Dünya20 Nisan 2007 00:00

Çin'in Ekonomik Etki Alanı ABD'nin Kabusu - Erdoğan Ilgaz

ABD’nin dünyayı şekillendirme/yönlendirme konusundaki ikna araçlarının “Film sektörü” ve “Silah Sanayi” olduğu herkesçe malumdur. Bu malumun ilanı hiçbir zaman ABD’yi rahatsız etmemiştir. Ancak Çin’in ortaya çıkardığı husus bunlardan farklı ve fazla dikkate alınmayan “dünya üzerinde dolar etkisinin kırılması”dır. Dünya ticaretinin %75’inde kullanılan ve bütün coğrafyada geçerli değer olan “Dolar” bugüne kadar ABD’ye hiçbir enstrümanın/unsurun/silahın sağlayamayacağı avantajları sunmuştur. ABD süper güç olmanın getirdiği rahatlıkla kimseye hesap vermeden “Kağıt ve Mürekkebi” sonuna kadar kullanmıştır. Ortadoğu’da bir devletin inşası için inanılması güç boyutta doları bölgeye nakletmiştir. İşte bu etkili silahın, önlem alınması halinde kuru-sıkı tabancaya dönüşeceği ortaya çıkmış, hatta uygulamaya konulacak önlemlere/kararlara ilişkin sinyaller verilmiştir.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatcialis forum cialis prodaja cialis bez receptaabilify idippedut.dk abilify

Çin'in Ekonomik Etki Alanı ABD'nin Kabusu

Erdoğan Ilgaz - Global Yorum

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

 
20.04.2007
   

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ABD’nin tek kutuplu güç haline geldiği şeklindeki değerlendirmeler, ortaya çıkan yeni durumlar karşısında yeniden revize edilmek zorunda kalınmıştır. Zira yeni ekonomik, siyasi ve askeri dengeler bazı ülkelerin “yeniden”, bazılarınınsa “bundan böyle” dikkate alınmasına neden olmuştur.

Hantal devlet yapısını terk eden Rusya, SSCB’nin dağılmasından sonra adeta geri çekilerek güç toplamıştır. Özellikle enerji üretimi ve dağıtımı konusunda yeni açılımları devreye sokarak gücünü ve bunun paralelinde ülkeler üzerindeki kontrolünü tüm dünyaya yeniden deklare etmiştir.

Güç dengeleri konusundaki arenada artık açık/seçik yerini alan ülke ise, coğrafyasındaki nüfus yoğunluğuna rağmen ekonomisinde sağladığı kalkınmayla ÇİN olmuştur.

Çin, yeni dünya dengesindeki gelişmeleri etkileyebilecek politikasını oldukça kurnazca uygulamıştır.

Başlangıçta aktör ülkelerin birer müttefiki gibi çalışmalarına başlamıştır. Rakip/hedef ülke olarak algılanması halinde güçlü/büyük ülke olmasına izin verilmeyeceğini tahmin eden Çin, özellikle ABD ile ekonomik ve siyasi ilişkilerine önem vermiş, bununla birlikte diğer aktör ülke RF’yi de ihmal etmemiştir.

Çin, önlenemez yükselişi sırasında ilişkilerini sadece bu iki ülke ile sınırlı tutmamıştır. Tarihi husumetleri bir yana bırakarak ilişkilerini normalleştirdiği Japonya ile ticaret hacmini rekor düzeylere (207 milyar 360 milyon dolar) çıkarmıştır. Japonya bu ilişkiler neticesinde Çin’in 3.büyük ticaret ortağı, aynı zamanda da 2.büyük yabancı sermaye kaynak ülkesi konumuna gelmiştir.

Çin, Afrika kıtası ülkeleri dahil bütün devletlerle geliştirdiği ilişkileri yanı sıra Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerine özel önem göstermiştir.

Orta Asya Cumhuriyetlerinden Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ile 2006 yılı itibariyle; "askeri ve stratejik işbirliği", "ekonomik-ticari işbirliği", "iç güvenlik ve sınır güvenliği", "terörle mücadele işbirliği", "gıda ve sağlık işbirliği", "sınır ticareti", "gümrük", "vize uygulaması", "enerji kaynakları ve doğal kaynaklar yatırımı işbirliği" "kara ve demir yolları", "tarım ve hayvancılık işbirliği" gibi anlaşmaları imzalamıştır.

Başta ABD olmak üzere hemen hemen bütün batılı ülkelerle kavgalı olan İran’la bile ilişkilerini geliştirmekte sakınca görmeyen Çin, Petrol arama/çıkarma konusunda faaliyet gösteren CNPC şirketi vasıtasıyla İran’ın Mescid-i Süleyman petrol havzasındaki çalışmaları için yatırımlarını artırmıştır.

Son dönem itibariyle ABD ile ilişkilerindeki gelişmeler, Çin’in 2006 yılında oluşturulan Çin-Rus stratejik partnerliği anlayışından hızla uzaklaştığı şeklinde değerlendirilmektedir. Bunun aksini düşünen bir grup bölge uzmanı ise “Çin-Rus ittifakının teflon kaplı” olduğunu ve ABD’nin bu ittifakı bozma yerine olsa olsa “gölge” yapabileceğini kaydetmektedirler.

Küresel piyasalarda 1 trilyon dolarlık dev birikimi ile belirleyici güç olan Çin’in yapacağı her hamle ABD’yi yakından ilgilendiriyor.

Çin’e yapılan ziyaretler ve bu ziyaretler sırasında kullanılan ifadeler bunun en güzel emareleridir. Son olarak 3 Nisan 2007 tarihinde Pekin’i ziyaret eden ABD Dışişleri Eski Bakanı Henry Kissinger’ın söyledikleri buna güzel bir örnek teşkil etmektedir.

H.Kissinger konuşmasında;

“Çin’in uluslar arası bir güç olarak yükselişinin kesin olduğunu, ancak yeni dünya düzeni konusunda Pekin ve Washington arası dayanışma olmazsa bu yükselişin bir mücadeleyi beraberinde getireceğini

dile getirmiştir. Bu ifade birçok açıdan ele alınabilir.

Kimileri bu ifadenin bir tehdit olduğunu söyleyebilir. Ancak gelişmeler bütünüyle ele alındığında ifade “dayanışma/birlikte hareket etme” talebini içermektedir.

ABD’nin Çin karşısındaki –aman dileyen- tavrı, üzerinde hassasiyetle durulmasını gerektirecek kadar önemlidir.

Zira Birleşmiş Milletlerin kararlarına rağmen, dünyanın değişik bölgelerine ordusuyla müdahale edecek kadar fütursuzca ileri giden ABD, Çin karşısında “dayanışma” teklifi götürecek ölçüde nazikleşebilmektedir.

ABD’nin politikasındaki bu ani ve çok önemli değişikliğin sebebi, Çin’in veya bir başka aktör ülkenin sağladığı/geldiği konumla ilgili değildir. Çünkü geçmişte ABD’nin karşısında mutlaka birileri olmuştur ve ABD hiçbir zaman şimdi Çin’e yaptığı gibi “aman” dilememiştir.

O halde bu tavır değişikliğinin başkaca bir sebebi olmalıdır.

ABD’nin dış politikada Çin’e karşı takındığı tavır değişikliği tamamen Çin’in son dönemdeki bir tutumundan kaynaklanmaktadır ve bu tutumda “para politikaları” ile ilgilidir.

ABD’nin dünyayı şekillendirme/yönlendirme konusundaki ikna araçlarının “Film sektörü” ve “Silah Sanayi” olduğu herkesçe malumdur. Bu malumun ilanı hiçbir zaman ABD’yi rahatsız etmemiştir. Ancak Çin’in ortaya çıkardığı husus bunlardan farklı ve fazla dikkate alınmayan “dünya üzerinde dolar etkisinin kırılması”dır.

Dünya ticaretinin %75’inde kullanılan ve bütün coğrafyada geçerli değer olan “Dolar” bugüne kadar ABD’ye hiçbir enstrümanın/unsurun/silahın sağlayamayacağı avantajları sunmuştur. ABD süper güç olmanın getirdiği rahatlıkla kimseye hesap vermeden “Kağıt ve Mürekkebi” sonuna kadar kullanmıştır. Ortadoğu’da bir devletin inşası için inanılması güç boyutta doları bölgeye nakletmiştir. İşte bu etkili silahın, önlem alınması halinde kuru-sıkı tabancaya dönüşeceği ortaya çıkmış, hatta uygulamaya konulacak önlemlere/kararlara ilişkin sinyaller verilmiştir.

Rusya’nın, döviz rezervindeki dolar cinsinden değerlerin oranını azaltacağına ilişkin karardan sonra, Çin de Mart 2007 ayı son haftası içersinde aldığı bir kararla artık uluslar arası ticari ilişkilerinde dolar’dan ziyade euro’yu kullanacağını açıklamıştır.

Öldürücü Vuruş” Çin yapımı eski karate filmlerinde sıkça rastlanılan bir enstantanedir.

Dövüşçü mücadele boyunca çeşitli/değişik teknikler uygulayarak rakibinin en zayıf/hassas bölgesini tespit eder ve en müsait zamanda işi bitirici “Son Vuruş”u yaparak rakibini etkisiz hale getirir.

ABD ile çok yönlü ilişkiler içersinde bulunan ÇİN’in durumu eski karate filmlerini hatırlatıyor.

Çin şimdilik ABD üzerinde bazı teknikler deniyor ve kuvvetle muhtemel rakibi ABD’nin zayıf bölgesini (doların etkisinin kırılması) tespit etti.

Ancak son vuruş’u bu aşamada uygun görmüyor, çünkü 1 trilyon dolarlık dev birikiminin önemli kısmını ABD hazine bonolarına yatırarak değerlendirmişti. Bu nedenle öncelikle ABD’deki yatırımlarını başka adreslere taşıması gerekiyor.

Zira rakibinin işini bitirecek “Son Vuruş”, yüksek dozda uyuşturucu alarak kendi ölümüne yol açan “Altın Vuruş”’a dönüşecektir.



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007