Mehmetler bölük bölük giderken sınırlara, cephelere; sınırlardan, cephelerden bir çoğunun tabutu gelirken doğudan, güneydoğudan…
Bir tabutta da “Mehmet Bölük” gelir, kuzeyden!
Karadeniz'in ötesinden, Ukrayna'dan; nasıl meydana geldiği meçhul bir trafik kazasının kurbanı olarak…
Kaza haberinden önce ise bombalı saldırı sonucu öldüğü haberi ulaşır Ankara'ya.
Mesaj ne kadar da anlamlıdır, değil mi? “İstersek öyle, istersek böyle!” Ölümlerden ölüm beğenin diyorlar…
Konuya ilişkin olarak Hürriyet'te yer alan haber ise aynen şöyledir:
Esrarengiz kazada "El-Tayyip"in** yazarı Mehmet Bölük öldü
13 Haziran 2007-Hürriyet
Saygı Öztürk
“ Tayyip Erdoğan dönemi ile ilgili yolsuzluk iddialarını İçişleri Bakanlığı'na taşıyan Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren'in soruşturmalarının temelini oluşturan CHP İstanbul eski il başkanı ve "El-Tayyip" kitabının yazarı Mehmet Bölük Ukrayna'da geçirdiği esrarengiz bir kaza sonucu öldü.
İstanbul İl Başkanlığı döneminde Büyükşehir Belediyesi'ndeki bir çok yolsuzluk iddiasını gündeme getiren, olayın soruşturulmasını ve mahkemeye taşınmasını sağlayan Mehmet Bölük yaşadıklarını da üç ayrı kitapta topladı. Erdoğan dönemiyle ilgili yargıya intikal eden bazı iddiaları da "El-Tayyip" kitabında topladı.
Mimarlık bürosu olan ancak bir çok işinin belediyeden geçememesi nedeniyle sıkıntılı bir dönem yaşayan Mehmet Bölük Ukrayna'da bir mühendislik şirketine ortak oldu ve orada çalışmaya başladı.
Mehmet Bölük'ün bombalı bir saldırı sonucu öldüğü haberi Ankara'ya ulaştı. Ancak daha sonra yapılan araştırmada Bölük'ün geçirdiği bir trafik kazası sonucu öldüğü bildirildi. Mehmet Bölük'ün cenazesinin perşembe günü İstanbul'a getirileceği bildirildi.
Yazdığı kitap ve gündeme getirdiği, mahkemelere taşıdığı olaylar nedeniyle başta AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde ve bağlı şirketlerinde çalışan aralarında bakan ve milletvekillerinin bulunduğu sekiz kişinin yargılanmasını sağlayan Mehmet Bölük, bazı çevrelerin hedefi durumuna da gelmişti . |
Neden bölük bölük Mehmetler; yurt için, şeref için, namus için sınırlara, cephelere koşarken; aynı yurt içinde şerefli ve namuslu kalarak yaşamak savaşını yitiren Mehmet Bölük İstanbul'da barınamamıştır da, mesleğini sürdürebilmek, geçimini sağlayabilmek için taa Ukrayna'ya gitmek zorunda kalmıştır?
Sınırlarda, cephelerde bölük bölük Mehmetlere her zaman yer ve ihtiyaç vardır da, “Mehmet Bölüklere” yoktur çünkü…
Peki o askere davul zurnayla gönderilen bölük bölük Mehmetler gerçekte kimleri beklemiş olmaktadırlar?
Ukrayna'dan yıllardır bir çoğu mimar, mühendis, doktor olan kadınlar fahişelik yaparak para kazanmak için akın akın Türkiye'ye gelirlerken üstelik!
Neden Mehmet Bölük Ukrayna'ya gitmek zorunda kalmıştır?
Sebebi gayet açık: Ülkemizdeki siyasi fahişeler yüzünden.
Mehmetler bölük bölük olmalıdırlar, bölük pürçük olmalıdırlar, ama asla bir “Mehmet Bölük” olmaya kalkmalıdırlar… Mehmetler hep etrak-i biidrak* olarak kalmalıdırlar!
***
Ben merhumu El Tayyip adlı kitabı Toplumsal Dönüşüm yayınlarından çıktıktan bir müddet sonra tanımıştım.
Kitabın yayıncısı ile birlikte Taksim'deki pek mütevazı mimarlık bürosuna gittiğimde şaşırmıştım hatta. CHP İl Başkanlığı yapmış bir mimarın bürosuna pardon “ofisi”ne (İngilizce ofis in, Fransızca büro out olduğu için pardon -yoksa ‘excuse mi' mi demeliyim-) hiç mi hiç benzemiyordu.
O sırada R. Tayyip Erdoğan, El Tayyip kitabından ötürü kendisi aleyhine yüklü miktarda tazminat davası açmıştı. Fakat Recep Tayyip Erdoğan Mehmet Bölük'e karşı kitaplarından dolayı açtığı bütün davaları kaybetti.
Dürüst ve namuslu bir adamdı. Besbelli. Üstelik doğma büyüme İstanbullu sayılırdı. 1954 yılında Fatsa'da doğmuştu. 1958 yılından beri Büyükadada'lıydı. Otuz yıl boyunca CHP'de siyaset yapmıştı. Bu partideki en son görevi İstanbul İl Başkanlığıydı. Böyle bir insanın İstanbul'da geçim sıkıntısına düşmesine imkan var mıydı? Demek ki varmış…
O, İSKİ skandalından sonra itibarı yerlerde sürünen bir partiyi İstanbul'da ayağa kaldırmayı başarmıştı. Peki ödülü ne oldu? 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan genel seçim sırasında CHP'den 12. sıraya konulmak..
Seçilmesin diye herhalde! Nitekim seçilemedi…
Seçilemeyince ve yaptığı projeler de AKP'li belediyelerden geçmediği ve geçemiyeceği için işini yapamaz, yürütemez hale geldi demek ki… Partisini ayağa kaldıran adam iki ayağı üzerine duramaz hale gelmişti. Çaresizlikten ötürü Ukrayna'ya gitmek zorunda kalmıştı. Bölük bölük Mehmetler sınıra, Mehmet Bölükler sınır dışına!
Peki ama onun, doğup büyüdüğü şehirde yaşayamaz hale gelmesinin müsebbipleri yalnızca AKP'li belediyeler midir?
Muhtemel iktidarlarında yapacakları yağmalara karşı durup ayak direyecek bir Mehmet Bölük'ü istemedikleri için, onu aday listesinde on ikinci sıraya koyarak Partisinden tasfiye edenlerin hiç mi suçu yok?
Siz dün onun cenazesinde boy gösteren oligarklara sakın aldanmayın, emin olun ki onlar Mehmet Bölüklerin ölüsünü sevdikleri için oradadırlar.
Ama Türkler bu ülkede iktidara gelirlerse bir gün, onun şerefli hatırasına saygının bir gereği olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye binasının önüne Mehmet Bölük'ün adına bir anıt dikmelidirler. Mehmet Bölük'ün Belediye'ye doğru gözüm üstünüzde der gibi baktığı bir heykeli olmalıdır bu…
Mehmet Bölük'ün anısı önünde saygı ile eğiliyorum.
----------------------------------------------------------------
* Etrak-i biidrak: Kafasız, anlayışsız, idraksiz Türk
**Toplumsal Dönüşüm yayınlarından Nisan 2002 tarihinde yayımlanan El Tayyip Kitabının Önsözünde şöyle yazıyordu Mehmet Bölük:
“Siyaset sahnemiz bir yıla yakın bir süredir “Tayyip Rüzgarı” ile sarsılıyor. Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının “Erdemliler Hareketi” ile başlattıkları partileşme süreci, kısa bir süre sonra “AK Parti” kurulmasıyla sonuçlandı. Ağustos 2001'de AK Parti kuruldu ve Recep Tayyip Erdoğan kurucular kurulu tarafından genel başkanlığa getirildi.
Ağustos'tan bu yana ülke gündemi tayyip tartışmalarıyla işgal ediliyor. Bizzat Tayyip ve kadrosu tarafından hazırlanan Tayyip kurucu olabilir-olamaz, Tayyip milletvekili olabilir-olamaz ve 312. madde tartışmaları ile Ak Parti yoluna devam ediyordu.
Kamuoyu araştırmalarında AK Parti sürekli birinci parti, Recep Tayyip Erdoğan ise müstakbel Başbakan olarak sunuluyordu. Tayyip'in ünü ülke sınırlarını aşmış, ABD ve Avrupa Tayyip'le ilişki kurma yarışına girmişlerdi. Tayyip ne kadar da demokrat adamdı öyle. Türkiye'nin yargı organları bu insana nasıl da haksızlık ediyorlardı. Demokrasi ve barış mesajları veriyor, ABD ve Avrupa Birliğinin kendisinden çekinmelerine gerek olmadığı imajını yerleştirmeye çalışıyordu.
Bazı basın ve yayın organlarında da Tayyip olağanüstü bir hoşgörü ile karşılanıyordu. Tayyip merkeze kaymıştı, değişmişti ve Türkiye hasret kaldığı, aradığı liderine nihayet kavuşmuştu. “Tayyip Rüzgarı” ülke siyasetine ağırlığını koymuştu.
Çok konuştukça hata yapmaya başlayan Tayyip'in “içki için referandum yapacağım” fikri ile “doğum kontrolünü savunanlar vatan hainidir” sözleri aslında onun hiç değişmediğini açık bir şekilde gösteriyordu. Ama yine de birkaç köşe yazarının ağır eleştirileri dışında hoşgörü devam ediyordu.
Tayyip ülke gezisine çıkmış, meydanları dolduran yurttaşlara mangalda kül bırakmadan atıyordu: “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmem!”, “bu kadro ülkede yoksulluğu ve yolsuzluğu yenecektir” gibi sözleri halkımız tarafından çılgınca alkışlanıyordu. Bu durum, bendenizin asabını fena halde bozuyordu.
Hakkında bu kadar çok yolsuzluk soruşturması olan, sürekli yargıdan kaçan Tayyip'in bu sözleri insanı çileden çıkartıyordu.
Tayyip ve arkadaşları kamuoyunu sürekli olarak 312. madde, Anayasa Mahkemesi ve kamuoyu araştırmaları ile meşgul ediyorlar; yolsuzluk dosyalarını, soruşturmaları halkın gözünden kaçırmaya çalışıyorlardı. Tayyip “haksızlığa uğrayan adam”, “mağdur” rolünü çok iyi oynuyordu.
Tayyip kamuoyunda bilinmeyen tanınmayan bir siyasetçi miydi?
İnsanların hafızaları mı zayıflamıştı?
AKBİL, İGDAŞ gibi yolsuzluk soruşturmaları devam ediyordu. İçişleri Bakanlığının ALBAYRAKLAR soruşturması ise kamuoyunda bomba gibi patlamıştı.
Tüm soruşturmalarda Tayyip, Gürtuna ile birlikte sanık listelerinin başında yer alıyordu. Yolsuzluklar bir yana, Tayyip İstanbul'a gelmiş en yetersiz belediye başkanıydı. Üç buçuk yıllık belediye başkanıyken iki ay arayla yağan sağanak yağmur İstanbul'u felç etmiş, birçok yurttaş hayatını kaybetmişti. “El Nino”dan esinlenen İstanbul medyası, bu yağmurlardaki acizliği nedeniyle Tayyip'e “El Tayyip” unvanını uygun görmüştü. Bu unvan Arap ülkeleri ve köktendinci örgütlerle iyi ilişkiler içindeki Tayyip için ikinci bir anlamda da “cuk” oturmuştur.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun son çıkışı ve adından AK Parti kurucularından Ertuğrul Yalçınbayır ile Mehmet Gazioğlu'nun Tayyip'e tepkileri ortalığı karıştırdı. Tayyip ve arkadaşları hemen demokratik bir şekilde sesini yükseltenleri kapı önüne koyma hazırlığına giriştiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Danıştay arasındaki küçük ihtilaf nedeniyle yine “mağduriyet edebiyatına” sığınan Tayyip yanlıları kamuoyunu yanıltma gayretindeler.
İstanbul Belediyesi ve BİT'lerdeki yolsuzluklarla ilgili yıllardır çalışmalar yapan bir yurttaş olarak, Tayyip'in belediye başkanlığı dönemindeki yönetim anlayışını, yöntemlerini bir kez daha kamuoyuna hatırlatmak ihtiyacı hissettim.
Tayyip bilinmeyen bir kişi değildir. Yolsuzluklarıyla, beceriksizlikleriyle İstanbul'a damgasını vuran Tayyip'in, başbakan olunca Türkiye'yi de İstanbul gibi yöneteceğini düşündükçe tüylerim diken diken oluyor.
“Tanrı Türkiye'yi El Tayyip'ten korusun”
Amin
|