Son bir aylık kazanımlarımızı gözden geçirelim.
Laik, sosyal ve ülkesi ve milleti ile bölünmemiş hukuk devleti savunucuları dört buçuk yıldır, 2007 yılında Cumhurbaşkanı’nı yeni meclisin seçmesini istiyorlardı.
Yâni Akepe, dörtte üçünü elinde bulundurduğu meclis eliyle, sürenin tamamlanmasına altı ay varken seçimleri ve meclisi yenilesin..
Erdoğan da doğal olarak, ‘Hayır’ diyordu, ‘Seçimler zamanında yapılacak’. Yani önce kendisi Köşk’e çıkacak, sonra o yüce makam elinde olarak seçime gidecek.
‘Tehlike’ ilk olarak, Hilmi Bey’in görev süresi gündeme geldiğinde kendini hissettirdi.
Akepe’nin beş yılı, Hilmi Bey emekli olduktan bir yıl sonra doluyordu. Hâlbuki okyanus ötesinde ‘senkronize edilmiş’ ilk dört yıl, ‘Hocam’ muhabbetleriyle ne kadar şiir gibi geçmişti.
Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığını engellemek için akla gelen ve gelmeyen her yol denendi.
Yemedi.
Ve suların akış, rüzgârın esiş yönü 30 Ağustos 2006’dan itibaren değişti.
30 Ağustos günü resmigeçitten sonra kendisine ‘Görüşelim’ diyen Başbakan’a ‘yeni’ Genelkurmay Başkanı;
‘Program çok yoğun. Akşam görüşürüz’
cevabını verdi.
Devran döndü ve Büyükanıt 12 Nisan’da çok önemli bir konuşma yaptı.
a) Yeni Cumhurbaşkanını tarif etti;
b) Türk askerinin ‘Amerika’ya rağmen’ Irak tavrını ortaya koydu; ‘siyasi irade beyanı’ isteyerek de Akepe’ye samimiyet testi yaptı.
Kim ne derse desin Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’ndan vazgeçmesi,
12 Nisan ile başlayıp,
13 (Sezer)
14 (Tandoğan) Nisan ile devam eden sürecin eseridir.
Bayraklarla meydanlara dökülen ‘Cumhur’un Cumhuriyeti koruma ve kollama süreci 27 Nisan e-muhtırası, 29 Nisan Çağlayan mitingi ve Anayasa Mahkemesi kararı ile taçlanmıştır.
Gül’ün adaylıktan, Akepe’nin de hedef şaşırtmak ve tabanına moral vermek için birbiri ardına patlattığı Anayasa değişikliği paketleri ısrarından vazgeçmesi ise Dolmabahçe Musahhihan Müştemilatı’nda yapılan ‘off the record’ görüşmenin, dolayısı ile de Nisan-Mayıs 2007 sürecinin sonudur.
Cumhur böylece görevini alnının akıyla tamamlamıştır.
Yani Akepe 350 vekil ile Cumhurbaşkanı seçememiş, 5 yıllık görev süresini de tamamlayamamış ve ‘mecburen’ erken seçime gitmeyi kabullenmiştir.
Ne dedik?
Süreç Büyükanıt’ın 12 Nisan konuşması ile başladı..
Şimdi
a) ’Mevcutlar içinde en iyisi Gül’ diyen Can Dündar ile,
b) Uzatmalarda Sezer’in devam etmesi gerektiğini söyleyen Şener mevcut durumdan Akepe’nin kârlı çıktığı düşüncesindedir.
Şener, Yetkin’e
‘Bu vatan bir grubun, bir diğer grubun veya sadece bazı vatandaşların değil’
diyor.
Peki kimin?
‘Toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi yatan’
kellelerin değil mi?
Öyleyse sayıyla kendinize gelin efendiler.
Beş yıldır sosyal ve siyasi bütün muhalefet Akepe’nin yanlış yaptığını söylüyorlar da elde ettikleri nedir?
Bir beş yıl daha bağırsalar; ‘12 Nisan süreci’ başlamasa başarabilecekler miydi?
Şimdi bu durumda,
‘Asker konuştu, Akepe mazlum ve mağduru oynuyor. Sandığa bu görüntüyle gidecek ve prim yapacak’
diye askeri suçlamanın âlemi var mıdır?
Asker sandığa mı girsin?
Sandığa girecek oyları şekillendirmek siyasetin işidir.
Akepe nasıl mağdur ve mazlumu oynamak istiyorsa bu oyunu bozmak, askerin neden haklı olduğunu anlatmak da ‘muhalefetin’ işidir.
Kimse muhtemel bir başarısızlığa kılıf aramaya, beceriksizliğini örtmeye kalkmasın.
Asker yasal sınırlar içinde çağdaş bir uygulama ile Anayasa Mahkemesi’nde sonuçlanan hukuki bir süreç başlatmıştır.
Sürecin siyasi meyvelerini toplamak ise ‘muhalif’ siyasetçilerin yetenek ve becerisine bağlıdır.
Askerin yıpranmamasını;
hiçbir şey yapmadan, ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, sadece tembihinin sonucuna bağlayarak beklemek,
işin şirazesinden çıkmasına yardımcı olmaktan başka bir şeye yaramaz.
Bağcı dövülmemeli, üzüm yenilmelidir.
|