“Devlet”le ilişkisi, ancak bir Belediye Başkanı'nın olabileceği ile sınırlı Erdoğan'ın terörle ilgili bir şey bilmiyor olması son derece normal..
Fakat 4.5 yıllık başbakanlığı süresince de ilgili ve yetkililerin söyledikleri ve hazırladığı raporlardan bir şey edinmeyip halâ bazı kalıplara takılıp kalması da aynı derecede anormal.
Lafı nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum, Baykal pat diye ismini koydu ve;
“ Erdoğan'ın açıklamaları, onun terör meselesini hiç kavramamış olduğunu gösterir”
deyiverdi.
Erdoğan; şehit cenazelerinde çığ gibi yükselen kitlesel refleksi dizginleyebilmek için alelacele toplanması kararlaştırılan “Terör Zirvesi”nden önce yine “kendi doğrularını” gazetecilerle paylaştı, akşamki toplantının bu açıklamanın gölgesinde yapılmasını ve bu açıklamanın çizgisinde yansıtılmasını sağlamaya çalıştı.
Sekiz köşeli yıldızlı Akepe binasının açılışında gazetecilere askerin görüşünün aksine,
“ İçerideki 5 bin terörist bitti mi ki dışarıdaki 500 ile uğraşalım"
dedi; TÜSİAD'ın aksine,
“TÜSİAD dediyse yanlış demiş. Yani bunların hepsi birbiriyle ilgili konular, birbirinden ayıramazsınız. Bugün güvenliğini sağlayacaksanız, ekonomik gücünüzün olması lazım. Bu ekonomik gücünüz yoksa yarın bu güvenliği de sağlayamazsınız.
Tabii ki güvenliğiniz olacak, ekonomi de... Bunlar hep birbirinden ayrılmaz olan adeta ikizler. Dolayısıyla birini tercih edeyim, diğerini etmeyeyim, böyle şeyler olmaz ve bunlar yanlış yaklaşımlardır”
dedi.
Konuyu askerden ve işadamlarından “iyi” bildiğini “gösterdi”.
“Yani şehitlerimizi bir siyasi rant aracı olarak kullanmamamız lazım. Bu konudaki hassasiyet çok önemli. Ama bakıyorsunuz, yani birçok şeyler hele hele şunu açıkça söylüyorum bazı emekli generaller, paşalar televizyon televizyon dolaşıp hükümete karşı adeta böyle saygı sınırlarını aşan ifadeler kullanmak suretiyle toplumda sanki bir psikolojik olumsuz hava oluşturmanın gayreti içine giriyorlar, bunlar hoş şeyler değil”
dedi.
Emekli askerlerin uzmanı oldukları terörle ilgili konuşmalarından rahatsız oldu ama konuya “ilgisiz” STÖ'leri meseleye dahil ederek,
“Ama terörün tanımındaki, içeriğindeki sıkıntı maalesef hepimizi üzmektedir. Burada yapılması gereken de sivil toplum örgütleri olsun, siyasi partiler olsun bizler olalım hep beraber bir ulusal ortak platform oluşturmamız lazım”
diyerek tamamen “AB çerçevesinde” bir yaklaşım sergiledi.
Şehit cenazelerinde yaşanan protestolarla ilgili olarak,
"Bu terbiyesizliği yapmış olanlar ne İslami görevi ne insani görevi yapmak için geliyor. Tamamen bunların dışında bir görevlendirmeyle oraya geliyorlar. Bu tabii cenaze adabına ters, şehide de saygısızca bir hareket"
dedi.
"Sınır ötesi harekât diye sürekli gündemde tutulan şeyler var ya bunlar böyle sürekli konuşularak 'şu zaman mı olacak, bu zaman mı olacak' diye... Böyle şeyler zaten yapılır ama bunlar böyle davul, zurna ile olmaz"
dedi.
“Karizması”, birkaç saat sonra, daha “Terör Zirvesi” devam ederken NTV'de “Televizyon kanallarında dolaşan Emekli Orgeneral”lerden Özgen tarafından çiziliverdi.
Necati Paşa dedi ki;
“ Bu rakamlar yanlış, içeride 1000-1500, dışarıda 5000 terörist var”.
Sayı ne olursa olsun ama birileri Erdoğan'a terörün doğası hakkında doğru bilgiler vermeli.
Amerika'nın Vietnam'daki yenilgisinin ardında Çin'in dış desteğinin;
Rusya'nın Afganistan'daki yenilgisinin ardında Amerikan dış desteğinin;
yine Amerika'nın Irak yenilgisinin ardında uluslar arası Şii desteğinin bulunduğunu öğrenmesi; “hâmi devlet” kavramını özümsemesi gerek Erdoğan'ın.
PKK'nın arkasında önce Suriye vardı.
Sonraları bunun yerini, Özal'ın meşhur “36'ıncı paralel” yutturmacası ile Irak-Çekiç Güç-Amerika aldı..
Özgen Paşa
“10-ila 30 kilometre aşağıya inerek sınırı 37'inci paraleldeki düz bir hattan korumamız gerek. 3000 metre yükseklikte zorluklarımız var”
dedi,
“Zaten zarar gördüğümüz PKK kampları da buralarda”
dedi.
Ve ekledi; “Terör Zirvesinden bir şey çıkmayacak”.
Dün internette “Terör Neden Azdı?” sorusuna şöyle bir cevap verilmişti:
“ Akepe'den önce MGK Toplantıları ayda bir yapılırdı.
AB istedi, Akepe'den sonra üç ayda bir yapılır oldu.
Yılda 12, dört buçuk yılda yılda 648 toplantı yerine,
Akepe iktidarı süresince sadece 18 toplantı yapıldı”.
Peki “Terör Zirvesi”, “Mini MGK” mı?
Hayır, ufak bir fark var..
MGK'nın başı Cumhurbaşkanı idi; yâni MGK bir “devlet kurumu” idi.
Halbuki “Terör Zirvesi”nin başı Başbakan.. Yâni bir “siyasi kurum”..
Hâlbuki biz ilk defa TÜSİAD üyelerinin ülke güvenliğini ekonominin önüne koymalarından bayağı ümitlenmiştik.
Ama Erdoğan'ın “siyasi yaklaşımı ve inatlaşması” son ümit kırıntılarını da yok ediyor.
Terörü her zaman yaptığı gibi “siyaseten” çözmeye çalışıyor. Ekonomik ve askerî tercihleri göz ardı ediyor.
“Davul zurna ile yapılmaz” diyor.
Kimse “davul zurna ile yap” demiyor.
Meclisten tezkere çıkar, tezkereyi askerin cebine koy.
Tezkerenin süresi, hedefi ve kapsamı “açık” olsun..
“Hedef”te, Büyükanıt'ın ifade ettiği gibi “PKK-Barzani-Amerika”
üçlüsünün olup olmadığını kimse bilmesin.. Ama hepsi rahatsız olsun.
Zamanını kimse bilmesin. Ama herkes, ilgili bütün taraflar, yâni PKK-Barzani-Amerika askerin cebinde böyle bir teskere olduğunu bilsin.
Ayağını ona göre denk alsın..
Kimse Türk ordusunu küçümsemesin.
Türk ordusu PKK'yı vurur..
Barzani önüne çıkarsa ona da vurur.
ABD karışmaya kalkarsa döner ona da vurur..
Siyasi iradenin kararlılığına ve komutanın vereceği emre bağlı. Çünkü askerin görevi bu.. Buna göre yetişiyor.
Göze alabiliyor musunuz, göze aldığınızı muhataplarınıza hissettirebiliyor musunuz bütün mesele bu..
Fakat ne olursa olsun, taşlar yerinden oynamıştır, dengeler değişmiştir.
Radikal bile
“ Şehit cenazeleri yürek paraladı, şehit erin mektubu dün ulaştı
Bu acıya yürek dayanmaz”
manşeti atabiliyor , İsmet Berkan bile “konu ile ilgili” hassasiyet gösterir hâle geliyorsa zemin Akepe'nin altından kaymaya başlamıştır.
Amerika “konunun hassasiyetini” anlamıştır.
Anlamıştır ki Pentagon'a yakınlığı ile bilinen Amerikan Washington Times gazetesi çala kalem,
"ABD, Türkiye'nin Irak sahnesine girmesi zamanının henüz gelmediğini biliyor. Üst düzey bir ABD'li yetkiliye göre, Türkiye'nin, Kuzey Irak'a girerse, toprak bütünlüğü tehlikeye girer"
diye yazıyor.
Tülin Daloğlu imzalı yorumda binlerce Türk askerinin sınıra geçtiği haberi üzerine ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un bu bilginin doğru olup olmadığını sormak için Genelkurmay'a gitmesini dikkat çekici olarak değerlendiriliyor.
Yorum haberde
“Türkiye'nin caydırıcılık kabiliyeti sorgulanıyor, gerçekten oldukça zayıflamış bir devlet görüntüsü veriyor”
yorumu yapılıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın askerlerin kendisine bağlı olduğunu söylerken askeri operasyon konusundaki kararı askerlerin vermesi gerektiğini belirttiğini anımsatılan yazıda
“Açık ki Sayın Wilson, mesajını aldı, Başbakanı by-pass etti ve doğrudan askerlere gitti”
ifadesi kullanılıyor.
Pentagon, Türkiye'yi bölünmekle “tehdit de ediyor”.
Yazıda;
“Bugün Türkiye, sınır ötesi bir operasyon kararını alabilir ancak bu, sadece sembolik olur. Türkiye'nin Kuzey Irak'ı işgal edemez ve sınır öteki tarafında PKK teröristlerine karşı saldırı düzenleyebilecek bölge sınırlıdır. Eğer, hedef alınmış bölgede hala PKK teröristleri kalsa da herhalde böyle bir askeri operasyona ve uluslararası baskılara değmez. Bir Türk askeri yetkilisinin dediği gibi, Türkiye için ABD'yi nokta operasyonları yapmaya ikna etmek daha iyi olurdu”
deniliyor.
Mevcut koşullarda askerlerin caydırıcılık politikasının PKK veya Iraklı Kürt liderlerinden çok ABD'ye yönelik olduğu gibi göründüğü iddiasına da yer verilen yorumda,
“ABD, Türkiye'nin Irak sahnesine girmesi zamanının henüz gelmediğini biliyor. Üst düzey bir ABD'li yetkiliye göre, Türkiye'nin, Kuzey Irak'a girerse, toprak bütünlüğü tehlikeye girer. Türk askerleri bu yetkiliyle hem fikir olabilir. Mesele, Türkiye'de son terörist saldırıları gerçekten kimin provoke ettiğidir”
görüşü dile getiriliyor.
Le Monde bile Özgen Paşa'nın söylediği gerçeğin altını çiziyor;
“ Türk askerlerinin PKK'nın sızma girişimlerini önlemek için Türkiye ile Irak arasında bir tampon bölge oluşturmayı amaçladığını”
yazıyor.
“Bazı gözlemciler, askerlerin, PKK'nın sızma girişimlerini önlemek için Türkiye ile Irak arasında bir tampon bölgesini çizmeyi amaçladıklarını tahmin ediyorlar. Son günlerde Türk askerleri, Irak topraklarına hazırlık olarak değerlendirilebilen sınırlı bazı akınlar gerçekleşti”
diyor.
Arınç konuyu anlamıyor..
Meselenin “Komutanlara Mesir” hediye etmekle bitmeyeceğini göremiyor.
Yıllardır tek kişilik sahne gibi kullandığı Manisa'nın, Hatuniye Camii'nde başka bir yüzünü keşfedince sinirleniyor, “Misliyle iade” ediyor.
Tabii terör bu iktidar zamanında başlamadı.
Tabii şehit cenazeleri ilk defa bu iktidar zamanında gelmedi.
O halde tekrar edelim..(“ASKER..” Hüseyin MÜMTAZ. 11. Haziran 2007)
“ Neden şehit cenazelerinde daha önceki iktidarlara değil de Akepe'ye tepki gösteriliyor?
Neden Erdoğan şehit ailelerini “telefonda arayayım da tepki mi göreyim?” tavrı ile aramaktan çekiniyor? Neden Erdoğan şehit babasının, cenazedeki tepkisini anlamıyor, anlamak istemiyor da adamı “tutuklatıyor”?
Neden Sezer, Büyükanıt ve Erdoğan'ın bulunduğu şehit cenazelerinde Sezer ve Büyükanıt alkışlanırken sadece Erdoğan “Bu asker yatmadı, vatanını satmadı” sloganına mâruz kalıyor?
Neden bir başka cenazede Gül “Bu asker yan gelip yatmadı, şehit oldu” sloganının muhatabı oluyor?”
Ve evet, neden artık Şehit Cenaze törenleri Ankara-İstanbul ve Manisa'dan “canlı” yayınlanır hâle geliyor?
“Cumhur'a karşı” tavırlar neden cenazelerde “misli ile mukabele” görüyor?
Sonunda Özgen Paşa'nın dediği çıkıyor, “Terör Zirvesi”nden “bir şey” çıkmıyor.
Sonuç bildirisi şöyle..
1- Terör ülke gündeminin en önemli sorunudur. Bu konunun tüm çıkarların ve siyasi mülahazaların üstünde olduğu konusunda kimsenin kuşkusu bulunmaması gerek 2- Türk Silahlı Kuvvetleri ile Hükümet bu konuda tam bir uyum ve eşgüdüm içerisindedir. 3- Terörizmle mücadelede, demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde, ancak büyük bir kararlılıkla ve tüm ilgili kurumlarımızın ortak katkısı ve işbirliğiyle sürdürülecek. Ülkemize yönelik tehdidin üstesinden gelinecektir. 4- Halkımızın terör eylemlerine karşı her zaman birlik ve beraberlik içinde
olduğunun görüldüğü memnuniyetle not edilmiş. Bu dayanışma ruhunun ve
kararlılığının devam ettirilmesinin önemine dikkat çekilmiştir”.
Bu cümlelerin, “Zirve”nin dışarıya değil içeriye yönelik bir telaşın sonucu olarak ortaya çıktığını ifade ettiğini belirtmemiz gerek.
Bu açıklamayla “Zirve”nin asıl muhatabının PKK-Barzani-ABD değil de; asker-siyaset arasındaki anlaşmazlığının boyutlarını çözmeye çalışan iç kamuoyu olduğu düşüncesi uyanıyor.
PKK-Barzani-ABD rahat bir nefes alıyor.
“Askere direktif mi verildi, yoksa yetki mi?”
tartışması ise yine havada kalıyor.
Havanda su dövülüyor, dağ fare doğuruyor.
Dostlar alış verişte görüyor..
13 Haziran 2007
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”
|