Siyaset30 Mart 2005 00:00

Kavgam Operasyonu Sürüyor - Selim Somçağ

Malûm medyada ortaya atılan “Hitler’in Kavgam’ı Türkiye’de Best-seller Oldu” iddiasının masa başında üretilmiş bir psikolojik savaş yalanı olduğunu geçen hafta yazmıştım (Bkz “Hem İslâmcı,  hem Hitlerci” başlıklı yazım).   Emperyalizmin Türkiye’ye karşı başlattığı kuşatmada önemli bir adım olan bu operasyonun içyüzünü deşifre etmem basından yalnızca iki kişinin dikkatini çekti:   Yeniçağ gazetesinden Sayın Arslan Bulut ve Milliyet gazetesinden Sayın Melih Aşık. Kendilerine hassasiyetlerinden dolayı teşekkür ederim. discount drug coupons click free discount prescription cardcialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Sayın Aşık benim yaptığım araştırmayı başka bir kanaldan sürdürerek aynı sonuca ulaşmış:   Kavgam kitabının satışında herhangi bir artış olmamış;  ta ki medyadaki asparagas haber patlayana ve “tesadüfen” aynı anda kitabın 6 YTL’lik dampingli bir baskısı piyasaya çıkana kadar.   Bütün bunların bir tertip olduğu son derece net,  fakat Türkiye hâlâ kan uykularda.

Emperyal merkezlerde ise Türkiye’nin başına çorap örmekle görevli odaklar arı kovanı gibi işlemeye devam ediyor.   Dün de İngilizlerin The Guardian gazetesinde istihbarat örgütlerinin imâl ettiği bu yalan habere dayanarak Türkiye’yi karalayan bir yorum yayınlandı.  “Üstün ırk yaratma hayalinin Türk gençleri tarafından kapışıldığı” iddia edilen yazıda bir de Türk vatandaşının,  Şalom gazetesi yazarı İvo Molinas’ın görüşüne yer verilmiş.   Molinas “Burası demokratik bir ülke ve kitap yasaklanamaz,  ancak hükümetin kitabın satışından hoşlanmadığını söylemesi iyi olurdu.   Ne yazık ki bu yapılmadı” demiş.   Sayın Molinas İngiliz gazetecinin sorusuna sazan gibi atlayacağına önce bu işin aslı astarı var mı diye bir soruşturma yapsaydı daha iyi ederdi.   Molinas Avrupa’da engizisyondan,  pogromlardan kaçarak Türkiye’ye sığınmış bir cemaatin bir mensubu ve bir Türk gazetesinin yazarı olarak Türkiye’de hiç bir zaman ciddîye alınabilecek boyutta bir ırkçılık veya anti-semitizm olmadığını  ve Türk halkının kültürel kodlarından dolayı hiç bir zaman da olmayacağını bilmek durumundadır.   Hele böyle hassas bir konu üzerinden Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmak istendiği bir dönemde bir yabancı gazeteciyle konuşurken...  

Şimdi konuyu bir kere daha gözden geçirelim:

1. Bu Irak’taki üçlünün,  yani ABD-İngiltere ve İsrail’in Türkiye’ye karşı bir operasyonudur ve Şubat ayında Amerikan basınında çıkan Türkiye aleyhtarı yazılar ve bir sürü ABDli yetkilinin yine aynı tondaki açıklamalarıyla başlayan kampanyanın bir uzantısıdır.

2. Kampanyadaki yazarların çoğunun Yahudi asıllı olması,  kampanyaya katılan yazarlara bilgi sağladığını tahmin edebileceğimiz ABD’nin eski Ankara büyükelçisi Edelman’ın da bu lobiye dahil olması,   ABD’deki kampanyaya paralel olarak İsrail-MOSSAD sitelerinde de benzer bir kampanyanın başlatılması,  kampanyaya Kavgam operasyonunun dahil edilmesi ve son olarak Guardian’daki yazıda bir Türk Yahudisinden görüş alınması kampanyanın başını ABD yönetimi içindeki Yahudi kanadının çektiğini gösteriyor.    Anti-semitizm bu kesimin klasik psikolojik savaş silahıdır.

3. Kampanya önce sindirme amaçlı olarak başlamıştı.   Amaç Türkiye’nin BOP’a kayıtsız şartsız tâbî olması için ürkütülüp tehdit edilmesiydi.   BOP’a uyum sağlama Irak’ta ABD-İngiliz-İsrail planlarına kayıtsız şartsız boyun eğme,  İncirliği  ABD’nin kayıtsız şartsız kullanımına açma ve buradan Suriye ve İran’a yapılacak saldırılara katılma gibi talepler anlamına gelmekteydi

4. Tehditle korkutarak boyun eğdirme taktiğinden istenen sonucun çıkmadığı anlaşılıyor.   Bunun üzerine üçlü ittifakın içindeki en radikal kesim olan Yahudi-İsrail kanadı ikinci aşama olan Türkiye’nin dünya kamuoyuna radikal İslâmcı,  ırkçı ve Yahudi düşmanı bir ülke olarak tanıtılarak şeytanlaştırılmasına geçti.   Burada da tehdit unsuru olmakla beraber asıl amaç dünya kamuoyunu Türkiye’ye yapılacak bir askerî müdahaleye hazırlamaktır.  

5. Bu çerçevede Yugoslavya modelinden esinlenildiği anlaşılıyor.   Bu planın bir parçası da Türkiye içinde etnik çatışma yaratmaktır.   Nevruz olaylarında PKK’nın sergilediği provokasyonlar da bu plana hizmet etmiştir.   ABD ve İngiliz basınından ve her yerdeki Yahudi lobilerinden dünyaya devamlı Türklerin El Kaideci,  aynı zamanda  Hitlerci,  ırkçı bir barbar güruhu oldukları,  Ermenileri,  Rumları,  Kürtleri kestikleri,  dolayısıyla dünya için büyük bir tehdit oldukları mesajı sürekli pompalanacaktır.   Türkiye içinde emperyalizmin denetimindeki medya kullanılarak Kavgam operasyonu gibi olaylarla Batı kamuoyunun zaten inanmaya teşne olduğu bu “barbar Türk” imajı adım adım,  yavaş yavaş örülüp olgunlaştırılacaktır.   Üçüncü aşama ise Türkiye’nin içinde bir kargaşa,  en iyisi bir etnik çatışma yaratıp bu bahaneyle Türkiye’ye çok katı yaptırımlar uygulamak,  hatta gözleri keserse Türkiye’ye askerî müdahalede bulunmaktır.   Yugoslavya modeli budur.   Nitekim bu operasyonun arkasındaki güçler şimdiden bir Türk Miloşeviçinden söz etmeye başlamışlardır.   Türkiye’yi sürüklemek istedikleri kargaşada ülkesini savunmak için ortaya çıkacak millî önderler şimdiden “Miloşeviç” olarak damgalanmak istenmektedir.   Satılmış kalemler de bu psikolojik operasyonun borazanlığını yaparak milliyetçiler arasında bir Miloşeviç terörü yaratmak  için birbirleriyle yarış halindedir.   Türkiye’de çıkarılmak istenen kargaşa ortamı için en uygun senaryonun kitlesel Türk-Kürt çatışması olduğu açıktır.   Gerçi milletimizin engin tarihî tecrübesi ve sağduyusu sayesinde PKK terörünün en azgınlaştığı dönemde bile bu oyuna kimse gelmemiştir,  ama yine de bu işler şansa bırakılamaz.   Bu işin şansa bırakılmaması demek Türkiye ve Irak dağlarındaki PKK’nın yok edilmesi ve silahsız uzantılarının 21 Martta Diyarbakır’da görüldüğü gibi Kürt kökenli vatandaşlarımızı kışkırtmalarının engellenmesi demektir.   Tabiî bunu AB’nin bir emriyle Leylâ Zana ve şürekâsını hapisten çıkartarak Brüksel’e gönderen AKP hükümetinin yapması çok zor.   ( Bu arada, eğer 1 Mart tezkeresi geçmiş ve Türkiye topraklarına 100 bin Amerikan askeri inmiş olsaydı,  Türkiye’yi şeytanlaştırıp,  Sırbistanlaştırıp,  ardından etnik çatışma çıkartıp Türkiye’ye müdahale etme senaryosunun % 50’si tamamlanmış olacaktı.   Türkiye’nin Irak’ta haklarına sahip çıkamamasını AKP hükümetinin teslimiyetçi politikasına değil de 1 Mart tezkeresinin çıkmamasına bağlayan satılmış kalemlere inanan gafillere duyurulur!)

6. Bu senaryo hayalci bulunabilir.   Ne var ki Türkiye Sırbistan,  Gürcistan veya Kırgızistan değil;  ancak çok uzun vadeli,  çok geniş kapsamlı bir planla çökertilebilecek bir ülke.   ABD ABD olarak,  İsrail de İsrail olarak kalmak istiyorsa BOP’u gerçekleştirmek için çalışmaktan başka çareleri yok;  bunun için de Türkiye’ye boyun eğdirmeleri şart;  dolayısıyla çok dolambaçlı ve uzun da olsa,  başarı şansı az da olsa her yol deneniyor.   Ayrıca ABD yönetimindeki Protestan kanat şu anda kampanyanın ikinci aşamasına iştirak etmemiş gibi görünüyor.   Muhtemelen bu kesim Yahudi kanadının ikinci aşamaya geçmesini çok erken ve tehlikeli buldu.   Bu doğruysa Edelman’ın istifasını da bu konudaki aktif rolünün Rice’ı rahatsız etmesine bağlayabiliriz.

7. Şu anda hükümetin yapması gereken en acil iş gerekli verileri toplayarak Kavgam olayının içyüzünü dünya kamuoyuna açıklamak,  bu işin asılsız olduğunu ortaya koymak,  haberi ortaya atanların ve kitabın satışını patlatmaya çalışanların kimliğini deşifre etmektir   Fakat AKP hükümetinin aslında kendisini de savunma anlamına gelen bu tedbirleri alması da çok düşük ihtimaldir,  çünkü bunu yaparsa düşüreceği maskelerin arkasından çıkacak tabloyu ifşa etmek cesaret işidir.   AKP onun yerine vurdukça tozan un çuvalı gibi Bush’u koridorlarda kovalayarak,  İsrail ve Washington’da kapı aşındırarak kendini affettirme çabasına girmiştir.  Demek ki bazılarının emperyalizmin biatla yetinmediğini,  kullandıklarını işe yaramaz hale gelince kaldırıp çöpe attığını öğrenme günü gelmiştir;  mübarek olsun!