Artık Türkiye'de SİYASET bitti.
Biri diğerine "Gavur" dedi; o diğerine "Yobaz"
Biri Erzurum'da, diğeri İzmir'de kitle yarıştırdı. Kendi kitlesini onla çarptı, diğerininkine "taşıma" dedi.
Tayyip Erdoğan'ın ;
limanların, madenlerin, oferlerin, bankaların, tarlaların, çiftçilerin, Kıbrıs'ın, çuvalın hesabını vermesine gerek kalmadı...
Çıktı Erzurum'da...
"550 kişi ile gelsek ona da bahane bulurlar" diye ahkam kesti..
İş bitti; Tayyip "demokrat" oldu.
Bir gün önce AB yolunda yürümeye devam edeceğiz diye demeç veren Baykal; utanmadan; yeri göğü "ne AB, ne ABD, Tam Bağımsız Türkiye" diyen kalabalıkların ön saflarında gülümsedi durdu; ABDullah Gül misali...
İş bitti; Deniz "laik" oldu...
EGEMENLER; Türkiye'de SİYASETİ , taşeronluklarını yapan SİYASİLERİN canını sıkmayacak, hesap vermeyecekleri bir basitliğe indirgedi.
Kitleleri sentetik liderler altında birleştirirken; toplumu birbirine karşı gavurlaştırdı.
Birbirimize karşı "gavurlaştığımız", ötekileştiğimiz bu toplumsal şizofreni halinden kurtulmak için gerçek bir LİDER çıkıp, gerçek bir SİYASET üretmediği takdirde çok fazla seçeneceğimiz kalmıyor.
Ya;
a) Bu siyasi hipnoz halinden çıkamayıp, emperyalizmin sürekli bir kozası haline dönüşeceğiz. Ortadoğu, küresel sistemin savaş teknolojileri ve metodolojileri laboratuvarına dönüşürkern; Anadolu "barış" teknolojileri ve metodolojileri test alanı haline gelecek.
Ya;
b) İÇ SAVAŞ senaryoları çerçevesinde birbirimize düşeceğiz...
Ya da;
c) bütün toplumu ORTAK BİR "GAVUR"'a karşı yeniden seferber edip,
bir DIŞ SAVAŞ yaşayacağız.
Bu DIŞ SAVAŞ için de iki seçenekle karşı karşıyayız...
Kapımızda olan birinci seçenek malumunuz...
ABD'nin izni ile Irak'ın kuzeyine/Kerkük'e girmemiz sonrasında patlayacak bir ABD-İran-İsrail savaşında ortada kalmamız sonrasında "stratejik müttefikimizle" yaptığımız "stratejik anlaşmaların" ve savaşın doğasının gereği olarak ABD ile yanyana gireceğimiz savaş...
İran'la bizi karşı karşıya bırakacak bu savaşın ABD için değeri sadece Türk Ordusunu bu savaşta mızrak ucu haline dönüştürecek olmasından kaynaklanmıyor.
ABD Türk Ordusu'nda günümüzün alt kadrolarının; yani geleceğin generallerinin içselleştirdiği "anti-AB-D" hissiyatı çok net görüyor ve ölçüyor.
2020'lerin general kadrosu AB-D'yi şimdiden korkutuyor.
ABD'li dostlarıyla "Terörle Mücadelede Mükemmelliyet Merkezi" toplantısı düzenleyen Orgeneral değil ABD'yi korkutan. Şehit teğmeninin cenazesinde "ovada siyaset çağrısı" yapanlara tavır koyan Albay'ın Orgeneral olacağı yılı hesaplıyor.
Türk Ordusu'nu ABD ile aynı siperde ortak düşmana karşı silah arkadaşı yapacak bir savaşı bu yüzden de çok önemsiyor.
Doktrinel ve altyapı olarak elinden kaymaya başlayan ve bugün Teğmen-Albay olanların üste tırmanması ile daha hızlı kontrolden çıkacak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yeniden etki çemberine alacak bir tarihsel travmaya ihtiyaç var; yeni Kore'yi kurguluyor.
"Silah arkadaşlığı"nın ; bütün çuvalları, bütün kalleşlikleri nasıl unutturacağını; Mehmetçiğini şehit ederek NATO'ya üye olmayı marifet sayan o kıt zihniyetin tekrar nasıl hortlayacağını çok iyi biliyorlar.
Kunuri madalyasını ABD'li generalden alırken gülümseyen o suratı yeniden görmeye ihtiyaçları var.
Bu oyunu tek bir yolla bozarız...ZORLA!
Eğer;
bu ülke şu ya da bu şekilde birbiri ile dövüşmeyi bırakıp, gerçek bir LİDER çevresinde gerçek bir SİYASET üretemediği takdirde....
Emperyalizmin sürekli hipnoz altındaki test yatağı olmayı içinize sindiremiyorsanız...
Tek bir seçeneğimiz var :
AB-D ile SAVAŞMAK.
Buna;
a) Birbirini "diğeri" olarak görmeye başlayan kitleleri yeniden kan kardeşliği üzerinden geleceğe lehimlemek için....
b) Her hücremize kanser gibi yayılmış küresel güçleri ve taşeron oligarklarına karşı kemoterapi için...
c) Varlığı cep telefonu, jeep, villa üzerinden algılamaya başlayan varsılın da , yoksulun da , gerçek yokluğu yeniden tadıp, toplumsal bir histeriye dönüşen bu çürümeye son vermek için...
d) Emperyalizmi aynen 1900'lerin başında yaptığımız gibi , yeniden kuyruğunu sıkıştırıp evine yollarken; bir küresel faşizme doğru sürüklenen insanlığın kıblesini Türk'ün bayrağı altında yeniden Anadolu yapmak için...
e) Kendi öz değerimizi yeniden idrak edebilmek ; boynumuza dolanan zincirlerden kopmayı sağlayacak düşünsel ve maddi dinamikleri yaratmak için...
muhtaçız.
Bu savaşı;
Doğuda değil batıda; tercihen İstanbul'u ana cephe yaparak kabul etmeliyiz....
Bu savaştan;
bugüne kadar Millet'in sırtından semiren KOÇ'ları daha da semirterek değil, Millet'in çıkarları için kurban ederek çıkmalıyız...
Bu savaşı;
sadece kendimiz için değil insanlık için vermeliyiz...
Bu savaş ile;
AB-D'ye tarih önünde son hamleyi biz vurmalı ve bu coğrafyada bir gün daha kalacak cesareti kendinde bulamayarak inine çekilmesini sağlamalıyız.
Bunu dünya üzerinde yapacak tarihsel sorumluluğa da, tecrübeye de biz sahibiz.
Dağlarda tek tek öleceğimize; gerekirse kitleler halinde düşeriz.
Tekrar ayağa kalktığımızda inanın bu toprağın bizim olduğunu yeniden iliklerimize kadar hissederiz.
Umarız; gerek kalmaz.
Umarız; kitlelerin bağırlarından kopan o
"ne ABD, ne AB , Tam Bağımsız Türkiye"
çığlığını perdelemeye çalışanlar akıllarını başlarına alırlar da bütün insanlığa yetecek bir Anadolu'yu bir kaç yüz ailenin çiftliğine dönüştürenler bir sonraki Kurtuluş Savaşı'nın onlar İstanbul'da İngiliz askerleri ile şerefe kadeh kaldırırken Anadolu'da yapılmayacağını; karargahların bizzat yalılara kurulacağını görürler.
Umarız; SİYASETSİZLİĞİ birileri bir İÇ SAVAŞ veya AB-D ile silah arkadaşlığı ile sonuçlanacak bir DIŞ SAVAŞ ile çözmeye kalkışmaz.
Umarız; 2020'nin generalleri tarih sahnesinde Kunuri'nin gururu ile değil, Mustafa Kemal'in onuru ile yer alırlar.
B.G.
|