Bu ülkede kimse darbe marbe istemiyor.
Tıpkı Erkan Yolaç gibi..
Ama Cuma günü Meclis’te oynanan komediyi; Cumhurbaşkanlığı seçimini bile ilk turdan “mahkemeye” taşıma becerisini gösterme yeteneğimizi seyrettikten sonra askere, üniversiteye yahut yargıya da daha fazla haksızlık yapılmamalıdır.
Siyasetçilere neden sorulmuyor, ülkeyi darbe ortamına sürüklüyorsunuz diye?
Türk askeri, Güney Amerika ülkelerinin erken kalkan onbaşılarının, “keyif üzre” darbe yaptığı operet askeri değildir efendiler.
Siyasetçiler gözümüzün içine baka baka Cumhuriyetin temel ilkelerini yok sayacaklar; aydın kılığındaki AB-D muhibbi mandacı-mürteci-bölücü üçlüsü alkış tutacaklar, mütareke ve müzakere basınının Babıâli Tercüme Bürosundaki nazlı mütercimleri ile yerli yersiz göz süzen çıtır “araştırmacı gazetecileri” de onlara çanak tutacaklar….
Ve çıt çıkmayacak..
Ama Genelkurmay’ın “özü-sözü bir” nitelemesine pişkin pişkin ve her zamanki gibi gülerek “Ben de zaten öyleyim” cevabı verilecek…
Ve yukarıda saydıklarımızın cümlesi bir cemaat disiplini içinde bildiklerini okuyacak..
Dünya da dönmeye devam edecek…
Öyle mi?
Yerseniz…
Yememiştir efendiler..
Dünya artık, 12-13-14 Nisan öncesi dünya değildir..
Türkiye olmadığı gibi, altını çiziyorum; dünya da değildir..
Genelkurmay’ın internet sitesinde dün gece yayınlanan bildiri de darbe filan değildir..
Yeşil ve kırmızı ışık arasındaki sarı ışıktır..
İşaret fişeğidir..
İkaz lâmbasıdır..
Hangisi olarak kabul edeceğiniz, algılama kabiliyetinize bağlıdır..
Ne diyordu Büyükanıt;
“Hassas bir dönemden geçiyoruz. Benim verdiğim mesajların toplumun bütün kesimlerine ulaştığına inanıyorum. Eğer (mesajlar ulaşmadı) diyen varsa, bunların algılama sorunu vardır diye düşünürüm” .
Hiç birini duymuyor, görmüyor, hissetmiyorsanız da problem sizdedir..
İllâ Hasan Mutlucan’ın çıkıp davul zurna mı çalması lâzımdır?
Son beş yıldır, yakın çevremden sık sık “Asker ne düşünür, ne yapar” sorularını duyarım..
Ben de onlara her seferinde;
“11 Eylül günü herkes askeri istiyordu, 13 Eylül günü de aynı kişiler sövüyordu.. Asker aptal değil.. Arkasında halk desteği ister.. Ankara’ya en az bir milyon kişi toplanıp –Yandım Allah- demeden asker kılını kıpırdatmaz”
cevabını veririm..
Geçen hafta dostlardan biri telefonda;
“Abi, sen bir diyordun, Tandoğan’a bir buçuk milyon kişi toplandı”
dedi.
Boşuna mı diyoruz, dünya artık 12 (Büyükanıt); 13 (Sezer) ve 14 (Tandoğan-Anıtkabir) Nisan öncesi dünya değil diye..
Yarın, 29’unda sırada İstanbul Çağlayan var..
Türk milleti ateşle sınava giriyor..
Bilen bilir; Ankara’da TBMM; Harbiye, Genelkurmay Başkanlığı, Deniz ve Hava Kuvvetleri Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı ile çevrilmiştir..
TBMM’de de Meclis Muhafız Taburu bulunur..
Akepe geldiğinden beri Meclis Muhafız Taburu sorun olmuştur.
Harbiye’nin bile şehir dışına taşınmasını istemişlerdir..
Muhteremler; her sabah Dikmen sırtlarından gelen
“Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti/Cehennemler kudursa ölmez nigâhbanıyız”
sedalarından rahatsız olurlar..
Yazmıştık; “Harbiye’yi yollamaya muvaffak olurlarsa sıra diğer karargâhlara gelecek” diye..
Farkında mısınız, kimse artık Dikmen sırtlarındaki binaların ışıklarının sabaha kadar yanıp yanmadığını merak etmiyor..
Artık internet var..
Gece 11’e 20 kala koyuyorsun siteye bildiriyi, ışıkları söndürüp yatıyorsun..
Cuma, borsa kapanmış, Meclis mesaisini tamamlamış, Anayasa Mahkemesine filan gerekli müracaat yapılmış..
Arada Cumartesi-Pazar var..
Herkes külahını, takkesini, fötrünü, kepini önüne koyup düşünsün..
Bilderberg’e, CFR’a…
Washington’a, Telaviv’e, Riyad’a telefon edip akıl alsın, fikir danışsın..
Ne diyor Genelkurmay?
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır”.
Ne diyor Genelkurmay?
“Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.
Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir”.
Ve, İkinci başkan’ın konu ile ilgili demecinden sonra bir kez daha “özde ve sözde birlik” vurgulanıyor..
“Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir”.
Söz dönüp dolaşıp en can alıcı noktaya, Cumhurbaşkanlığı seçimine geliyor..
Ama daha önce bizim konu ile ilgili olarak ne yazdığımız önemlidir ve burada tekrar hatırlatılması gereklidir.. (“KIZILCIK ŞERBETİ”. 24 Nisan 2007)
“Şimdi….
12, 13 ve 14 Nisan’ı yok saydıkları anlaşılan Erdoğan, Arınç, Gül ve Fatsa…
12, 13 ve 14 Nisan’da hiçbir şey olmamış, hiçbir şey söylenmemiş gibi…
Tutup da Gül’ü Cumhurbaşkanlığına aday gösteriyorlarsa…
Gülhane Parkı’na gidip ağaç-çiçek saymanın vaktidir..
Ama benim ondan fazla merak ettiğim bir konu daha var..
Büyükanıt ve Sezer’in -Cumhuriyet hiç olmadığı kadar tehlikededir- saptamalarından daha elim ve daha vahim olmak üzere…
Büyükanıt, gönül rahatlığı ile…
12 Nisan konuşmasındaki..
-Bizim temel düşünce yapımızı, inandığımız temel değerleri, cumhuriyet ilkelerine, laiklik ilkesine bağlılığımızı bilmeyen kimse yoktur herhalde. Olamaz... Bu konulardaki hassasiyetimizi Türk milleti biliyor. Onun için bunları tek tek saymaya gerek yok. Bu değerler manzumesine sahibiz. Bir diğer önemli husus, seçilecek cumhurbaşkanı aynı zamanda TSK'nin başkomutanıdır. Bu yönüyle TSK'yi yakından ilgilendirmektedir. Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de aynı zamanda başkomutanımızın Silahlı Kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu Cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımızı belirtmek istiyoruz-.
………cümleleri ile tarif ettiği Cumhurbaşkanı adayına kavuşmuş mudur, kavuşmamış mıdır?
Cevap alabilmek için 19 Mayıs resepsiyonunu veya 4’üncü Atina Seferi’ni mi bekleyeceğiz?”
Beklemedik kıymetli okuyucu..
Bu satırların yazarı ve yukarıdaki soruyu soran (aynı) kişi; sorduğu sorunun cevabını 19 Mayıs’ı ve 4’üncü Atina Seferi’ni beklemeden aldığı için son derece mutludur.
Çünkü 19 Mayıs’ta çok geç olacağını düşünmektedir..
Devam ediyoruz Genelkurmay’ın “İnternet Muhtırası”na..
“Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, -Ne mutlu Türküm diyene!- anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir”.
Ve “Kamuoyuna saygı ile” duyuruyor Genelkurmay..
Tabii anlayana… Sivrisineği saz olarak algılayanlara duyuruyor..
Sağırlara ne yapsan boş..
Genelkurmay’ın açıklaması yerindedir, doğrudur, zamanında yapılmıştır..
Kimse “keşke” diyemez..
Ama eksiktir..
Eksikliğini, Zaman ve Yeni Şafak’ın haberi veriş biçimlerinde görüyoruz..
Yeni Şafak konu ile ilgili olarak “Genelkurmay’dan Laiklik Çıkışı” ve “Genelkurmay’dan İrtica Açıklaması” başlıklarını kullanırken Zaman; “Genelkurmay’dan Laiklik Açıklaması” başlığını tercih etmiştir. (İlgili gazetelerin 28 Nisan tarihli internet siteleri)
Genelkurmay keşke, bildirisinde
“sadece” laiklik ile ilgili örnekler verip Zaman ve Yeni Şafak’a böyle manşet atma fırsatı vermeseydi..
Bildiri doğrudur, zamanı iyidir ama eksiktir.
Çünkü Cumhuriyetin temel ilkeleri sadece laiklikten ibaret değildir.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bildirinin son cümlesinde ifade ettiği ve korunması konusunda “kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza ettiğini” kesin olarak ifade ettiği “nitelikler” zaten;
Anayasa’nın ilk üç maddesinde belirtilmiş olup;
1. Atatürk milliyetçiliğine bağlı;
2. Demokratik-laik-sosyal;
3. Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olan, dili Türkçe olan;
4. Bayrağı beyaz ay-yıldızlı al bayrak olan;
5. Milli marşı’nın İstiklâl Marşı
ve
6. Başkentinin Ankara olduğu ..
Bir hukuk devletidir..
Bu kadar kavramdan sadece laiklik’in ön plana çıkarılıp sadece o örneklere yer verilmiş olması “eksiklik”tir.
Böyle yapıp, tercihinizi sadece lâiklik’ten yana kullanırsanız ..
- 1. Azınlık Vakıfları ve Cargill Yasaları’ndaki Lozan’a, Anayasa’ya ve Milli Çıkarlara aykırılık (Cumhurbaşkanı’nın iade gerekçeleri) konularında sessiz kalınıp;
- 2. Çuwal’da; Kerkük’te ve Kıbrıs’ta Annan Referandumu’nda çıt çıkarılmazken;
- 3. 39 azınlık yaratılıp millet ve kurtarılmış bölgeler yaratılıp ülke bölünürken;
- 4. Türkçe’den başka diller konuşulup, davetiyeler bastırılırken;
- 5. Ay-yıldızlı al bayraktan başka paçavralar yurt sathında dalgalanırken;
- 6. Ay-yıldızlı değil 12 yıldızlı mavi bayrak altında rüyalar görülürken,
- 7. İstiklâl Marşı değil, Beethoven’in 9’uncu Senfonisi eşliğinde AB Anayasası’na imza atılırken..
Neden bildiri yayınlamadığınız sorularının önüne geçemezsiniz..
Bu satırların yazarı, Hicri takvim her sene 10 gün erkene geldiği halde nasıl olup da Mekke’nin Fethi’nin her yıl 31 Aralık’a denk getirildiğini yıllar boyu sorar dururdu.
23 Nisan’a da aynı matematik zekâ ile Kutlu Doğum Haftası denk getirilmiştir.
Ve bu sene evet, abartılmıştır.
Ama “ılımlı ve demokrat olduğu için iyi bir alternatif sayılması gerektiği” devamlı pompalanan Cumhurbaşkanı adayı Gül; “Türban eşimin kişisel tercihidir, saygı gösterilmesi gerekir” deyip türbanın aksesuar değil bir sembol olduğunu kabul ettiği an, internet sitesindeki bildirinin de ilk satırları yazılma gereği doğmuştur.
İşte onun için 19 mayıs ve 30 Ağustos ve 29 Ekim resepsiyonlarını beklememiştir Büyükanıt..
Büyükanıt’ın görevde birbuçuk senesi kalmıştır..
Şimdiye kadar, görevi teslim alırken yaptığı konuşmanın arkasında durmuştur..
Fakat “laiklik”, hemen yukarıda anayasa’nın ilk üç maddesi ile ilgili olarak sıraladığımız 5 maddenin ikincisinin sadece bir bölümüdür.
Onu öne çıkarıp diğer 7 endişemizi yok sayarsanız mandacı-mürteci ve bölücüler tarafından samimi vatandaş nezdinde inandırıcılığınızın sorgulanmasının önüne geçemezsiniz..
Tabii konunun, gözden kaçırılmaması gereken bir başka yönü daha var..
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci Anayasa Mahkemesine taşınmış, gece de TSK bildiriyi patlatmıştır.
Fitili yanmakta olan dinamit Anayasa Mahkemesinin elindedir.
Anayasa Mahkemesi fitilin yanma süresi içinde karar verip sadece bir bardak su ile fitili söndürebilir.
Yok, Başkan Vekili Haşim Kılıç’ın dediği gibi,
“Başkan ve bazı arkadaşlarımız İstanbul’da resmi konuk ağırlıyorlar, dönecekler, içtüzüğümüze göre her şeyin zamanı var”
yaklaşımını tercih edip İç Tüzük maddelerinin arkasına sığınırlarsa bomba patlar..
Hukukçu değilim ama herhalde içtüzük raportör ve üyelerin kullanacakları sürenin en son sınırını ifade eder, en alt sınırı koymaz..
Anayasa Mahkemesi’nin toplanıp iki gün içinde karar vermesinin önünde herhangi bir İçtüzüksel engel var mıdır?
Olduğunu zannetmiyorum..
Ama Anayasa mahkemesi’nin tarih önünde şimdi büyük bir sorumluluğu vardır..
Türkiye eğer Nisan 2007’den sonra bir krize girerse..
Anayasa Mahkemesi, İçtüzüğün arkasına sığınıp, “Benim sorumluluğum yoktu” diyemez..
3 Kasım seçim sürecindeki Yüksek Seçim Kurulu Başkanı’nı nasıl hayırla yâd ediyoruz, değil mi?
Yarın Çağlayan’daki “bindirilmiş kıtalar” Anayasa Mahkemesi’ne de, TSK’ya da ışık verecektir..
“Cumhur”un desteği öyle kuvvetli bir ışıktır ki, kimse önünde duramaz..
İlk işareti, mitingi “canlı verecek” tv kanallarının kimliği ve sayısında göreceğiz..
Genelkurmay’ın bildirisinden sonra 14 Nisan’daki tutumlarını mutlaka gözden geçireceklerdir.
Cemil Çiçek “cevaben” diyor ki; “Bildiri yargıyı etkilemek olarak yorumlanabilecektir”..
Ben “hükümete bağlı hiçbir kurumun”..
Anayasa Mahkemesi’ne..
“Demokrasiye mola verildiği için” dava açtığını..
Yahut açılmış böyle bir dava olup da onu etkilemeye çalıştığını hatırlamıyorum, bilmiyorum..
Siz biliyor musunuz?
Yoksa öyle mi “algılıyorsunuz”?
28 Nisan 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.” |