| Gelişmelerin dayattığı “ değişim ”, ülkeleri siyasi, askeri, ekonomik, kültürel alanlarda yürütülen mücadele “ yöntemleri ” ve “ vasıtaları ”nı çeşitlendirmiş hatta büyük ölçüde farklılaştırmıştır.
Geçmişte siyasi alanda yoğunlaştırılan mücadele, “ideolojik” blokların, kutsal ittifakların, siyasi çerçeveli kampların oluşmasına neden olmuştu ve dünya adeta –irili ufaklı birkaç bağlantısız ülke tasnif dışı tutulursa- iki kutba bölünmüştü.
Gündelik yaşama müdahale boyutuna varan “ ideolojik rejimler ”in ihracı, mücadelenin önemli bir parçası/boyutu haline gelmişti. Tamamen belli sembollerle kuşatılmış halk yığınları, bu süreç içersinde kendilerine göre “öteki”leştirdikleri karşı rejim ülke ve halklarıyla ölümüne yarıştırıldılar.
Doğu bloku “ komünist ”, Batı bloku ülkeleri ise “ faşist ” olarak tanımlandı.
Orduların yapılanması, kurulan ittifaklar, ekonomik modeller, hatta gündelik yaşama ilişkin alışkanlıklar bile bu “ideolojilerin” paradigmalarına göre dayatılarak şekillendirildi.
Ancak hesaplanamayan bir unsur her şeyi altüst etti.
Teknolojideki gelişmeler, özellikle iletişim teknolojisindeki ilerlemeler hiç beklenmeyeni gerçekleştirdi. Enformasyonun gücü ile bilginin ulaştığı/girdiği bütün coğrafyalarda siyasi, sosyal, kültürel değişimler söz konusu oldu. Sovyetler Birliğinin dağılması domino etkisi yarattı ve eski/güçlü bloklar çözülüverdi.
Kurulacak yeni dünya düzeni içersinde “aktör ülke” konumunda yer alma iddiasını taşıyan ülkeler, etkili olmak istedikleri bölgelere göre “pozisyon”larını yeniden gözden geçirdiler.
Ekonomik gücü destekleyen enerji politikaları önem kazanmıştı ve Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla ortaya, kıymetli coğrafyalarda toplanmış ülkelerden oluşan bir enerji bölgesi olan “Orta Asya” çıkmıştı.
Değişen dünya koşullarında yeni politikalar oluşturulması gerekiyordu ve işte bu aşamada yeni “ projeler ” çıktı ortaya. Bundan sonraki mücadele üretilen “projelerin” savaşı şeklinde olacaktı.
Avrupa ülkeleri, dağılan Sovyetler Birliğinden bakiye Avrupa kıtasındaki yeni cumhuriyetleri sınırları içersine katmayı hedefledi.
Tabi bunun için öncelikle sınırların oluşturulması gerekti ve “ Avrupa Birliği ” adıyla bir yapı oluşturuldu. Birliğin koşulları belirlendi, buna göre adaylar yeniden yapılandırıldı .!!
Büyük bir coğrafyaya dağılmış hantal devlet yönetim yapısını terk ederek “ güçlü çekirdek ülke ” olma anlayışıyla, geri çekilip güç toplama yı hedefleyen Rusya ise bir süre sonra kendisinden kopan bölgenin önemini kavradı.
Aslında Rusya'nın hesabı,
“ kendisinden ayrılan cumhuriyetlerin bir süre sonra dizlerinin üzerinde yalvararak geri dönecekleri”
şeklindeydi. Ne yazık ki böyle olmadı. Bölgede emelleri bulunan ABD ve batılı ülkeler buna izin vermedi.
Büyük ölçekli, uluslararası boyutlu şirketler vasıtasıyla bölgeye sermaye transferi yapıldı ve bu ülkelerin ayakları üzerlerinde durmaları sağlandı.
Rusya önce bir isim değişikliği ile dağılan Sovyet Cumhuriyetlerini bu defa, “ Bağımsız Devletler Topluluğu ” (BDT) içersinde bir araya getirmeye çalıştı. Ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı.
Neticede Rusya rakip ülkelerin yaptığını kopya çekti ve o da bir “ proje ”yi sahiplendi.
Projenin adı “ Avrasya ”.
Bu proje aslında Türkiye'de düşünülerek hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Büyük bir bütçe ile başlanan proje için Kıbrıs'tan, Türkiye'den (Ankara-Esenboğa yolu üzerindeki Büyük Anadolu Oteli), Kırgızistan'dan (Issık Gölü kıyısında bir sanatoryum) alınan gayrimenkuller yanı sıra, proje kapsamında kurulacak üniversite öğretim kadrosunu taşıyacak bir havayolu şirketinin bile satın alınması aşamasına gelinmiştir.
Ancak Türkiye'nin projeyi yürütemeyeceğinin anlaşılması üzerine Rusya, proje içersinde yer alan Aleksandr Dugin vasıtasıyla projeyi devralmıştır.
Sonuçta Rusya'nın da, içersinde Türkiye'nin yeraldığı bir Orta Asya projesi olmuştur.
Enerji konusunda ABD 'nin Orta Asya Cumhuriyetlerine yönelik yürüttüğü politika, şimdilik sözkonusu ülkelerin Rusya ile bütünleşmesini/yakınlaşmasını önlemek şeklindedir.
ABD enerji konusunda öncelikli hedef olarak Orta Doğu ülkelerini belirlemiş, ürettiği projeyi barış ve demokrasinin tesisi, kimyasal silahların önlenmesi şeklinde allayıp pullayıp sözde maskeleyerek tüm dünyaya beyan etmiştir.
ABD ne bahane üretirse üretsin, Irak'a müdahalesini “ Büyük Orta Doğu Projesi ” doğrultusunda yapmıştır ve müdahalenin “enerji kaynaklarının kontrolü” amaçlı yapıldığı her geçen gün daha da netleşen bir görüntü halini almaktadır.
Projelerin mücadelesine sahne olan enerji arenasında, özellikle Orta Asya bölgesindeki aktörlerden en önemli ülke Çin 'dir.
Çin'in bu şiddetli arzusu aynı orandaki enerji ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Dünya'nın ekonomik motoru olarak değerlendirilen Çin'in enerji ihtiyacı, büyüklüğü ölçüsünde her geçen gün daha da artmaktadır. Sonuçta Çin, ABD'den sonra en fazla petrol tüketen ülke konumuna gelmiştir.
Çin, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bölgedeki güç boşluğunu doldurma ve ABD'nin Orta Asya'daki potansiyel etkisini engellemek amacıyla, tıpkı diğer projelerde olduğu gibi “ örtülü mücadelenin bir aracı ” olarak 15 Haziran 2001'de Şanghay'da Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan Cumhuriyetlerinin iştiraki ile “ Şanghay İşbirliği Örgütü ”nü kurmuştur.
Gözlemci statüsüyle Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan'ın da katılmasıyla örgüt daha dikkat çekici hale gelmiştir.
ŞİÖ, temel hedefinin Orta Asya'da güvenlik ve istikrarın gelişimine katkı sağlamak şeklinde belirterek, aslında gerçek niyetinin, üye devletlerin egemenlik haklarına saygılı bir ekonomik işbirliği örgütü olmadığına vurgu yapıyor.
Çin'in ŞİÖ Projesi kapsamındaki hedefi Orta Asya'daki enerji kaynaklarıdır.
Bu husus başta bölge ülkeleri tarafından da gayet iyi bilinen bir gerçektir ancak, küresel güçlere karşı bölgesel ittifakların gerekliliği nedeniyle ülkeler projede bilerek ve isteyerek yer almaktadırlar.
Bunun dışında, coğrafi konum itibariyle bölgenin dışında yeralmasına karşın Türkiye'nin de ŞİÖ'ye –gözlemci statüsünde- katılması üye ülkelerce dile getirilmektedir. Özellikle Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in Türkiye'yi ŞİÖ'ye daveti anlamlıdır.
Bütün bu projelere karşılık Türkiye'nin bir projesinin olmaması büyük eksikliktir.
Sanıyorum enerji konusunda oluşturulacak projeyle ilgili öneri ilk kez Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev tarafından dile getirildi. Nazarbayev, Orta Asya'da Türkiye'nin de dahil olduğu bir “ Orta Asya Cumhuriyetler Birliği ” kurulması önerisini Antalya'da resmen açıkladı.
Gelişmeler, Türkiye'nin de enerji konusunda projeye sahip olması gerektiğine işaret ediyor ve Orta Asya bölgesindeki oluşumlar Türkiye'ye böyle bir proje için şans tanıyor.
|