Geliyor! Geliyor! Derken geldi!
Kim mi Geldi? GODOT’un bizzat kendisi! Kim demiş GODOT gelmez diye!...
Uluslararası kriminal cani ilan edilen Bohem Klübü Rahibi Kara Prens Henry Kissenger’lı BİLDERBERG toplantısı İstanbul’da bugün (31.Mayıs.2007’de) başladı.
Hani şu Alex Jones’un gizlice çektiği filmlerde cübbelere bürünmüş Küresel Tapınağın Şovalyeleri geldiler.
Konstantinopolis ve Türkiye için nihayi planlarını yapıyorlar İstanbul’da.
Bilderberg.org’un sahibi Tony Gosling’le konuşup bir mülakat yaptığımızda (tüm mülakatlar toplu olarak köşe yazılarımda yayınlanacak) mutlaka James Tucker isimli ‘Bilderberg Avcısını’ izleyin demişti.
Robert Gaylon Ross da aynı kişiyi işaret edip
‘ O mutlaka ne yapıp, edip İstanbul’a gelecektir!’
demişti.
Saat 17:00 civarında Orient Express Oteline ulaştığımızda mutlaka CIA ve FBI’ın ve de ‘bizim çocukların’ oraya adam yolladığını biliyorduk, kendileriyle karşılaştık da!
Bazıları sivil polis-Mitçi görünümlerine aldırmadan ‘Ulusal Kanal’ elemanları olduklarını bile söylediler, ama nedense Ulusal Kanal’dan sorduğumuz hiç kimseyi tanımıyorlardı.
30 Mayıs - 4 Haziran arasında Orient Express Otelinde kalacak olan James Tucker otele ulaşacağı sırada, otelde Türk Mütareke basınının bazı elemanları, SEE-THINK PRODUCTIONS’dan bir grup dokümenter film çektiğini söyleyen Amerikalı gazeteci vardı.
Anti-Bilderberg falan deyince benimle çok ilgilendiler.
Yaklaşık 8-9 kişiden oluşan ve spor giyinmiş Federal ajanları andıran genç çocuklar,
‘Aslında biz tarafsızız, hem American Free Press (Amerikan Hür Basınını), hem sizin yerli basını, hem de Anti-Bilderbergi izleyenleri izliyoruz’
dediler.
Tucker’dan önce ya koruma amaçlı, ya da izleme veya izlemeyi izleme amaçlı olarak bir grup Amerikalı çoktan koskaca kameraları ve ses cihazları ile mekan tutmuştu. Çok fazla konuyu bilmiyorlardı ve sadece Bilderbergcileri izleyenleri, izleyenlerle ilgili bir dokümenter çektiklerini söylüyorlardı.
Tucker otele giriş yaparken, tüm ordaki medya, tarihsel bir olaymış gibi, bu olayı görüntülüyordu.
O mekanı, o havayı yaşamalıydınız.
72 yaşında tonton uçuk bir Amerikalı ihtiyar, başında üst kısmı yırtık-delik bir hasır kovboy şapkası, 12 saat uçmuş, bitkin, perişan ve Orient Express’in terasında Mütareke basını, kendisine anlayıp anlamadan bir sürü sorular soruyor.
O da onlar anlamasın diye lafı dolaştırdıkça dolaştırıyor, mahsus alakasız konulara atlıyor.
Tabii bizim Amerikalı Hür basıncılar James Tucker’ın kulağına fısıldamışlar, karşısındakilerin aslında Bilderbergciler tarafından gönderildiğini. Ama atmosfer öylesine karışık ki, kimse bilmiyor kim artık kimci ve kim Bilderbergci, kim Mitçi, kimin eli hangi Bilderbergerlerin cebinde... Romanya’dan, İngiltere’den ve Amerika’dan gazeteciler var. Tucker bir yandan Türk birası içiyor, bir yandan da eski günleri anlatıyor!
Akşam geç saate kadar, kendisini akşam yemeğine davet edip, Orient Express’in Oryantal barında James Tucker ile birlikte oluyorum. 1920’lerin Beyoğlu figürlerinden bir anı olarak kalmış sevimli barmen kız Seda’ya, buranın Agatha Christi’nin Orient Express oteliyle bir ilgisi olup olmadığını soruyor. Kızcağız üzülerek, bir ilgisi olmadığını, ama herkesin o nedenle buraya geldiğini söylüyor. Sonra da bana soruyor,
‘Bu amca madem böylesine önemli, peki neden beş yıldızlı bir otele gitmemiş?’ . ‘Parası yok, bu seyahatleri de kitaplarını satarak yapıyor!’
diyorum; çünkü American Free Press sayfası bu bilgiyi veriyor.
James Tucker ile çok fazla şey konuşuyoruz. Kayıt ediyorum (detayları yayınlanacak). Kendisine ‘Gizli Örgütler, 11 Eylül ve BOP’ isimli kitabımı imzalayıp, veriyorum. ‘Aman bunu hemen İngilizce’ye çevirmelisin!’ diyor.
James Tucker, Bilderbergin o araştırmaya başladıktan sonra ne kadar korkunç şeyler yaptığından bahsediyor, 30 yıldır Bilderberg’in toplantı yaptığı her şehre gidiyor, bir güruh halinde anti-Bilderbergciler de onunla birlikte onun kaldığı yere hücum ediyorlar.
NATO’nun aslında bu Bilderberg toplantılarında nasıl bu noktaya getirildiğinden, Gladyo’nun asıl fikir babasının Bilderberg toplantılarında alınan kararlar olduğuna kadar pek çok şey anlatıyor.
Gaylon Ross gibi James Tucker da, bu toplantının çok gizli olduğunu ve bu gizliliğin anlamlı olacağını, toplantıda çok önemli kararların alınacağını söylüyor. Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye’nin parçalanma projelerinden bahsediyorum.
Onaylıyor,
‘Hedefleri zayıflamış ve kafa tutamayan, militer gücü azalmış, bir Türkiye’dir’
diyor. Türkiye’yi Siyonist amaçlar için 2 veya 3’e bölmek isteyeceklerdir diyor, aynı bugün Irak’ta yaptıkları gibi.
NATO’nun Bilderbergin yarattığı bir Nazi Şeytanı olduğunu söylüyor; Bilderbergin de Nazi kalıntısı SS’ler tarafından meydana getirildiğini ekliyor...
SEE-THINK PRODUCTION’sın esrarengiz Newyorker’ları, özellikle İstanbul ve İzmir’de 3-4 milyon insanın toplanmasıyla ilgili ayrı bir röportaj yapıyorlar, Türk halkının tepkisini oradaki Anti-Bilderbergci herkes kutluyor.
Onlara bu Cumhuriyet Mitinglerinin anlamını izah ediyorum. Cumhuriyet mitinglerine katılanları Robert Gaylon Ross, birer kahraman, vatansever ve birer Mustafa Kemal Atatürk olarak kutlamıştı mülakatın devamında!
Aynı şekilde James Tucker da çok önemli olaylar bunlar diyor ve Türk halkını bağımsızlık, anti-emperyalizm, Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi için birleştikleri için kutluyor;
“Bunlar iyi haberler, ama herkesi aydınlatmak lazım’
diyor. Küresel Elite karşı ‘10 yıl önce hiç bir tepki yoktu, bizim ve sizlerin sayesinde şu anda tüm dünya bu şeytani gücün ve yaptıklarının farkında’, işte ‘Irak’ta olanlar ortada!’ diyor. “Irak’ta olacaklar Bilderberg toplantılarında da karara bağlanmıştı”, diyor.
Amerika’lılar Kürdistan konulara fazla girmek istemiyorlar. Konunun hassasiyetini bildiklerinden yanlış bir laf etmekten korkuyorlar.
Tucker veya diğerlerine makul bir biçimde aslında Irak’ta bir Kürdistan’ın kurulmasının Türkiye’nin ulusal güvenliğine aykırı olduğunu, bir Büyük İsrail’i hedeflediğini ve aslında Yahudilere böylesine hizmet etmekle Amerikalıların çok ciddi hatalar yaptığını söylüyorum.
Onaylıyor, ama diyor CFR ve Bilderberg üyelerinin çoğu Yahudi. ‘Bu nasıl oldu biz de anlamadık!’ diye ekliyor.
Sonra gidiyor Pearl Harbour günlerine, savaşa nasıl nasıl bilinçli olarak sokulduklarını anlatmaya başlıyor. 11 Eylül deyince aklına ilk gelen şey Pearl Harbour. Zaten Amerikalıların çoğu da 11 Eylül saldırısını 2. Pearl Harbour olarak niteliyorlar.
31. Mayıs.2007 tarihinde bu sefer de Ulusalcı-Milliyetçi ve satılmış olmayan medyayı Orient Express’de toplayacağıma dair destek verip ayrılıyorum...
[1] Onca uyarımıza rağmen ÖZEL BÜRO isimli yahoo dağıtım grubu köşe yazımı aynen çalıp, intihal yapıp yayınlamış, üstelik bir de utanmadan acikistibarat.com’a yollamış; bu yazılarımızı da kaynak ve isim göstermeden yayınlarlarsa kendileri hakkında savcılıkta hukuki işlem yapacağım ve intihal davası açacağım.
|