Dakikalar önce Türkiye’nin 11’inci Cumhurbaşkanı adayı, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı, Dışişleri Bakanı Gül..
Ben hep Erdoğan’ın Köşk’e çıkacağını, önüne kadar gelmiş, altın tepsi içinde kendisine sunulmuş bu fırsattan vazgeçmeyeceğini savunmuş ve yazmıştım..
Yanıldığımı zannetmiyorum..
Değerlendirmelerinizi eldeki verilere göre yaparsınız..
Ya “elinizde olmayan”lar, bilmedikleriniz?
Büyük bir ihtimalle durum, “kan tükürdüm, kızılcık şerbeti içtim” durumudur..
- 1. Dokunulmazlık zırhına, bildiklerimizden daha fazla ihtiyacı olduğu anlaşılmaktadır.
- 2. “Özel” misyonunu, başbakanlık koltuğunda daha rahat yerine getirebileceğine inanmaktadır.
- 3. Köşk’ün, büyük ölçüde “devlet”in ağırlığını hissettiren, dolayısı ile de “devlet”in ağırlığını da “mecburen” daha fazla hisseden “derin” ağırlığından (Yaver-Muhafız Alayı-Diğer şeklî zorunluluklar) rahatsız olmak istememektedir.
Geçen yazımızda Gülhane Parkı’nda ceviz ağacı olmadığımızı belirtip, bizimle beraber olayın farkında olanları sıralamıştık..
Ama farkında olmayanlar da var..
Ne demişti Büyükanıt?
"Hassas bir dönemden geçiyoruz. Benim verdiğim mesajların toplumun bütün kesimlerine ulaştığına inanıyorum. Eğer (mesajlar ulaşmadı) diyen varsa, bunların algılama sorunu vardır diye düşünürüm” .
Bahse konu yazımızda devam etmiştik..(“KİMLER ACABA NEYİN FARKINDA?” 22.4.2007)
“Farkında olduklarından şüphelendiğim iki-üç kesim var..
12, 13 ve 14 Nisan’da Büyükanıt, Sezer ve Cumhur aynı şeyi söyledikleri halde Erdoğan, Arınç, Gül ve Fatsa farklı tepkilerde bulunmuşlar, farklı değerlendirmeler yapmışlardı.
Halbuki; 12, 13 ve14 Nisan’da konu ile ilgili herkes; -Cumhuriyetin hiç olmadığı kadar tehlikede olduğunu- söylemişti.
Demek ki bazılarımız -tehlikeyi algılamakta- ciddî sorunlar yaşıyor”.
Şimdi….
12, 13 ve 14 Nisan’ı yok saydıkları anlaşılan Erdoğan, Arınç, Gül ve Fatsa…
12, 13 ve 14 Nisan’da hiçbir şey olmamış, hiçbir şey söylenmemiş gibi…
Tutup da Gül’ü Cumhurbaşkanlığına aday gösteriyorlarsa…
Gülhane Parkı’na gidip ağaç-çiçek saymanın vaktidir..
Ama benim ondan fazla merak ettiğim bir konu daha var..
Büyükanıt ve Sezer’in “Cumhuriyet hiç olmadığı kadar tehlikededir” saptamalarından daha elim ve daha vahim olmak üzere…
Büyükanıt, gönül rahatlığı ile…
12 Nisan konuşmasındaki..
“Bizim temel düşünce yapımızı, inandığımız temel değerleri, cumhuriyet ilkelerine, laiklik ilkesine bağlılığımızı bilmeyen kimse yoktur herhalde. Olamaz... Bu konulardaki hassasiyetimizi Türk milleti biliyor. Onun için bunları tek tek saymaya gerek yok. Bu değerler manzumesine sahibiz. Bir diğer önemli husus, seçilecek cumhurbaşkanı aynı zamanda TSK'nin başkomutanıdır. Bu yönüyle TSK'yi yakından ilgilendirmektedir. Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de aynı zamanda başkomutanımızın Silahlı Kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu Cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımızı belirtmek istiyoruz”
………cümleleri ile tarif ettiği Cumhurbaşkanı adayına kavuşmuş mudur, kavuşmamış mıdır?
Cevap alabilmek için 19 Mayıs resepsiyonunu veya 4’üncü Atina Seferi’ni mi bekleyeceğiz?
24 Nisan 2007
|