Kavramlar arasında sıkışmayın, ulusalcılık ile milliyetçilik ayni şeydir.
İstiklâl-i Tam’ma âşıksanız; bağımsız ve egemen ayrıca ülkesi ve milleti ile bölünmemiş bir devletten yanaysanız…
“Solcu” iseniz kendinize “ulusalcı”;
“Sağcı” iseniz pekalâ “milliyetçi” diyebilirsiniz..
Kendinizi sıkmayın, zorlamayın, aynı geminin içindesiniz, aynı tavanın balığısınız..
Biraz daha zoraki “ayrılık” tohumları aramaya kalkarsanız ortada kavga edeceğiniz mekân, yani vatan (yurt) kalmayacak..
Gelin vatanın ve milletin birliğini ve bütünlüğünü sağlayalım..”Millet”ten, ayrı ve farklı “kültür zenginlikleri-çiçek bahçeleri”, bir takım zoraki azınlıklar yaratmayalım.
Kavgamızı, eğer halâ gerekliyse ondan sonra kendi kendimize yaparız..
Ama önce kavramların kısıtlayıcılığına saplanmadan gelin şu sırat köprüsünü bir aşalım..
Çünkü bakın bu arada, bizi kayıkçı kavgası ile oyalarlarken neler oluyor..
- 1. Washington Post’un tanınmış köşe yazarı David İgnatius, ABD’nin PKK ile Mücadele İçin Özel Temsilcisi Joseph Ralston’un elinden geleni yaptığını ancak “saatli bombanın tıklamayı sürdürdüğü”nü belirterek Ralston’un, Aralık ayında üst düzey (Bush) yönetim yetkililerine, “ABD’nin PKK’yı durdurmaması halinde Türklerin Nisan sonunda işgal edebilecekleri uyarısını yaptığı”nı yazıyor.
- 2. HAKKARİ’nin Yüksekova İlçesi’nde DTP tarafından düzenlenen basın açıklamasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt aleyhine, terörist Öcalan lehine sloganlar atılıyor. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı basın açıklamasında kalabalık, ‘Büyükanıt şaşırma, sabrımızı taşırma’, Öcalan için de ‘Öcalan kanla canla seninleyiz, Sayın Öcalan’ diye bağırıyor.
- 3. Genelkurmay Başkanı askeri olarak Kuzey Irak’a girmek zorunluluktur, siyasi irade karar verirse biz girer ve hallederiz diyor. Bunu derken hem dinamiti gölge boksu yapan –karanlıkta ıslık çalan Akepe’nin kucağına bırakıyor hem bölgedeki “komşumuz” Amerika’yı karşısına alıyor.
- 4. Ama Mili Savunma Bakanı, “Bu konu MGK’da görüşülmedi” diyor; Başbakan da Almanya’ya giderken uçakta "Şu anda takvim yürüyor. Öfkeyle kalkan zararla oturur. Bu tecrübeyi geçirdik. Nasıl adım atacağımızı biliyoruz." diyor.
Sahi konu neden üç gün önceki MGK’da görüşülmüyor?
Veya Vecdi Gönül; ağızdan çıkan her lâfın MGK tutanaklarına uygun olduğunu mu zannediyor?
MGK’da alınan kararın aksine Davos’ta Annan’la anlaşılarak Kıbrıs meselesinin Annan’ın insafına ve hakemliğine bırakıldığını ne çabuk unutuyor?
- 5. Ataol Behramoğlu Mart’ın 24’ünde “Kendimizi kandırmayacaksak eğer, Nevruz görüntülerinin gösterdiği tek gerçek, Türkiye’de Kürt milliyetçiliğinin yükselmekte oluşudur” diyor.
“Türkiye’de Nevruz kutlamalarının bir Kürt ‘intifada’ sına doğru yol almakta olduğu gün gibi ortadadır. Sadece Kürt kökenli halkımızın yoğun olduğu bölgelerde değil, büyük kentlerimizdeki Nevruz gösterilerinde de bu gerçek gözler önüne serilmiştir. Nevruz gösterilerinden geriye kalan bir başka görüntü de, eski deyimiyle ‘erkân-ı devlet’, günümüz Türkçesiyle ‘devlet ileri gelenleri’nce gerçekleştirilen, ancak bir komedi yazarının tasavvur edebileceği ateş üzerinden atlama gösterileri olmuştur” diye de devam ediyor.
“Kürt intifadası” başlıyor ama karşılığında Türk milliyetçiliğinin “yükselmesi” ayıplanıyor..
- 6. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi; Kürtçe davetiye gönderdiği için hakkında dava açılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemirin duruşmasında vardığı ara kararda 4483 sayılı yasa gereği İçişleri Bakanlığınca yargılama izni verilmediği için davanın durdurulmasına ve dosyanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar veriyor. Duruşmayı, Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk de izliyor.
- 7. “Batıya doğru” zorla koşturtturulan Türkiye’nin en büyük batılı müttefiki, stratejik ortağı Amerika; satacağı 30 adet F-16 savaş uçağı için Kıbrıs’ta kullanmama şartı koyuyor; diğer “müttefik” AB; Roma Anlaşması'nın 50. yıldönümü kutlamalarına Türkiye'yi davet etmediği gibi yayınladığı Berlin Deklarasyonu'nda da "genişleme" ifadesine yer vermiyor.
- 8. Barzani’nin edepsizliklerine “güya” karşı olan Talabani nin partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) resmi haber sitesinde yer verilen ekonomi raporunda, Kürdistan'ın 4 ülke arasında "paylaşıldığı" iddia edilirken Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kuzey Kürdistan olarak adlandırıldı. Raporda Türk Silahlı Kuvvetleri'nden "işgalci ve sömürgeci Türk ordusu" diye söz edilmesi dikkat çekiyor.
Ve aynı Talabani, Erdoğan ile Suudi Arabistan'da yaptığı görüşmede Irak'ta iddiaların aksine 5 milyon Türkmen bulunmadığını söylediğini belirterek, “İddia edildiği gibi 5 milyon Türkmen varsa, neden sadece Irak Parlamentosu'nda 1 milletvekili çıkarabildiler?'' diye soruyor.
Bütün bunlardan sonra bir telaş, soruyorlar; “Neden milliyetçilik-ulusalcılık yükseliyor?
Neden 14 Nisan’da Ankara’da yüzbinlerce bayrak toplanıyor?
Akepe 14 Nisan’da Ankara’da yüzbinlerce bayrağın toplanmasının sebebinin kendisi olduğunu görmüyor mu?
Akepe “milliyetçilik-ulusalcılık”ın, 4.5 yıllık kendi iktidarında “yükseldiğini” anlamıyor mu?
Akepe milliyetçilik ve ulusalcılığın yükselişine kendisinin neden olduğunu fark etmiyor mu?
Haberi bile yok..
Erdoğan diyor ki, “Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, olmasan ne yazar?”
Muhataplarına dünya (ve ahiret) görüşünün şifrelerini verirken talip olduğu makamı, ama aslında Cumhuriyet’i küçümsüyor..
Cumhurbaşkanı olmak “ne yazarsa”, Cumhur olmak da, Cumhuriyet olmak da “ne yazmaz” mı?
Dedelerinden “Torunum mezarda sana Rabbin kim, Kitabın ne, peygamberin kim diye soracaklar, kavmin ne diye bir soru yok. Onu da sorarlarsa Elhamdülillah Müslümanım de gitsin” (Melih Aşık. 30 Kasım 2005) cevabını aldıklarını söyleyenlerin Ankara’yı, Tandoğan’ı, Anıtkabir’i ve Çankaya’yı doğru değerlendirmeleri beklenebilir mi?
“İspanya gezisinde açık açık söyledi. Erdoğan, bugün de toplumun Türk ulusal kimliğinde değil, Müslüman kimlik altında birleşmesi düşüncesinde”. (Melih Aşık. 30 Kasım 2005)
Erdoğan
"Kim yaptı? Toplandılar, bir araya geldiler. Hayırlı olsun. Tamam bir demokratik hakkı kullandınız. Gazetelerde farklı farklı rakamlar. Aman Yarabbim milyonlar filan... Milyon da çok basite indi. Aynen bizim 6 sıfır attığımız banknottaki milyonlar gibi...Ne kadar uçuk..Herhalde bunlar bir alanının yüzölçümünden bihaber...Biz bu işin kompetanıyız. Ömrümüz bu işlerle geçti, ölçüp biçmekle geçti. Başka sermayemiz yok”
diyor.
Arınç;
"Biz birkaç çapulcuya fırsat vermeyiz. Meclisimizin sivil, dindar ve demokrat bir cumhurbaşkanı seçecek olmasına yine itiraz ediliyor''
diyor;
Eyüp Fatsa ise, her meydana toplanan kalabalığın, Meclis iradesini değiştirmeyeceğini söylüyor. Fatsa,
“Çok samimiyetle söyleyeyim; Eğer AK Parti, böyle bir şeyi organize etmiş olsa, biz birkaç milyon insanı buraya toplayabiliriz. Bunun 10 katı insanı buraya toplayabiliriz. Her kalabalık sonrası Meclis kararını mı değiştirecek? Bu Meclis iradesine müdahale saygısızlık olur''
diyor.
“Cumhuriyeti kurumlar değil, cumhur korur” diyen Akepeliler Cumhuru küçümsüyor.
Antalya’da Abdülhaluk Çay’ın Kurultay’ına katılmakla milliyetçilik “çözülmüş, halledilmiş” olmuyor.
Erdoğan en son “Diaspora” toplantısı için gittiği Bakü’de “Çırpınırdı Karadeniz”i dinleyen Azerilerin Bozkurt işareti yapmasından rahatsız oluyor..
O Bozkurt’un, bir partinin Bozkurt’u ile ilgisi yoktur.
Gül de Otel ve Gazete açmaya gittiği son Kıbrıs gezisinde milliyetçi hanımların tepkisi ile karşılaşıyor..
Kıbrıs’ta da TMT’nin Bozkurt’u, Türkiye’deki bir partiden çok önce vardı..
Akepeliler Türkiye dışında milliyetçilikle, milli motiflerle, Bozkurt ile karşılaşınca şaşırıyorlar, ezberleri bozuluyor.
Bakü’de veya Girne’de olanlar Türkiye’de olsa Vali ve Emniyet Müdürleri Erdoğan yahut Gül’den ânında tepki görür, lâf işitirlerdi..
Ne çâre ki Büyükelçiler “çevre Türkleri” kontrol edemiyor..
İyi ki edemiyor..
Erdoğan Almanya’da İrtemçelik’in yuhalanmasına ses çıkarmamıştı..
Gül, ki kendisi Dışişleri Bakanı olması hasebiyle, hele bir hanıma karşı nâzik, centilmen, diplomat olmalıdır, Girne’de “Sen” diye hitabediyor.
Bir diğer hanım “Siz demelisiniz” deyince de sinirleniyor.
Kendisini Türkiye’de zannediyor, eleştiri ile karşılaşınca da öğrendiği, örnek aldığı o malûm saldırgan üslubu tercih etmek istiyor.
Ne demişlerdi eskiler, “üslûbu beyan, ayniyle insan” mı demişlerdi?
Türkiye’de mahkûm edilen, sindirilmek istenilen, bastırılmak istenilen “milliyetçilik” yurtdışında bastırılamıyor.
Önüne geçilemiyor..
Milliyetçiliğin yükselmesine akıl erdirilemiyor..
Milliyetçilik (yahut ulusalcılık) sahi, neden yükseliyor?
Neden bütün Ankara, bütün Türkiye, bütün Türkler bayrak oluyor?
19 Nisan 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”
|