Ekonomi14 Mayıs 2007 00:00

(İŞLENMİŞ) Su Gibi Aziz Ol; Sömürenin Çok Olsun - Alkan Soyak

Tahsil edilen bu su miktarlarının ancak %9 u nüfus yoğunluğu açısından ülkenin en önemli içme suyu pazarları olarak kabul edebileceğimiz İstanbul (123.48 hm3/yıl) ve Ankara dan (223.61 hm3/yıl) sağlanabilmektedir.[3] 1990'lı yılların başından itibaren Türkiye'de özellikle büyük kentlerde ortaya çıkan içme suyu sorunu ile birlikte ambalajlı su tüketiminin arttığı gözlenmiştir. 2001 kriz yılı olmasına rağmen ambalajlı su tüketimi 4.1 milyar litreye ulaşmış ve içme suyu pazarında ciro bazında yaklaşık 165 milyon dolarlık bir hacim söz konusu olmuştur. Bu pazarın dağılımı ise 57 milyon dolarla damacana su, 68 milyon dolarla pet şişe su, 30 milyon dolarla maden suyu ve 10 milyon dolarla cam şişe su şeklindedir. Ambalajlı su pazarının yaklaşık % 45'i 5 büyük firma tarafından paylaşılmaktadır. Bu firmalar sırasıyla DanoneSa, Pınar, Erikli, Nestle ve Coca-Cola' dır. cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

(İŞLENMİŞ)SU GİBİ AZİZ OL, SÖMÜRENİN ÇOK OLSUN

Alkan Soyak - Marmara Üniversitesi

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

 
14.05.2007
   



Kayınbiraderim O ndan ilk söz ettiğinde hemen alıp incelemek istedim.
Ancak, hayat gailesi tam da bu konudaki merakımı unutturmaya yüz tutmuşken,
Fakültenin yazlık kantininde su siparişime verilen karşılık kayınbiraderimin
kulaklarını çınlatmama vesile oldu.

İşte tam karşımda, tüm albenisiyle duruyordu. Serinliğe kavuşmayı simgeleyen yunuslar ve masmavi ergonomik bir şişenin içinde, Turkuaz: Sofra İçeceği .

Sofra içeceği de ne ola ki? diye ilk ciddi düşünme eksersizlerimi burada yaptığımı söyleyebilirim. Hani rakip biraderler Coca-Cola ve Pepsi Cola nın ürettiği bilumum kapitalizm sıvılarını anlamıştık da, bu su görünümlü madde ne anlama geliyordu?

Kantinciye, özellikle tercih ettiğim ve seçimimi yaparken de sertlik
derecesini esas aldığım, bir başka doğal kaynak suyundan istediğimi
söylediğimde ise bu suyu satmadıklarını, dağıtım grubunun kendi meşrubat çeşitleriyle birlikte sofra içeceğini de adeta dayattıkları iddiasıyla karşılaştım[1]
.

Küreselleşmenin yeni bir numarasıyla karşı karşıya olduğumuz
aşikardı. Birçok arkadaşıma durumu anlattım. Kimisi olayı kavrayamadı;
kimisi ise böylesi bir nüans la uğraşmanın gereksiz olduğunu düşündü. Ben
ise şeytanın ayrıntıda gizli olduğuna inananlardandım.

Enformasyon teknolojisinin nimetleri, Internet te yapmış olduğum kısa bir turla size aktaracağım şu bilgilerin derlenmesinde etkili oldu.

Meğer ki kapitalizmin sıvıcıları suyu dahi üretmişlerdi.

Coca-Cola'nın Türkiye nin büyük illerinin çoğunda fabrikaları hali hazırda mevcuttu. Üretmeye başladığı bu ürün ise kuyularından çekilen suyun saflaştırma teknikleriyle rafine edilmesinden mütevellitti ve Coca- Cola diğer meşrubatlarının üretiminde kullandığı bu suyu aynı zamanda Turkuaz ismiyle de satmaya başlamıştı[2].

Kendi pazarlama ağı desteğiyle ve reklam gücüyle, kısa sürede yurdum insanı Türkiye nin dört bir yanında yunuslu suyla karşılaşmaya başladı.

Sofra içeceği nüansı mı? Kim görecekte kafasına takacak alla sen. Su mu? Evet su!! En azından görüntüsü öyle... Gerisinden sana ne?

Ama benim kafama takılmıştı işte ne yapabilirim?

Daha birinci şoku atlatmadan kapitalist sıvıcılardan rakip birader Pepsi Cola, Aquafına isimli işlenmiş suyu piyasaya çıkardı. Su kaynaklarıyla zengin diye
bildiğim yurdumda ne oldu da doğal kaynak suyu, sofra içeceği ya da
işlenmiş suya teslim olmuştu. Burnuma haksız rekabet kokuları gelmişti bir
kere!!

Türkiye de İçme Suyu Sektörü başlıklı bir rapordan yararlanarak derlediğimiz
bilgiler bize ilginç ipuçları sundu.

Kanada, Çin, eski SSCB, ABD, Japonya, Romanya, Bulgaristan ve Almanya nın ardından Türkiye 186 km3 lük potansiyel su kaynağı ile dünya liginde ön sıralarda yer almaktadır.

1997 yılı verilerine göre bu potansiyelin çok düşük bir bölümü olarak kabul
edebileceğimiz 36 km3 lük kısmı fiilen tüketilmekte ve bunun yaklaşık 1/6 sı
içme ve kullanma suyu niteliğindedir.


Başlıca illerimizin rezerv ve potansiyel su tahminlerine bakıldığında, özellikle içme suyu alanında yabancı çokuluslu şirketlerin de iştahını kabartan bir pazarın varlığına dikkat çekilmektedir.

Belli başlı 24 ilimizin (belgeli) içme-kullanma ve sanayi suyu olarak tahsil edilen su miktarı yılda 3828.15 hm3 tür.

Tahsil edilen bu su miktarlarının ancak %9 u nüfus yoğunluğu açısından ülkenin en önemli içme suyu pazarları olarak kabul edebileceğimiz İstanbul (123.48
hm3/yıl) ve Ankara dan (223.61 hm3/yıl) sağlanabilmektedir.
[3]

1990'lı yılların başından itibaren Türkiye'de özellikle büyük kentlerde
ortaya çıkan içme suyu sorunu ile birlikte ambalajlı su tüketiminin arttığı
gözlenmiştir.
2001 kriz yılı olmasına rağmen ambalajlı su tüketimi 4.1
milyar litreye ulaşmış ve içme suyu pazarında ciro bazında yaklaşık 165
milyon dolarlık bir hacim söz konusu olmuştur.


Bu pazarın dağılımı ise 57 milyon dolarla damacana su, 68 milyon dolarla pet şişe su, 30 milyon dolarla maden suyu ve 10 milyon dolarla cam şişe su şeklindedir. Ambalajlı su pazarının yaklaşık % 45'i 5 büyük firma tarafından paylaşılmaktadır.

Bu firmalar sırasıyla DanoneSa, Pınar, Erikli, Nestle ve Coca-Cola' dır.

Bu firmalar pet şişe suda sahip oldukları güç nedeniyle pazar payında en büyük
paya sahip firmalar olarak dikkat çekmektedirler[4]. Bu durum yerli
sermayeli kuruluşlardan çok özellikle ülke içinde pazarlama ve dağıtım
mekanizmalarını çok güçlü bir şekilde kurmuş olan bazı (müseccel) yabancı firmaların sektör içindeki konumunu güçlendirme eğilimlerini gözler önüne sermektedir.


Türkiye'de gıdaların denetiminde iki bakanlık faaliyette bulunmaktadır;
Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı.

Ancak doğal kaynak suları, içme suları, maden suları ve tıbbi sularla ilgili üretim, ambalajlama ve satışına yönelik düzenlemeler, Sağlık Bakanlığının ilgili biriminin
14.04.1999 Tarih ve 4403 sayılı yönetmelik hükümleri gereği
işletilmekteyken, Temmuza 2001 de bir Yönetmelik değişikliğine
gidilmiştir[5].


Eski yönetmeliğe isterseniz bir göz atalım, bakalım neler göreceğiz?:

Her ne surette olursa olsun;

a) Yönetmelikte belirtilen tanım ve niteliklere uygun olsa dahi, Yönetmelik
hükümlerine göre izin alınmamış suların ambalajlanarak veya herhangi bir
kaba doldurularak satılması.

b- Dere, göl, nehir gibi yüzeysel suların ve kuyu sularının satışı.

c- İzinli suların, izin verilen ambalajlar dışında veya başka firmalara ait
ambalajlara dolumu ve satışı, yasaktır ve bunlar için izin verilmez.

biçimindeki hükümleriyle içme sularının kodeksi açık bir şekilde
belirlenmişti.

Bu Yönetmeliğin geçerli olduğu bir tarihte Coca-Cola nasıl
oluyor da kuyu suyundan içme suyu elde edip, ambalajlayarak satışa
çıkarabiliyordu?


Bu sorunun yanıtını Yolsuzluk.com sitesinde, bu konuyu haber yapan Mehmet A. ya gönderilen tekzipten anlamak mümkün. Tekzip Coca Cola Türkiye Kurumsal İletişim Müdürüne ait:

Turkuaz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın 27.04.2001 tarih ve
16-000-40-00006-3 sayılı izni ile üretilmekte olan bir içecektir.

Turkuaz'ın üretim kategorisi Türk Gıda Kodeksi'nde bulunan "sofra içeceği"dir.

Sağlık Bakanlığı tarafından 25 Temmuz 2001 tarihinde yapılan Yönetmelik Değişikliği ile "işlenmiş içme suyu" üretimi mümkün kılınmış ve Coca-Cola Şirketi de Turkuaz markasını "işlenmiş içme suyu" tanımı adı altında üretmek ve satmak için gereken başvuruyu 8 Ağustos 2001 günü yapmıştır ve bu konudaki başvuru Bakanlık tarafından değerlendirilmektedir.

Bu başvuru değerlendirilirken, Coca-Cola Şirketi'nin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan alınmış "yasal" izin ile üretim yapmaya devam etmesi de doğaldır. Bu öncelikli olarak kazanılmış bir haktır. Aksi bir karar, üretim ve dolayısıyla istihdam kaybına yol açardı [6]


Yapılan tüm bu işlerin yasal kılıfına uydurulduğu gayet açık, bundan şüphe
yok

Ancak bu noktada önemli bir hususun da altını çizmek lazım. Tüm Türkiye de yaklaşık 200 ü bulan doğal kaynak suyu üreticisinin Sağlık Bakanlığı nın ilk yönetmeliğine göre yatırım yapması söz konusu.

Doğal kaynak sularının dışında herhangi bir suyun ambalajlanarak satışına izin
vermeyen bu yönetmeliğin aksine, Temmuz 2001 de çıkarılan İçilebilir Su
Yönetmeliği filtreleme sistemi ile kuyu sularının satılmasına olanak tanıyınca, haksız rekabetin ortaya çıkması işten bile değil.

Çünkü yabancı şirketlerin elindeki fabrikalarda mevcut su rezervleriyle elde edilen
işlenmiş su işinde, suyu kaynağında doldurmak ve yerleşim yerlerine taşımak
gibi maliyet unsurları ortadan kalkıyor ve hazır bir pazarlama ağı ve marka
gücü işleri daha da kolaylaştırıyor.


Diğer taraftan doğal kaynak suyu üreticileri kaynak kirası olarak devlete her ay 5 -100 milyar lira arasında değişen miktarlarda kira ödemek durumunda kalıyorlar.[7]

Türkiye nin kaynak ve maden suları zengini bir ülke olduğunu ve halihazırda
mevcut kaynakların ancak %20 sine yatırım yapıldığını, %80 nin ise boşa
aktığını öğrendiğimizde ise
şu sorular kaçınılmaz olarak aklımıza geliyor:

Hani serbest piyasa ekonomisi koşullarında iktisadi kaynakların optimum
kullanımı söz konusu olurdu?

Optimum kullanım; rezerv suyun bugün tüketilmesine mukabil boşa akan su kaynaklarının ihmal edilmesi anlamına mı geliyor?

Yoksa siyaset-büyük sermaye-piyasa ekonomisi üçgeninde bu sektördeki kaynak dağılımı sorunu, çıkar ilişkileri doğrultusunda mı çözümleniyor?

Bu arada, görünmez el mi?

Güldürmeyin insanı...Ne pahasına olursa olsun serbest piyasa ekonomisini savunanlar, bu sistemin kaçınılmaz olarak herkese eşit mesafede durması gereken bazı güvenli kurum ve kurallara dayanması gerektiğini unutmuş görünüyorlar.

Ya da serbest piyasa ekonomisinin kurallarını da güçlü olanın koyduğunu göremeyecek kadar ideolojik gözlüklerle olaylara bakıyorlar.

Türkiye de bazı Kanun ve Yönetmeliklerin nasıl belirlendiği ve hatta değiştirildiğine dair ilginç bir örnek daha var karşımızda. Fazla söze ne hacet. Bize haddini aşan derinlikte (!) yorum yapmak düşmez. Varın gerisini biraz da siz merak edin ve
araştırın...


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Benzer iddialar yakın dönemde SUDER tarafından da gündeme getirilmişti.
Bkz; Turhan Bozkurt, Su Sektöründe bir Yıl İçinde Dengeler Altüst Oldu ,
Zaman Gazetesi, http://www.zaman.com.tr/2002/07/14/haberler/h15.htm Erişim
Tarihi: 17.12.2002

[2] Turkuaz İçelim mi? , http://www.derkenar.com/webgezgini-turkuaz.shtml
Erişim Tarihi: 22.12.2002

[3] Türkiye de İçme Suyu Sektörü , İstanbul Dünya Ticaret Merkezi Ar-Ge
Departmanı, http://www.wtcistanbul.net/reports/ tr/Icme%20Suyu%20Raporu.doc
Erişim Tarihi: 20.12.2002

[4] Ambalajlı Suya 165 Milyon Dolar
http://www.suvakfi.org.tr/ambalajlisu.htm, Erişim Tarihi, 15.12.2002

[5] 25.07.2001 tarih ve 24473 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
girmiş olan, İçilebilir Nitelikteki Suların İstihsali, Ambalajlanması,
Satılması ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik için bkz;
http://www.saglik.gov.tr/extras/mevzuat/yt_su%20_guv_yon.pdf Erişim Tarihi:
12.10.2002

[6] http://www.yolsuzluk.com/ Erişim Tarihi, 21.12.2002

[7] Bozkurt, agm.

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007