Siyaset4 Haziran 2007 00:00

Askerliğin Namusu - Hüseyin Mümtaz

Bu lâfın hele; ‘'.. bir de ortada ABD var'' bölümünü fevkalâde önemsiyorum.Göğsüm kabarıyor, ayaklarım yerden kesiliyor, bulutların üzerinde uçuyorum.. ABD'nin ‘'karşı taraf'' olarak denkleme dâhil edilmesi; bu işin üstelik bir Genelkurmay Başkanı tarafından kamuoyu önünde açık olarak dillendirilmesi hatırladığım kadarıyla ilk defa olmaktadır ve MGK'nın MGK olduğu zamandaki ‘'son'' Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç'ın, ‘'Rusya ve İran ile işbirliği olanaklarının da değerlendirilmesi gerektiği'' yönündeki düşünceleri ile örtüşmektedir. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

Askerliğin Namusu

Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  04.06.2007
   


Süleymaniye kalbimde bir ince sızıdır.

Altı bin yıllık geçmişin intikamı alınamayan en rezil, en aşağılık, en yüz kızartıcı gönül yarasıdır.

Belki gelecek bir altı bin yıl daha asla karşılaşılmayacak olan..

Tarihin; 4 Temmuz 2003 zaman dilimine rastlayan o kahredici 24 saatine tanık olmuş olmaktan, konu ile ilgili en ufak bir ilgim olmadığı, unumu elemiş, eleğimi asmış köşemde oturmakta bulunduğum halde..

Hâlâ utanıyorum..

‘'Alet derecât'' yahut ‘'silsile-i merâtib'' içinde o an doğrudan ilgili olanların, ilgili olması gerektiği halde üç maymunu oynayanların şimdi içinde bulundukları ruh hallerini veya torunlarına ne diyeceklerini ise hiç merak etmiyorum.

Torunlarına cevap verirken yere bakıp bakmayacakları veya gözlerini kaçırıp kaçırmayacakları da hiç ilgilendirmiyor beni.

İşte bu yüzden Orgeneral Büyükanıt'ın İstanbul'daki ‘'Güvenlik Sempozyumu''nda,

‘'Yazılı talep vermeye mi gerek var. Biz söyleyeceğimizi söyledik. İçeri girip sadece PKK ile mi uğraşacağız yoksa Barzani ile birşeyler olacak mı? Orada PKK var Barzani var, bir de ortada ABD var. Benim önüme sözlü değil yazılı talimat gelmesi lâzım''

demiş olmasının altını kalın kalemle çiziyorum..

Bu lâfın hele; ‘'.. bir de ortada ABD var'' bölümünü fevkalâde önemsiyorum.Göğsüm kabarıyor, ayaklarım yerden kesiliyor, bulutların üzerinde uçuyorum..

ABD'nin ‘'karşı taraf'' olarak denkleme dâhil edilmesi; bu işin üstelik bir Genelkurmay Başkanı tarafından kamuoyu önünde açık olarak dillendirilmesi hatırladığım kadarıyla ilk defa olmaktadır ve MGK'nın MGK olduğu zamandaki ‘'son'' Genel Sekreteri Orgeneral Kılınç'ın, ‘'Rusya ve İran ile işbirliği olanaklarının da değerlendirilmesi gerektiği'' yönündeki düşünceleri ile örtüşmektedir.

Demek ki asker yine ‘'yüz çeşit-bin çeşit'' alternatif planlar yapmak durumundadır..

Gönlümün derinliklerinde üç telli bir sazın gittikçe yükselen perdelerle ‘'Yol göründü ey Gaziler'' türküsünü çalmasının da vaktidir..

Bu arada yurt dışındaki derin bir takım odakların Türkiye'yi ‘'kendi çıkarları'' uğruna Irak-Ortadoğu batağına bulaştırma gayretleri olduğunu da asla göz ardı etmiyorum.

Ama söz konusu olan Türkiye'nin kendi çıkarlarıdır.

‘'ABD'ye rağmen'' milli menfaatleridir.

Ve ‘'Mevzuu bahis olan vatansa gerisi teferruattır''.

Önemli olan, Süleymaniye Çuwall'ının şu veya bu şekilde rövanşının alınması ihtimalidir.

Ki bu öyle ‘'hayali bile cihan değen'' bir ihtimaldir ki…

Tadından yenmez..

Ama….

Yine Süleymaniye'de..

Türk askerlerine, hem de peşmergenin silah doğrultmuş olması..

Hakkâri Üzümlü'den sonra ikinci vahim sınır ihlâl olayıdır.

Bu defa namusumuzun sınırlarına göz dikilmiş, tecavüz edilmiştir.

''İçerde ve dışarıda herkes şunu iyice bilmeli ve anlamalıdır ki; bu bölgede görev yapan unsurlarımız yüce Türk Milletinin ve kahraman Türk Ordusunun mümtaz evlatlarıdır. Onlara yapılacak en ufak bir etik dışı davranış veya eylem, tümüyle Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılmış sayılacak ve gereken en üst düzeyde karşılık görecektir''

cevabı beni tatmin etmemektedir..

4 Temmuz 2003'teki ‘'Amerikan Bağımsızlık Bayramı''ndan beri ben böyle lafları çok duydum.

Askerin hele harp meydanlarında kâğıt kalemle konuşması yüreğimi daraltıyor.

Asker konuşacaksa diplomata ne gerek var?

Diplomat konuşursa, konuştuktan sonra asker ne yapacak?

O da daha yüksek sesle mi konuşacak?

Bu ne biçim ‘'yeni konsept''?

Yüzbaşım..

Üsteğmenim..

Teğmenim.

Başçavuşum..

Sana, ‘' .. icabında Vatan, Cumhuriyet ve vazife uğruna seve seve hayatını feda etme'' görevi verilmiştir.

Sen..

Muhtemelen sıcak ve kutlu bir Ağustos günü Menteş'te yahut başka herhangi bir vatan parçasında..

Bayrak üzerindeki silaha el basarak, silah arkadaşlarına sarılarak bunun yeminini de etmiştin.

Bu vazife için sana özel bir elbise, üniforma giydirilir.

Bu ‘'askerlik''tir.

‘'Askerliğin namusunu'' ve ‘'Türk sancağının şânını'' canından aziz bilip koruman için de beline silah takarlar.

Üç buçuk zıpçıktı peşmerge parçasının..

Sana silah doğrultmaya cesaret edebildiği o kahredici zaman aralığında..

Ki o vakitler..

İşte o ‘'Cehennemlerin kudurduğu'' vakitlerdir..

Bakışlarınla ezemiyorsan..

‘'Yıldırımlar yaratan'' bir şakırtı ile…

Silâhını…

Peşmerge parçasının alnının çatına dayasaydın..

Dayasaydın da tahta tüfeklerini kuyruklarının arasına sıkıştırtsaydın…

Nâmın yürürdü be yüzbaşım..

Teğmenim..

Başçavuşum..

Nâmın yürürdü..

Ve Türk tarihindeki yerini alırdın..

Sınırları mevhum ‘'Türk vatanı üstünde''..

Asıl işte o zaman ‘'Sönmez güneş'' olurdun..

Az şey miydi bu?

Ondan büyük rütbe mi vardı be Yüzbaşım?

3 Haziran 2007

www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007