Üç yıldır 3 Mayıs’ı Azerbaycan’da ‘kutluyorduk’. Bu yıl tesadüf, Kıbrıs’tayız.
Ada’da Mayıs başı.. Ama gecenin bir vakti pencereler artık açılmaya başlanmış ve portakal-limon çiçeği kokuları evin içinde.
Bir gece önce Azerbaycan İçtimai TV’de Tenzile Hanım Rüstemhanlı Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine konuşuyor,
‘’Anayasa Mahkemesi kararı ve Çağlayan mitingi, ‘Ne Mutlu Türküm’ diyebilmeyenler için eyi olmuştur’’
diyordu..
Bakü’den Ankara’ya yetişiyordu.
Bir hafta önce de Girne’de Seyyan ve Makbule Hanımlar; Dışişleri Bakanı Gül’e referandum süreci üzerine soru sorup ’canını sıkıyorlardı’.
Tandoğan ve Çağlayan’da hanımlar öndeydi.
Bakü ve Girne’de de.
Akepe’liler ‘’yurtdışı’’nda, ‘’oralı’’ Türkler’den artık eleştiri almaya başladılar.
12, 13, 14, 27 ve 29 Nisan süreci yurtdışını da etkisi altına aldı. Bu süreçte ‘’birşeyler’’ değişti, büyü bozuldu, yaldızlar döküldü.
Millet gücünü ve geleceğini eline alıyor. Belki şimdi farkına varılamıyor ama kurum, kuruluş, dernek, parti ve ‘’yüce makamlar’’daki padişahlık süreci de sanki bu köklü değişimden etkilenecek.
Tabii, Kıbrıs’taki padişahlıklar da.
Akepe destekli CTP için cicim ayları sona eriyor.
Akepe’nin seçimden en büyük parti olarak çıksa bile koalisyon olasılığı CTP’nin uykularını kaçırıyor.
Çünkü böylelikle saçma ‘’Tanınma değil, izolasyonların kalkması’’ politikasının sonu gelecek.
Yine Devlet ve Millet olunacak.
İki tarafta da son kamuoyu yoklamaları kesin mesajlar veriyor.
Türk tarafında üç yıl öncekinin tam tersi, artık % 70 Hayır oyu var; Rum tarafında ise ‘’ayni oranlarda aynen Hayır’a devam’’.
Türkiye’de de, Kıbrıs’ta da ‘’asker’’ siyasetin dışında ama siyasetin şekillenmesine yardımcı oluyor.
Büyükanıt ne demişti;
‘’Anayasa’nın ilk üç maddesi ile ilgili düşüncelerimiz siyaset değil, görevdir’’.
Kıbrıs’ta da aynen öyle. Asker bir şey yapmıyor, sadece iktidar tarafından yok farzedilmeye çalışılan ‘’Milli Günler’’de alternatif törenler düzenliyor.
Annan sürecindeki gibi, Türkiye’deki siyasi iktidarın görüşleri doğrultusunda ‘’kışlasına kapanan’’ asker yok artık.
Çünkü; ‘’Hilmi Bey’’ inzivaya çekildi.
Bir cumartesi sabahı Sarayönü’nde, Saray Otel’in önünde oturdum, bir acı kahve içtim.
- Münir ve Andız‘a inat güvercinler halâ oradaydılar.
- İzinli ‘sivil’ erler ATM’ler önünde uzun kuyruklar teşkil etmişlerdi.
- Rum tarafından gelen yabancı turistler nedense kafileler halinde geziyorlardı. Rumlar ise ayrı, farklı ve bağıra bağıra Rumca konuşarak.
Nedenini ertesi pazar sabahı anladım.
40 yıldır Lefkoşa’da ilk defa çan sesi duydum. Tabii Rum tarafından geliyordu, kaldığım evin yeşil hatta nispeten yakın olmasının etkisi de vardı ama ben ilk defa duydum.
Büyük bir ihtimalle CTP iktidarı, duymama neden oldu.
Ama akşamları, hava kararırken Beşparmaklar’da ‘yanan’ ‘Bayrak’tan büyük keyif aldım.
’Kıbrıs Türk Mücahidi’nin Sesi’ BAYRAK kılık değiştirip RİK-3 olunca, anlaşılan o ki yerini Beşparmakların güney yüzündeki ’BAYRAK’ almış.
Çok da iyi olmuş.
Hava kararırken ampuller (Türkiye’dekinin tersine) tek tek yanmaya başlıyor, önce ay oluyor, sonra yıldız, sonra da bayrak.
Dağın güney yüzünde, Rum tarafından görünsün diye.
Ama KKTC’deki Rumcuları da rahatsız ediyor. ‘Elektriğin parası nereden?’ diye Meclis’te bile sorup duruyorlar.
Beşparmakların en yüksek tepelerine (Selimiye’deki gibi) devasa bayrak direkleri dikilmesi için dernek kurulmasına ‘izin’ verilmiyor.
Rum’a verilecek diye bilerek ve isteyerek ’harap ve bitap’ bırakılan Güzelyurt’ta halk artık inşaatlara başlamış.
Üç gündür, (yine çanlar çalıyor) Annan Planı yürürlüğe girseydi şimdi Rum’un olacak topraklarda geziyorum.
Elimi kolumu sallaya sallaya.
Keyif beni boğuyor. |