Siyaset19 Haziran 2007 00:00

Bir Çift Kundura, Bir de Fes - Hüseyin Mümtaz

Neymiş efendim, “teskere geçmemişmiş”.. Peki, teskere geçmediyse, Amerikan Birlikleri lojistik ihtiyaçlarının %70'ini nasıl olup da “ellerini kollarını sallaya sallaya” Habur'dan karşılıyor? Kapatın Habur'u.. kamagra kamagra 100mg kamagra gel

Bir Çift Kundura, Bir de Fes

Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  18.06.2007
   


Demek ki neymiş, Yemen'den bu yana bir şey değişmemiş..

Deve kesilen aprona asker giremediği için, Şehit Binbaşı Murat Özyalçın'ın bayrağa sarılı tabutu valizleri ile beraber aynı kamyonete konmuş.

“Bir çift kundura ile bir fesi var” formatında THY Kargo bölümüne taşınmış, oradan askere teslim edilmiş.

Şimdi, gönlünüzün uzak, derin ve kırık bir köşesinde tek telli bir ince saz eşliğinde Yemen Türküsü'nün terennüm edilmesine nasıl engel olabilirsiniz?

Aynı gün Manisa'da Garnizon Komutanının, bir okul açılışında Akepe İl Başkanı'nı “fotoğraf karesi”nden çıkardığı haberi geldi.

Fotoğrafta bile tahammül edemiyorlar.

Bu yıl 22 Temmuz'a kadar tayini çıkan hiçbir asker şahıs görev bölgesini terk etmeyecekmiş, askeri kamplar da o üç gün kapalı imiş.

Bu kadar hazırlığın, kime oy vermek için olduğunu düşünüyorsunuz?

Bu arada ve böylelikle, son şehit cenazesi ile de beraber Manisa'nın, son dört buçuk yıldır bize dayatılmaya çalışıldığı gibi “en kıymetli ve en büyük ve tek” tanıtım malzemesinin Bülent Arınç olmadığını da öğrenmiş olduk..

Manisa da, amma Manisa imiş ha!..

Seçim “sathı maili”ndeyiz.. Türkiye paldır küldür bir seçime gidiyor.

Lâf aramızda iyi de oluyor.

Partiler seçim bildirgelerini hazırlıyorlar, yavaş yavaş meydana iniyorlar.

Seçim Bildirgesi denilen şey, seçilirlerse neler yapacaklarını vatandaşa anlattıkları bir vaatler çizelgesidir.

Vatandaşla tek taraflı olarak imzaladıkları bir sosyal mutabakattır.

Öyledir de, Amerika bu denklemin neresindedir, ne ilgisi vardır?

Gırtlağına kadar içinde olduğunu hayretle öğreniyoruz..

Savaş Süzal'ın Washington'dan bildirdiğine göre Akepe'den üç milletvekili: İstanbul'dan Egemen Bağış; Ankara'dan Reha Denemeç ve Antalya'dan Mevlüt Çavuşoğlu, Washington'da partilerinin bugüne kadar yaptıkları ve eğer seçilirlerse önümüzdeki beş yıl için de neler yapacaklarını anlatıyorlar.

Heyet üyeleri ABD Savunma Bakanlığı müsteşar Yardımcısı Edelman ile görüşürken, ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşar Yardımcısı Bryza tarafından verilen randevuya gitmiyorlar.

Heyet, Kongre üyeleri ve Musevi lobisi elemanları ile de görüştükten sonra Washington'daki temaslarını tamamlayarak NewYork'a geçiyor.

Yâni Akepe “seçim bildirgesini” önce Amerika'nın onayına sunuyor.

Egemen Bağış

“Türk siyasetinde merkezi Akepe temsil ediyor. Son haftalarda yapay toplum mühendisliği çabalarının birbiri ardına çıkmaz sokaklara girdiğini gördük”

diyor.

Albright ise “demokrasinin takipçisi olacağız” güvencesi veriyor.

Bu Nobel'lik gazetecilik haberi nedense necip basınımızın necip temsilcileri arasında fazla rağbet görmüyor, kimse manşete taşımıyor.

Dört buçuk yıl önce Akepe seçimi kazanıp, Erdoğan' yasaklı iken de yine Wolfowitz'e mektup yazılıp “Bizi Genelkurmay Başkanı ile görüştürün” denilmemiş miydi?

O zamanki Genelkurmay Başkanı, Hilmi Bey'di ey okuyucu. Hatırlarsınız..

O mektup yalanlan(a)mamıştı ve istenilen görüşme de gerçekleşmişti.

Ankara'da Keçiören'den, Genelkurmay'a gitmek için okyanus ötesinden aracılık istenilen ülkede seçim bildirgesinin onayı için elbet yine okyanus ötesine gidilecektir, neden şaşırıyorsunuz?

Tekmil okyanus ötesine veriliyorsa, güvence de elbet oradan alınacaktır.

G-8'ler Almanya'da toplanıyor.

Amerika, İran füzeleri bahanesiyle kalkan kurmak ve bunu eski doğu Avrupa ülkelerine yerleştirmek istiyor.

Rusya asıl hedefin kendisi olduğu düşüncesiyle “kalkan”ı Türkiye'ye yerleştirin diyor.

Bir diyor, iki diyor.

Gazetelerde günlerce haber çıkıyor.

“Türkiye”den tık yok.

Muhteremler çok meşgul.

Sanki memleket sahipsiz.

“Sahipsiz memleketin batması haktır.

“Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır”.

Acaba, diyorum.. Akif de acaba bu satırlarıyla “kitlesel refleks” istediği için suçlanmış mıydı zamanında?

Akepe 360 vekil ile;

a)Cumhurbaşkanı seçemedi;
b) Ülkeyi rızası dışında erken seçime götürdü;
c) Cumhurbaşkanı'nın nasıl seçileceği halâ daha belli değil,
d) nasıl seçileceği ile ilgili referandum ufukta göründü;
e) Ama bu süreç bile Anayasa mahkemesi'nde ve ne olacağı belli değil..

Bu kadar belirsizlik içinde bir de terör var.

Şehitler var.

Şehit cenazelerinde iktidara tepki var.

“Katil devlet”e soruşturma açılmadı ama “katil iktidar”a kovuşturma var.

13 Haziran tarihli; “Misliyle İade, Misliyle Mukabele” başlıklı bir önceki yazımızda şu cümleyi çok fazla düşünerek yazmıştık:

“ Devlet”le ilişkisi, ancak bir Belediye Başkanı'nın olabileceği ile sınırlı Erdoğan'ın terörle ilgili bir şey bilmiyor olması son derece normal..”

Haksızlık etmek istemiyorduk..

Fakat bir gün sonra Erdoğan bizi bu sıkıntıdan kurtardı.

Bir gün önce;

“İçerideki 5 bin teröristle mücadele bitti mi ki, dışarıdaki 500 ile uğraşalım''


dedi.
ANKA'nın Erbil çıkışlı haberine göre Barzani (Neçirvan) bunu “doğru ve yerinde bir tespit" olarak nitelendirdi.

Akşam “Güvenlik Zirvesi” gerçekleştirildi.

Ertesi gün aynı Erdoğan rakamlarda ve “doktrinde” şöyle bir “düzeltme” yaptı:

''İçerde bin 500, sınır dışında 3 bin 500 gibi rakamlar söz konusu. İçerde de dışarda da bir ayrıma gitmek gibi bir anlayış söz konusu olamaz''

dedi.

Yine aynı gün “Cumhurbaşkanı adayı”, Dışişleri Bakanı Gül;

"Elimizdeki verilere göre halen 3 bin 500 ile 3 bin 800 arasında PKK teröristi Irak'ın kuzeyindeki kamplarda barınmakta, lojistik, silah ve mühimmat ihtiyaçlarını bu bölgeden karşılamaktadırlar. Üzücü olan nokta, Türkiye'nin Irak'ın güvenliği, refah ve istikrarına katkı yapmak için tüm imkânlarını seferber etmesine rağmen Irak makamlarının kendi topraklarındaki PKK faaliyetlerini önlemek için hiçbir çaba içinde olmamalarıdır"


dedi.

Şimdi kıymetli okuyucu..

Konu son derece ciddidir, hayatidir.

Ama konu ile birinci derecede ilgili olması gereken yetkililerin yaklaşımı, kulaktan dolma bilgilerle kamuoyu önüne çıkmaları ve çelişkili ifadelerde bulunmaları zaaftır. Ciddiyetsizliktir.

Dünyanın hiçbir köşesinde yoktur böyle bir şey.

Gül ne diyor?

“PKK teröristleri Irak'ın kuzeyindeki kamplarda barınmakta, lojistik, silah ve mühimmat ihtiyaçlarını bu bölgeden karşılamaktadırlar”.

Peki Kuzey Irak'ın “hayat damarı-can damarı” neresi?

Habur.

Habur sadece Kuzey Irak'ın değil, Irak'taki “müttefik” Amerikan birliklerinin de
can damarı.. PKK'nın değil, Amerikan Birliklerinin ihtiyaçlarının % 70'i de Habur'dan geçiyor.

İskenderun, Mersin, İncirlik, Habur.

Neymiş efendim, “teskere geçmemişmiş”..

Peki, teskere geçmediyse, Amerikan Birlikleri lojistik ihtiyaçlarının %70'ini nasıl olup da “ellerini kollarını sallaya sallaya” Habur'dan karşılıyor?

Kapatın Habur'u..

Seçim Bildirgesi'ni Türk halkından önce onay için götürdüğünüz Amerika'nın can damarını kapayabilir misiniz hiç?

Kapatın Habur'u..

Yok.. Bir milyon kişi Habur'dan ekmek yiyor..

Seçim sürecinde hiç kapatabilir misiniz Habur'u?

O zaman terör diye ağlamayın.. Şehit cenazelerindeki tepkilere de hiç kızmayın..

Mersin ve İskenderun'da şirketler zinciri kuran Barzani'nin Türkiye'yi tehditlerine de ses çıkaramazsınız..

Erdoğan 8 köşeli yıldızlı yeni Akepe binasının açılışındaki meşhur konuşmasında;

“Kaldı ki, biliyorsunuz Mart tezkeresinde Tayyip Erdoğan'ın düşüncesi bir genel başkan olarak bellidir ve o zaman kimlerin buna olumsuz refleks gösterdiği o da bellidir. Şimdi o günden bu güne geldik. Şimdi ise o gün 'hayır' diyenler, şimdi Kuzey Irak ile ilgili sürekli bir şeyler söylüyorlar. Tabii bunun bir defa hesabını çok iyi yapacak olan bizim kurumlarımız, kuruluşlarımız bellidir. Ve benim en çok üzüldüğüm şey şudur”

diyor.

İçeride ve dışarıdaki terörist sayısıyla ve “içerisi ve dışarısı” ile ilgili çelişik bilgilere sahip olan Erdoğan teskere zamanındaki giriş ile şimdiki arasında fark göremiyor.

Dolayısı ile “Teskereye hayır” diyen bize de cevap hakkı doğuyor.

Teskere de;

a) Amerikan isteği ile-onun yardakçısı olarak giriyorduk,
b) Sadece biz Irak'a değil, Amerika da bize giriyordu.

Halbuki şimdi, bizzat bu ülkenin Genelkurmay başkanı'nın ağzından “Orada PKK var, Barzani var, bir de ABD var” yaklaşımı ile “biz” girmek istiyoruz.

Fark bu kadardır ve bu kadar basittir.

O halde;

“Arş yiğitler, vatan imdadına”..

Sadece bir çift kundura ve bir de fesle dönmeyi göze alarak..


16 Haziran 2007

“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”

 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007