Rezaletin böylesi görülmedi..
Eskiler, hâttâ ‘’rezaletin daniskası’’ derlerdi..
‘’Sınırı geçtiği’’ söylenilen iki Amerikan F-16’sı olayı komedidir, orta oyunudur, rezalettir, rezaletin üç perdelik daniskasıdır.
PERDE 1.
24 Mayıs Perşembe günü Hâkkâri’nin Üzümlü Bölgesi’nde iki Amerikan F-16’sı Türk hava sahasını dört dakika süreyle ihlâl ediyor, Türk toprakları üzerinde 165 kilometre katediyor. Olay Genelkurmay’ın web sitesinde, ‘’Dışişlerine de bildirilmiştir’’ ibaresi eklenilerek yer alıyor.
Dört gün sonra, 28 Pazartesi günü hali hazırda Dışişleri Bakanı olan; ama üzerinden hâlâ Cumhurbaşkanlığı adaylığı rüyasını atamadığı anlaşılan Gül; ‘’Tamamlayıcı bilgi bekliyoruz, gelince gereğini yapacağız’’ diyor.
Halbuki Gül’den bir gün önce; Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Amerikan Senato ve Temsilciler meclisi üyeleri heyeti basın toplantısında soru üzerine olayı kabullenmişlerdi.
Durum ilk bakışta ancak ve sadece ‘’tüyler ürpertici’’ olarak nitelendirilebilir.
Türk hava sahası dört dakika süre ile ihlal edilmiş, (sonradan açıklandığına göre) derhal havalanan iki Türk F-16’sı duruma vaziyet etmiş ama Genelkurmay ile Dışişleri arasında her nedense ‘’hatlar kopuk’’ olduğu için siyasi ‘’beyan’’ ancak dört gün sonra yapılabilmiştir.
Rivayetler muhteliftir. Bir tanesi, Dışişleri nöbetçi memurları tarafından teslim alınan konu ile ilgili evrakın araya giren hafta sonu tatili yüzünden Pazartesi gününe kadar bakana çıkarılamadığı ile ilgilidir.
Peki Genelkurmay, konuyu önce/ bir de web sitesinde kamuoyu ile paylaşmakla hatâ mı etmiştir.
Bence etmemiştir.
Tecrübeyle sâbittir ki siyasi irade, hele konu Amerika olunca büyük bir ihtimalle konuyu kapalı devre, kayıt dışı, ahbap usulü ve de kamuoyuna duyurmadan kendi üslûbunca ve muhatabını ‘’küstürmeden’’ halletmeyi tercih edecekti.
Genelkurmay’ın ‘’şeffaf’’lığından neden endişe ediyorsunuz?
PERDE 2.
Neymiş? ‘’İki Amerikan F-16’sı sınırı geçmiş’’..
Yapmayın, etmeyin Allah Aşkına..
İncirlik Türk sınırları içinde değil mi? İncirlikte o kadar Amerikan F-16’sı gece-gündüz ‘’konuşlanırken’’, inip-kalkarak ‘’göreve’’ gidip dönerken, günde yüzlerce sorti yaparken, nereye gidip geldiklerinin asla hesabı sorulamazken
(Bakınız.. Doğan Güreş’in PKK’lılara yardım malzemesi atarken yakalanan Amerikan helikopterleri ile ilgili anıları) ; sınırı sadece dört dakika geçen F-16’ların lâfı mı olur?
Güldürmeyin insanı..
PERDE 3.
Üçüncü ve son Perde, şu veya bu sebeple olayı dört gün sonra öğrenen siyasi iradenin gösterdiği tepkinin dozu, kapsamı ve vizyonu ile ilgilidir.
Çuwall’da hatırlarsınız,
‘’Büyük devletler özür dilemez’’,
‘’Nota mı, ne notası, müzik notası mı’’
yaklaşımı sergilenmişti..
Dört buçuk sene sonra ne yazık ki Amerika-Türkiye ilişkilerinde Akepe sayesinde bir arpa boyu bile yol alınamadığı gözlemlenmektedir.
Olay 24’ünde cereyan etmiş, Gül 28’inde konu ile ilgili açıklamada bulunmuş,
29’unda, yâni beş tam gün sonra Dışişlerine çağırılan Amerikan Büyükelçiliği bilmem kaçıncı müsteşar yardımcısına mahcup, mazlum ve müteessir bir notacık verilmeye cesaret edilebilmiştir.
Dışişleri Sözcüsü Bilman nota sözcüğünü bile kullanmaktan çekinmiş,
‘’diplomatik girişim’’ deyimini tercih etmiştir.
Büyükelçi Bay Wilson yoksa ‘’Ben gelmem’’ mi demiştir?
İçeride Cumhuriyetin bütün kurumlarıyla ve bizzat Cumhur’un kendisiyle kavgalı ve küs olan Akepe etkili ve yetkilileri dışarıya karşı neden böyle ürkek ve çekingendirler?
Bilman açıklamasında
‘’ihlalin Genelkurmay tarafından yerleşik usullere göre ayni gün bakanlığa bildirildiğini’’
kabul ediyor.
O kadar önemsiz, büyütülmemesi, duyurulmaması gereken, küçümsenecek bir olay mıdır ki ‘’detaylı bilgi’’ için Dışişleri ‘’derhal’’ Genelkurmay’a dönmüyor da, hafta sonu tatilinin geçmesini bekliyor?
İhlal olayı ile Barzani’nin Yardımcısı Dizai’nin;
‘’Türk askeri giremez, burada Amerika var’’
çıkışının aynı gün gerçekleşmesi sadece rastlantı mıdır?
Peki Amerika’nın;
‘’Sınır ötesi harekâtın problemleri çözeceğini zannetmiyoruz’’
deyişi ile AB diplomatlarının
‘’Sınır ötesi harekât AB müzakerelerini etkiler’’
demesi de mi rastlantıdır?
Bakın Le Figaro ne yazıyor? (28 Mayıs 2007)
‘’Türk ordusu devlet içinde devlet..Laiklik ve batılı yaşam tarzının güvencesi olan ordu siyasete darbeler yoluyla karışıyor.. Türkiye’nin AB adaylığı da bu yaşlı cinleri kovalayamadı.. Atatürk’ün ölümünden sonra askerler Kemalizmi bir dogma haline getirdiler ve buna sahip çıktılar.. TSK 27 Nisan’da sanal darbe yaptı… Türk kamuoyunda AB ve ABD’ye desteğin azalmasıyla Türk generalleri Kuzey Irak, Kıbrıs ve laiklik konularında kendilerini ifade ederken daha özgür hissetmektedirler.’’
O halde iyi ki ‘’devlet’’ var..
Devlet var, millet var, bayrak var..
Çünkü İran’dan Suriye’ye giderken Bingöl’de ‘’vurulan’’ trende füze ve rampaları çıkması da, Kuzey Irak’taki üç vilayetin güvenliğinin Amerikalılar tarafından peşmergelere teslimi de rastlantı değil..
TMSF Gazetesi SABAH’ta Yavuz Donat’ın Kürtçe yazması da.. (31 Mayıs 2007)
Akepe 12 Nisan ile başlayan süreçte çok büyük bir iş başardı..
İlk defa e-muhtıraya muhatap oldu..
İlk defa da ‘’Adlî Muhtıra’ya..
Peki şimdi Le Figaro buna ne diyecek, ‘’Türkiye’de Hâkimler Var’’ mı?
Başbakan’ın ‘’Anayasa Mahkemesi’nin kararı yüz karasıdır’’ demesinin ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı da ‘’Saygı sınırını aşıp Mahkememizi hedef gösteriyor’’ dediği bir basın toplantısı yaptı.
Konuşma metni resmen bir ‘’Adlî Muhtıra’’dır.
Yoksa Adli Muhtıra da Amerikan F-16’larının bir sonucu mudur?
Hem bu arada Türkiye’de ‘’üçüncüsü’’ yapılmakta olan bir toplantıya dikkat ediyor musunuz?
Bilderberg?
İlk ikisi 1959 ve 1975’te gerçekleştirilmiş.
İlki 1960 ihtilalinden hemen önce..
Diğeri Kıbrıs harekâtı’ndan hemen sonra..
Peki…
Şimdi bu…
2007 toplantısından ‘’hemen sonra’’ da bir şeyler beklememiz gerekiyor demek mi oluyor?
O da mı rastlantı?
31 Mayıs 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.” |