Medyanın da katkısıyla büyük bir beklenti yaratan 'Terör zirvesi' hükümet ile TSK arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek bir yana, tarafların birbirinden daha fazla uzaklaşmasıyla sonuçlandı.
Başbakanlık'tan yapılan yazılı açıklamanın 'aldatıcı mesajlarına' rağmen durum maalesef bu...
Politik cümleler kurmaya, 'derin perde arkası' havaları atmaya hiç gerek yok..
Büyük maaşlar alıp da büyük haberler çıkaramayanların başvurduğu 'foto-analiz' kandırmacalarına da başvuracak değiliz.
Durum, 'çıplak bir vatandaş gözüyle' görülebilecek kadar net:
AKP hükümeti ile TSK, Kuzey Irak'a düzenlenecek bir operasyon konusunda anlaşma sağlayamıyor...
Bundan sonra sağlayabilirler mi?
Çok zor...
Taraflar, son sözlerini söyledi ve "uzlaşma' artık neredeyse imkansız..
Daha doğrusu, AKP hükümeti son sözünü söyledi...
Bilindiği gibi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan'da, Kuzey Irak'a yapılacak bir askeri operasyonun gerekliliğine işaret etmiş ve ordunun hükümetten bu konuda "siyasi karar beklediğini" Türk kamuoyu ile paylaşmıştı...
O gün bu gündür ipe un seren, politika belirlemekten kaçınan, oyalama taktiklerine girişen AKP hükümeti oldu..
Ve..12 Haziran 2007 itibarıyla; yani Büyükanıt'ın 'hükümet tezkeresi' istemesinden tam iki ay sonra; artık kaçacak köşe kalmadı ve Başbakan Erdoğan,
"500 kişiyi kovalamak için Irak'a girmenin gereksiz olduğunu"
duyurdu. Bu rakamı nereden çıkardığını bilen yok...
Ancak hükümet, "Kuzey Irak'a bir operasyon düzenlenmesine karşı olduğunu" nihayet açıklamak zorunda kaldı...
Şimdi ne olacak bilmiyoruz...
Bildiğimiz, şehit cenazeleri gelmeye devam ettikçe AKP hükümetine yönelik kitlesel tepkilerin artacağı...
"Ordu bölücü terörle mücadele kararlılığını ortaya koydu, ancak hükümet adım atmadı"
yaklaşımının güç kazanacağı...
Cumhuriyet mitinglerinin, Genelkurmay'ın çağrısı ile birlikte "Terörü lanetleme mitinglerine" dönüşeceği ve meydanlarda atılacak sloganların AKP için daha katlanılmaz bir nitelik kazanacağı...
Kriz yönetmede inanılmaz başarısızlıklar sergilemiş olan AKP yetkililerinin -Başbakan Erdoğan ve Meclis Başkanı Arınç başta olmak üzere-şehit cenazelerinde tepkilerini ortaya koyan vatandaşlara marazi bir kin, öfke ve suçlama ile saldıracakları...
Sloganlara cevap yetiştirecekleri, bağrı yanan şehit yakınlarını bile "Nizam-ı Alem militanı" ilan etmeye kalkışacakları...
Velhasıl, yangına körükle gidecekleri...
Tansiyonu yükselttikçe yükseltecekleri ve olup bitenleri anlamaya hiç ama hiç yanaşmayacakları...
Bildiklerimiz bunlar...
Peki, Kuzey Irak'a bir askeri operasyon düzenlemenin Türkiye'nin yararına olmayacağı görüşünü savunmak bu kadar mı zordu ki AKP, halka açık yüreklilikle bu düşüncenin gerekçelerini anlatmak yerine oyalamayı, dansetmeyi, artık kaçacak yer kalmayınca da saldırganlaşmayı tercih etti?...
Neden çıkıp da "Böyle bir operasyona şunun için karşıyız" diyemediler?
Belki ikna olurduk?
Bakın, askerler gerekçelerini ne kadar net söylüyorlar..Belki, AKP de aynı netliği tercih etseydi, AKP'ye hak verirdik...
Ama yapamazlardı...
Neden yapamayacaklarını kendileri de, askerler de, şehidine canından can kopmuş gibi yanan halk da çok iyi biliyor...
Herkes, her şeyi çok açık ve net görüyor...
Bu ortam, krizleri büyütür...
Ve bu kez 'cumhurbaşkanlığı krizi' gibi de olmaz..
Bu fırtına AKP'yi çok sorunlu bir şekilde götürebilir. 22 Temmuz'da şöyle veya böyle kurmayı kararlaştırdığımız sandık alev alabilir...
Her şey berbat olabilir.. Bir-iki hafta içinde bunları bile konuşamıyor olabiliriz...
Ey Türk milleti kerem et!
Tarihte binlerce kez yaptığın gibi bir kez daha kerem et! Kerem et... şehidinin acısını kalbine göm ve 22 Temmuz'a kadar dişini sık...
Bu bilgisiz, sorumsuz, kimliksiz tarih şuurundan, millet duygusundan yoksun, intikam almaya and içmiş, iktidar koltuğunu kaybetme korkusundan gözü dönmüş, yemeye, içmeye, ranta alışmış kadroları sandıkla gönder..
Başka yol ve yöntemlere, yeni acılara ve yıkımlara bizi mecbur bırakma...
AKP artık halktan kopmuştur. Şehit cenazesinden kovulma noktasına gelenin ne bu dünyada, ne de öteki dünyada yatacak yeri olamaz...
Gün, daha fazla gerilimi artırma günü değil, "Ben ne hata yaptım da bu hale düştüm?" diye düşünme günüdür..
Ucuz politika yapmaktan vazgeçilsin...
Haydi, bir gerçeği daha söyleyelim...
Irak sınırında olup bitenler hakkında AKP'ye kimse bilgi falan vermiyor; çünkü güven kaybolmuş.."Biz duruma hakimiz, askerlerle sürekli temas halindeyiz" havaları, imajı kurtarmaya yönelik "reklam kokan hareketlerden" başka bir şey değil...
Bir Dışişleri Bakanı, eğer gerekli bilgilere hakimse, neden gazetelere "Genelkurmay'ın arka kapısından girdim, tam iki saat başbaşa gizli bir görüşme yaptık" diye haber verme ihtiyacı duyar?
Gizliyse neden açıklıyorsun? Hani gizli görüşmeleri açıklamak "vatan hainliğiydi"? Erdoğan, MGK'nın perde arkasını yazan Fikret Bila için öyle demişti ya....
Sonra, "jöleli anchorman" neden gazetecileri Başbakanlık'ta toplayıp, "Zirve yapma talebi bizden geldi, bunu yazın ama benim adımı geçirmeyin.." diyor?
Bu gizli 'reklama' neden ihtiyaç duyuluyor? Bu bilgiyi neden senin adınla veremiyoruz da bulanık suda balık avlıyoruz? Senin adınla yazınca başımıza kuş mu konacak? Yoksa, 'dezenformasyonun adresi' olarak tesbit edilmekten mi korkuyorsun?
Bağrı yanık insanların şehit cenazelerinde ortaya koyduğu öfke sizi neden bu kadar şirazeden çıkarıyor?
Siz de çıkıp bağırın "Şehitler ölmez, vatan bölünmez!" diye...
Ne var bunda rahatsız olacak?
Ne var tehditler savuracak, soruşturmalar açacak?
Slogan atanları "MHP militanı" ilan edince kendinizi kandırabiliyor musunuz?
Meclis başkanının, bakanların taziyelerini geri çeviren şehit aileleri de mi "MHP militanı"?
İşte bütün bu çarpık yaklaşımlar, bu samimiyetsiz tutumlar terörün doğrudan muhatabı olan askerleri de, evlatları her gün toprağa düşen milleti de çileden çıkarıyor...
Ordu ile millet yakınlaştıkça, AKP tehlikeli sulara doğru uzaklaşıyor...
Ankara'nın havası çok ama çok gergin....
|