehit cenazelerinde görmeye başladığımız protestolar, bir kısım provokatörlerin işidir. Bu problemin çaresine bakacak kimseler ise devlet görevlileridir. Bunları bulup çıkartma ve huzur bozuculara hadlerini bildirme vazifesi devletimizin istihbarat örgütlerine ve adalet kurumlarına düşmektedir. Şayet devlet birimleri ortak bir şekilde ve uyum içinde bu işin üzerine giderlerse, halkımızın da şuurlu ve vakur duruşu sayesinde, allah'ın izin ve inayetiyle, şakîler emellerine ulaşamadıkları gibi şekâvetin sesi-soluğu da bütünüyle kesilecektir"

diye buyuruyor.

Devlet değil ama hükümet emniyet kameralarıyla Gülen'in istediği tespiti yaptırdı.

Peki sorulmaz mı?

Terörle gereği gibi mücadele eden hangi hükümet ve kabinesi halkın tepkisini çekti.

Şimdiye kadar böyle bir vaka yaşanmadıysa neden şimdi oluyor.

Acaba halkın bu tepkisinde Hükümetin, güvenlik güçlerinin arkasında gereği gibi durmaması, hatta iki aşiret liderini muhatap alıp bir tür cesaret vermesi yatıyor olabilir mi?

Fakat Gülen bunları sormuyor, sorgulamıyor.

Çünkü onu ilgilendiren tepkinin çığa dönüşüp iktidardakileri yel gibi atma korkusu. Peki bu korku yalnızca onun mu?

Seçimlerin MHP veya CHP galibiyeti veya her ikisinin galibiyetiyle sonuçlanma ihtimali ABD'yi de ürkütmüş olabilir mi?

ABD'nin korkusu Türkiye'yi etkileme ve özellikle MHP'nin yükselişinin önünün kesilmesi olarak değerlendirilebilir mi?

Yoldaki işaretler bununla sınırlı değil elbet.

Son zamanların komploları da düşün AKP oylarını yükseltmeyi hedefliyor olabilir mi?

Bu tabloda ABD'de yaşayan, Papaz okullarına milyonlarca dolar bağışlar yapan Fetullah Gülen ve Gülen Cemaatinin yeri nedir?

Bu sorular cevaplarını mutlaka bir gün bulacaktır. O vakti beklemeden biz birkaç soru yöneltelim ve simülasyonla cevapları arayalım.

Gülen'in suçlamalarına hedef olan MHP Lideri Devlet Bahçeli (aynı yönde hükümetin eleştirilerine cevaptı, ancak bu açıklamayı da kapsar diye düşünüyorum) 1968'den beri sürekli şehit veren bir camiayı suçlayanların daha dikkatli olmasını söyledi.

Bu ne şiddet ne celal

Garip bir tecelli veya manidar bir durum olarak görülecek olan Fetullah Gülen'in şiddetli tepkisi doğal olarak eleştiriyi ve bazı soruları akla getiriyor.

Hatırlarsanız önceki dönemlerde şehit cenazelerinde aynı kalabalıklar, yoğun olarak "bozkurt" işareti yapan insanlarda dahil olmak üzere yalnızca kanlı terör örgütünü ve dış desteklerini lanetlerlerdi.

Şimdiki tepkinin bir nedeni olsa gerekir. Hadi kalabalık bozguncu; peki Hükümet üyelerine tepki gösteren, kabine üyelerinin taziyelerini kabul etmeyerek onlardan yüzünü çeviren, elini uzatmayan şehit yakınları hangi günah ve suçu işlemişlerdir . Hoca efendi onu da açıktan vaz etseydi de merakta kalmasaydık!

Şimdi sorular;

1-Fetullah Gülen, iktidarın eleştirilmediği yıllardaki şehit cenazelerinde yalnızca terör örgütüne yönelen lanetler ve protestolar için "yeri burası değil" açıklaması yapmış mıdır?

2-ABD'nin Irak'ı özgürleştirme operasyonunda insanlık dışı davranışlar sergileyen, camileri kuşatan, çirkin ve kanlı potinleriyle İslam mabetlerini kirleten Amerikan askerleri ve ABD için de bir açıklama yapmış mıdır?

3-Çirkin Amerikanın çirkin çapulcu askerleri Samara'da, Telaferde, Bağdat'ta, Necef'te ve özgürleşen diğer Irak yerleşim birimlerinde kadınlara, genç kızlara ve hatta erkeklere tecavüz ederken, işkence görüntüleri her yerde yayınlanırken Fetullah Gülen bu çirkin coniler için ne söylemiştir. Yada neden bir tepki gösterme ihtiyacı duymamıştır?

(vatanını savunmak için canlı bomba olmaktan başka çareleri olmayan Iraklılara 'canlı bombanın dinde yeri olmadığını' hatırlatan biri olduğunu da anımsayarak değerlendirelim)

4-Kendine bağlı Türkçe yayın yapan medyasında Türk Ordusu'na ve milli olan herkesime komplolar düzenlenip, karalama kampanyaları yapılırken neden "Ordu Peygamber ocağıdır, dil uzatmayın" deyip kulaklarını çekmemiştir?


Türklerde "yuğ" töreni ve şehit cenazeleri

Şehit cenazelerini izlerken halkın gösterdiği tepkinin eski Türk geleneklerinin genler vasıtasıyla taşınmış olabileceğini düşünmüşümdür. Bilindiği gibi eski inanışlar ve kültür öğeleri İslamiyet'le birlikte biçim değiştirerek ve yeni dine uymayan yönleri terk edilerek günümüze kadar yaşamaktadır.

İşte bunlardan biride cenazeye dair biçimler, davranış kodları ve ritüellerdir. Şehit cenazelerine katılanları suçlayanların da bilgisine sunmak isterim.

Eski Türklerin yaygın bir töresi olan "Yuğ" töreni bulunmaktadır.

Bilindiği gibi eski Türk geleneğinde, ölen yiğitler hemen gömülmez; ölü, bir çadıra konur, yakınları, savaşçı arkadaşları önce çadırın önünde at ya da koyun kurban ederlerdi.

Sonra atlarına binip çadırın çevresinde yedi defa dönerlerdi. Dönerken ağlayıp çığrışırlar, "sagu"lar söylerler; bir yandan da yüzlerini bıçakla çizerek kanatırlardı. Yuğ törenlerinde yiğidin özelliklerine uygun sağular söylenirdi. Bunlara örnek olarak aşağıdaki dörtlüğü verebiliriz.

"Erler kurt gibi hıçkırdı

Yaka bağır yırtıp durdu

Acı ağıtlar çığırdı

Yaş akar gözler kurur."

Ne dersiniz, bunlar kısmen tanıdık geliyor mu?

Şimdi anladınız mı Türk halkının neden şehit cenazesinin ardından tepki gösterdiğini!..

Yiğidi gömme zamanı ölünün ününe göre başka ülkelerden de dostları ve yakınları toplanırdı.

Bu gelenlere "yuğcu" denirdi.

Ölüm töreni veya YUĞ bu kez de gelen yuğcuların katılımıyla yinelenirdi. Ayrıca "yuğ"a özel olarak ağlayıcılar gelir ya da getirilirdi. Bunlara "sığıtçı" denirdi. Yuğ törenlerinde ve ondan sonra ozanların söyledikleri "sagu"lar söylenirdi.

Ansiklopedi ve başka kaynaklardan derlediğim bilgiler şöyle;

AĞIT; Alm. Lobgedicht (n), Trauerode (f), Fr. Ode Funéhre, İng. Dirge. Ölünün arkasından, ölünün iyiliklerini, ölümünden duyulan acıları manzum olarak, belli bir makamla söylemek. Daha ziyade meşhur kimselerin ölümünden sonra veya toplu felaketlerden sonra daha çok kadınlar tarafından söylenir. Erkekler daha ziyade ağlayarak değil de, yazarak söylerler.

Alp Er Tunga destanı aynı zamanda bir "Sagu" veya "ağıt"tır.

Türklerde Orhun abidelerinde Bilge Kağan'ın ağzından kardeşi Kültigin'in ölümü ele alınır.

Ayrıca eski Türklerde yuğ merasimlerinde kamlar veya bahşılar ölünün defni sırasında münasib bir zamanı gözleyerek kopuzları ile yas şiirleri terennüm ederlerdi. Divanu Lugat-it Türk'te "yug veya sagu" diye ağıttan bahsedilir.

Bu gelenek günümüze dek yaşamıştır. Ağıdın makamı ve söylenişi bölgelere göre değişir. Rivayete göre ilk mersiye, Habil'in ölümü üzerine hazret-i Adem tarafından söylenmiştir.

İsterseniz yazıyı yirminci yüzyıl halk şairlerimizden Efkâri'nin ölen eşi için söylediği bir ağıtla noktalayalım;

AĞIT

Yarab bu ne ölüm bu nası zulüm
Ah edip de ağır başlar ağlıyor
Çiçeği burnunda solan bu gülüm
Toprağa karışan saçlar ağlıyor

Can dayanır mı böyle bir zara
Kaldı kıyamete bendeki yara
Dur mezarcı kazma vurma mezara
Sen görmezsin toprak taşlar ağlıyor

Ötme bülbül ötme bağlar yaslıdır
Bugün Ardanuş'ta çaylar yaşlıdır
Kalan bir Keremdir giden Aslıdır
Ovalar yaylalar köşkler ağlıyor

Efkârı sen gamsız kalmazsın bir gün
Ortada bir tabut bu nasû düğün
Her kimin yüzüne baktıysam bu gün
Çekilir yürekler içler ağlıyor

(Efkâri)



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007