ABD'nin en büyük terör saldırılarından biri olarak tarihe geçen bombalamada, Oklahoma'daki Murrah binasının bir bölümü tamamen yok olmuştu. Bir çok kurbanın cesedine bile ulaşılamadı.
CIA ve MOSSAD'ın İsrail sınırına yakın Kızıldeniz sahilindeki casusluk limanı olarak kullandıkları, Mısır'a ait Taba şehrindeki Hilton otelinde ise o gün Batının petrol devleri Rus petrol devi Yukos'un Putin'e muhalif yöneticileri ile toplantı yapıyorlardı.
Tarih; Rusya'da yüzlerce sivilin ve onlarca özel kuvvet mensubunun öldürüldüğü rehin alma krizinden yaklaşık bir ay sonra 7 Ekim 2004 idi. (Beslan katliamı 1 Eylül 2004'te gerçekleşti)
Gerçekleşen patlama Hilton otelinin bir yanını tamamen yoketti.
ABC muhabirinin dört gün sonra kurtarma çalışmaları ile ilgili kullandığı cümle aynen şu oldu :
"İsrailli ve Mısırlı kurtarma ekipleri, kurbanların cesetlerini bulma ümidini kaybettikleri noktada arama/kurtarma çalışmalarına son verdiler"
Bu patlamanın üzerinden yaklaşık 3 ay geçmişti ki; Lübnan'da bir başka "ilginç" patlama meydana geldi.
15 Ocak 2005 günü; yoldaki kanalizasyon sistemine yerleştirilen bomba Lübnanın'ın eski Başbakan'ı Refik Hariri'yi buharlaştırdı. Lübnanlı emekli tümgeneral ve Lebnan Harp Akademisi eski profesörlerinden Hisham Jaber'in demeci bombanın gücünü fazlası ile ortaya koyuyordu:
"Kraterin büyüklüğü ve şekli gözönüne alındığında bu çapta bir patlama 1000(bin) kilo TNT ile bile sağlanamazdı"
Bütün bu patlamaların ortak özelliği yarattığı hipersonik patlama dalgasının şiddeti ve insanları buharlaştıracak kadar yüksek ısıydı.
Uzmanlara göre bütün bu patlamalarda kullanılan bombanın ortak bir adı var : mikro-nükleer bomba.
Bizi ilgilendiren kısmına gelince....
Son günlerde yaşadığımız olaylarda "nükleer" kelimesi kulağımıza çok fazla çalınmaya başladı...
Zülfü Livaneli "Mutluluk" isimli romanının İngilizce'ye çevrilmesi ile ilgili ABD'ye gitti ve orada uzmanlar tarafından
"Dünyada 404 nükleer bomba kayıp"
cümlesi ile tohumlandı. Harvard'dayken birileri "barış güvercinimizle" nükleer korku taşıttılar Türk kamuoyuna.
Sonra İstanbul'da gerçekleşecek Bilderberg toplantısında Türkiye'nin
nükleer enerji macerasının ana gündem maddelerinden biri olduğu öğrenildi.
Washington vakanüvistlerinden Yasemin CIAngar (tabir açıkistihbarattürkiye grubundan 'yenisey'e aittir); kendisi ile yapılan bir röportajda ; görevi olduğu üzere Pentagon ve Dışişleri Bakanlığının Türkiye ile ilgili kaygılarını iletirken, Marc Grossman'ın ,
"Türkiye ile İran arasındaki işbirliğinin ortak planlamaya dönüştüğünden endişe ediyoruz"
cümlesine yer verdi. İran'la Türkiye arasında nükleer işbirliği olma ihtimalinin Washington'u kaygılandırdığından sözetti. Washington'un kaygısı Yasemin'i de kaygılandırmıştı haliyle.
Daha sonra İngiltere'nin koordinatörlüğünde ve denetiminde nükleer alanda hayli kritik çalışmalara ortak olduğumuz Pakistan bir hafta ara ile ülkemizde 6 insanını kaybetti.
Sıradan insanlar değillerdi....
Biri; İngiliz askeri bir pilotla; radara yakalanmayacak kadar küçük bir uçakla Trabzon'dan havalandıktan sonra Soğanlı mevkinde dağlara çakılan Müşerref'in emir subayı ve pilot emekli general Zakaullah Bhangoo idi.
Bir hafta geçmedi ki; Anafartalar Çarşısın'da bomba patladı ve ölen ve yaralananlar arasında Ankara'daki Savunma Sanayi Fuarına katılmak için Ankara'da bulunan 5 Pakistanlı olduğu anlaşıldı.
Nedense basın bir sonraki gün; olay yerinde ölen herkesin haberini yaptı da, bu Pakistanlıları es geçti; kamu hafızasından sildi.
Bir kaç gün sonra Anafartalar Çarşısının cephesini yerle bir eden bombanın ana maddesinin RDX tipi olduğu açıklandı. Satıraralarında önemli bir ayrıntı vardı :
bu patlayıcı cinsi nükleer başlıklardaki ana maddelerden biriydi.
Çok geçmedi gazete manşetlerine ilginç bir MİT haberi yerleşti:
"MİT; El Kaide'nin üst düzey bir yetkilisini ABD'ye teslim etmiş ve şimdi jest bekliyormuş."
Önce verip sonra jest beklemek devlet geleneğimize uyduğu için kimse şaşırmadı.
MİT haberi çok geçmeden yalanladı fakat haberi patlatmanın maksadı hasıl olmuştu ve MİT'in yalanlamasına fırsat bırakmadan CIA ve Pentagon'un gerilla örgütü El-Kaide
"Türkiye'den intikamlarını alacaklarını" açıkladı.
Livaneli üzerinden taşıtılan "404 nükleer bomba" tohumu;
"El-Kaide'nin hedef tahtasına yerleştirilen Türkiye" ile filiz verdi.
Şimdi sormamız gereken soru şu:
Cuma günü İstanbul; dünyayı yönetme iddiasında olan küresel elitlerin ünlü ve "gizli" Bilderberg toplantısına ev sahipliği yapacak.
Mekan henüz kesinleşmese de büyük ihtimalle Ritz Carlton Oteli.
"Residence'ında"; özellikle 20. katından sonra çok ünlü kişilere ve ilginç kurumlara ev sahipliği yapan bir otel. Kurumların kim olduğu sorusunu CIA ve MOSSAD'a soracaksınız; ya da garajına giriş çıkışları dikkatli gözlerle izleyeceksiniz.
Neticede hangi mekanda yapılıyor olursa olsun; dünyanın tepesindeki şahsiyetleri ağırlayacak bu toplantı İstanbul'u dünya terör ligine sokmak isteyecekler için mükemmel bir fırsat sunuyor.
Hele hele; Türkiye'nin nükleer macerasının gittikçe somutlaşmaya başladığı bu dönemeçte; Marc Grossman gibi, Türkiye'nin ABD dışı ülkelerle işbirliğinin ortak planlamaya doğru geliştiğinden şüpheli ve şikayetçi iseniz tablo daha da ciddileşiyor.
Bu noktada;
Türkiye'nin çok değişkenli Kerkük denkleminde; "nükleer enerji/bomba" değişkenini masaya koymak isteyenlerle, bu değişkeni denklemde görmek istemeyenler arasındaki savaşların derinliği sadece lobi savaşları ile sınırlı kalmayabilir.
Dünyada sözkonusu yeni bir ülkenin daha "nükleer kapasite" edinmesi ise;
hele bu Türkiye ise;
bu bir mikro-nükleer bomba ile bir oteli daha içindekilerle feda etmeye değer bir operasyon için zemin oluşturabilir.
Kendilerini "tanrı" zanneden bu zengin ve güçlü eblehler grubunun havaya toz bulutu olarak karışmasından zerre üzüntü duyacağımızdan değil...
Neo-faşist projeleri ile dünyadaki milyonlarca insanın ölmesine, azap çekmesine ve sefalet içerisinde yaşamasına vesilen olan bu küresel papazların her suçlu gibi tarafsız bir mahkemede yargılandıktan sonra son isteklerini dile getirirken "tanrısal" olmadıklarını idrak etmeleri gerektiğine inanıyoruz. Farkına bile varmayacakları hızlı bir ölümü haketmiyorlar.
Aynı; Türkiye ve son zamanlarda uluslararası organizasyonlarla küresel kamuoyu nezdinde profili yükseltilen İstanbul'un dünyanın ilk nükleer terör vakasına ev sahipliği yapmayı haketmediği gibi.
Lafın özü;
MİT'in , Bilderberg'i İstanbul'dan değil; İstanbul'u Bilderberg'den koruması gerekiyor.
En kolay yol ise; bu "gizli" toplantıyı iptal etmek ve "başka kapıya" yollamak.
Korktuğumuz senaryonun olasılığını(probability) düşük/imkansız bulabilirsiniz fakat bu düşük olasılık gerçekleştiği noktada ödenecek bedel(expected value) ise hiç kimsenin kaldırabileceği bir bedel değildir.
Bilderberg bu şehre her halükarda hoş gelmeyecektir.
B.G.
|