Tarih/Kültür17 Mayıs 2007 00:00

Dirilten Aşk - Resul Davutoğlu

<p class="style12"><strong>Moğollar Bağdat kütüphanelerinin elmaslarını Dicle'ye atmışlar. </strong><br> Su mürekkep akmış. Yani ruh. <br> <strong>Bu atış Müslümanları cesetleştirdi. </strong><br> Tılsımı anlamışlardı Moğollar. <br> Görmüşlerdi ve biliyorlardı. Önce Dicle'yi mürekkep akıttılar sonra kan. Kan mürekkepten önce akmaz. <br> Ve hayat alındı Müslümanlardan. <br> Düştüler doğu barbarlarının saldırılarıyla. Hala dirilememişler. </p><div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes"> </a> sexual dysfunction in diabetes</div><div style="display:none">buscopan <a href="http://www.floridafriendlyplants.com/Blog/page/buscopan-hund-0ZH.aspx">link</a> buscopan plus</div>

Dirilten Aşk

Resul Davutoğlu
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  17.05.2007
   

 

Okumayı sevmiyoruz. Bu kesin.

Bir hukuk Yrd.Doç.'u

"Alanım dışında kitap okumam, bu edebiyat, bundan anlamam"

dedi ve bu akademisyen veya entelektüel… O kadar ilgisiziz ki, bu altın semaların altın merdivenine. Ama semalara ancak altından merdivenlerle çıkılır. Menzille yol aynı cevherden.

Garba kudretini veren şey, okumak...
Şarkın meskenetinin sebebi, hazineye götüren bu yoldan bigânelik…

Garb dünyalara yetecek kadar okur ve dünyaları yer.
Şark miskince zamanı öldürür. Yani kendini.

Bilmeyen fethedemez.

Sihirli kapıların anahtarı, harflerden yapılma. Atom harfler.
Simyacıların ömürlerce peşinden koştukları aslında ellerinin altındaydı: Mürekkep.

Bakır onunla altınlaşıyor.

Endülüs'ten bir eser üç ay sonra Bağdat'a gelir.
Âşık "İlim ölmüş" der.

Kitaplarla fethedildi İspanya'nın kalbi.
Kılıçlar onlardı. El-Hamra'nın tuğlaları ciltliydi ve Endülüs'ten önce kitaplar gitti.

Garplılaşmanın mabetleri kütüphaneler. Opera, bale, dans v.s. onlar cüruf. Atık. Füru.

Gerçeği hayale kurban ettik.
Somutu soyut için attık.
Hastaydık. Bilincimiz bulanıktı. Korkuyorduk
ve panikle en yanlışı seçtik.

Aşktan Leyla'nın gerçeğini göremiyoruz. Gönlümüz gözlerimizi perdelemiş. Nefretimizin sesini dostun özlediğimiz sedası sanıyoruz.

Okumak. Lokman Hekim'den bir deva… Milletlere Ab-ı Hayat.

Afrika'nın semalarından kitaplar atılmalı. Un yerine oraya kâğıt götürülmeli.

Moğollar Bağdat kütüphanelerinin elmaslarını Dicle'ye atmışlar.
Su mürekkep akmış. Yani ruh.
Bu atış Müslümanları cesetleştirdi.
Tılsımı anlamışlardı Moğollar.
Görmüşlerdi ve biliyorlardı. Önce Dicle'yi mürekkep akıttılar sonra kan. Kan mürekkepten önce akmaz.
Ve hayat alındı Müslümanlardan.
Düştüler doğu barbarlarının saldırılarıyla. Hala dirilememişler.

Japonlar akıllı. Çok akıllı. Okuyorlar. Durmadan. Doymadan. Müthiş bir tecessüsle… Dirilik için. Kudret için. Kendileri için. Varlık için. Yorulmadan okuyorlar. Herkesten çok.

Japonlar sırrı görmüşler. Garbın mahzenlerine girip, sandığı açmışlar ve tavsiyeye uyuyorlar. Okuyorlar.

Şarkın devası bu... Okumak.

Abbasi Halifesi Me'mun Darül Hikme'yi Yunan'ın ruhuyla kurdu.
Müslümanların ilk ithal ettikleri şey; felsefe…
Ve kudret ihraç ettiler.


Ruhlarını güçlendirdiler önce. Onunla bedenlerini parlattılar.
Beden kuvvetinin ruha bağlı olduğunu gördüler ve ruhsuz bedenin cesetleştiğini.

Gazali Tehafütül Felasife ile ruhu kesti.
İç dünyasının devasını ümmete katık diye sundu.
İlacı katık yaptı. Hususiyi umumileştirdi.
Asudelik istedi.
Yani ruhsuzluk, hareketsizlik ve fırtınasızlık… Oldu da bunlar.
Yalnız bunlar ölümü çağrıştırır ve her çağrışımda biraz gerçek vardır.

Taca giden merdivenler harflerden mamul.

Harp meydanlarında kılıçları kelimelerden olmayan ordular muzaffer olamazlar.
Düğümü çözecek kılıçtan, mürekkep damlamadı mı, o kılıç sahibine döner. Günümüzün en

büyük iki değeri: Mürekkep ve kalem…

İksir mürekkep. Abı hayat o.

Lokman'ın bütün devalarında o var. İskender Kaf Dağının ardını beyhude yere aradı. Ferde ölümsüzlük yok. Ölümü tatmayacak olan; kudret. O tevarüs edilebilir.

Nesilden nesile.
Kalpten kalbe.

Zaferleri yazan kalem… Onları süsleyen ve aktaran… Zafer bahrı ise mürekkep. O elmas o deryada yaşar.

İqre' demiş ilk ayet-i kerime.
Bu ebede bir sesleniş...
Ve ebed isteyenlere bir tavsiye.
Ebedin yolunu gösteren bir ışık…

Nebi'yi Zişan Bedir esirlerinden okumayı çocuklarına öğretmelerini istedi.
Bu tarihte tek vaka… Başka hiçbir muzaffer bunu istememiş.

İlk ayeti unuttuk. İlk emri.
Onu Peygamber-i Zişan'a sandık.
Aslında onun şahsında bize. Ama biz hiç üzerimize almadık.
İqra' dedi Cebrail a.s. biz tam tersini yaptık. Sonra İslam'a
dil uzattık. Yok, şudur, yok budur.

Reçeteyi uygulamayan doktordan şikâyet edemez. Bu eblehlik olur. Ama bize bir meşrulaştırıcı lazımdı ve çağların darbeleriyle en zayıflamışını seçtik.

Çocuklarımıza ilk öğretmemiz gerekenlerden biri, kitapla dostluk. Onlara aşk.

Tılsımlı kapıyı onlar açar. Hazinenin üzerinde okunacak dua onlarda yazılı. Atlantis'in kapısı onlarda gizli… Muratların diyarları onlarda mestur...

Ve taç onlarla…

 


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007