Erdoğan'ın çeşitli gruplarla, hele kendi milletvekilleri ile yaptığı sözde nabız yoklamalarına hiç kulak asmayın..
Kamuoyunu oyalıyor.
Aldanmayın..
Karakter profilini incelediğimizde iki özelliğinin baskın olduğunu görüyoruz; inadı ve hırsı..
Kendisini eleştiren her kesimle, devletin her kurumu ile inatlaşıyor, geriyor, uyuşma-uzlaşma değil tersleşme eğilimi izliyor.
Devamlı ‘'kriz'' üretiyor ve kriz politikasından medet umuyor.
Hırsının izlerine ise ‘'Bir imam-hatiplinin Cumhurbaşkanı olacağı günler yakındır'' cümlesinde rastlıyoruz.
Bu ve diğer ayrıntılı karakter tahlillerinden sonra; yasal prosedürü de inceleyince varılan sonuç ortadadır; Erdoğan Cumhurbaşkanı olacaktır ve önünde en ufak bir hukuki engel de bulunmamaktadır..
Bu noktada Arınç'ın, MİT'ten brifing alması bile anlamı olmayan bir ‘'gösteri taarruzudur''.
Arınç Yasama'nın ‘'başkanıdır'', ‘'Yürütme''nin değil..
Ama yoğun dış ziyaretlerine bile ‘'Parlamenter demokrasinin gereği'' kılıfını giydiren Arınç acaba perde arkasında bir sanal bilek güreşi mi yapmaktadır?
Asıl düşünülecek olan ondan sonra ne olacağı, ne yapılacağıdır..
14 Nisan Hareketinin bu bağlamda sadece bir uyarı olacağını, ciddi bir uyarı olacağını ama Erdoğan'ın tercihini engellemeyeceğini düşünüyoruz.
14 Nisan hareketi, Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmasından sonra da kararlı, yekpare ve homojen bir kitlesel duruş sergileyebilecek midir, daha geniş yığınlara mâl olabilecek midir, asıl mesele işte budur.
Cumhur ve Cumhuriyetin ‘'kurumları'' nasıl bir davranış sergileyeceklerdir.
Bu noktada bir milletvekilinin, ‘'Çankaya'ya çıkın da artık biz de eşlerimizle gelelim'' yaklaşımı bile ‘'teferruattır''..
Ama işte bütün mesele aslında bu ince ‘'teferruatta'' gizlidir.
YAŞ kararlarını muhtemel Cumhurbaşkanı'nın imzalayıp imzalamaması da bir noktada önemli değildir.
Ama ısrar, ilişik kesmelere değil de eğer tayin ve terfilere uzanacak olursa ciddi bir kriz doğacaktır; ‘'Askerde kadrolaşma''..
30 Ağustos gecesi Gazi Orduevi'ndeki resepsiyonu Sayın Cumhurbaşkanı, eşleri hanımefendileri ile birlikte mi teşrif edeceklerdir?
Ya 29 Ekim'de Köşk için ‘'komutanlara'' eşli davetiye mi gidecektir, eşsiz mi?
Eşli giderse komutanlar bu davete icabet edecekler midir?
Ettikleri anda Cumhuriyet'in rövanşı hem de Gazi Paşa'nın Köşkünde alınmış olacaktır.
Amaç, rüya gerçek olacaktır.
Ama bütün bunların hepsi son tahlilde sadece birer ayrıntıdır, ama önemli ayrıntıdır, ama ciddi teferruattır.
Asıl olan Cumhuriyetin kazanımlarıdır.
Laik ve üniter hukuk devletidir.
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüdür.
90 yıla yaklaşan Cumhuriyeti dünün aşiret reisi Barzani sallamaktadır.
Asıl sallanan 4000 yıllık Türk Devlet bütünlüğüdür.
Barzani olayı önemlidir de yine asıl önemli olan Barzani'nin çıkışının ve bu çıkışın kamuoyuna yansıtılmasının zamanlamasıdır.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Erdoğan'a sertleşme olanağı sağlanmıştır.
Türkiye'ye yönelik açıklamalar ile kriz yaratan Barzani'ye Kürt Parlamentosu sahip çıkmış, Kürt Parlamentosu Başkan Yardımcısı Kemal Kerküki,
“Bütün Kürdistan halkı, Sayın Mesut Barzani'nin yanındadır. Şunu bilmek gerekiyor ki tehdit eden herkese karşı cevap vermek çok normaldir"
demiştir.
Erdoğan'ın Barzani'ye yönelik açıklamalarına tepki gösteren Kerküki,
“Bir devletin başbakanının, adaba uygun bir dil kullanması, herkesin önünde konuştuklarının hududunu bilmesi gerektiğini ve başka bir ülkenin içişlerine karışmaması gerektiği"ni söylemiştir. KDP'ye yakınlığı ile bilinen Peyamner Haber Ajansına göre, Kerküki “Biz saygı temelinde birimizin içişlerine karışmayacak şekilde komşu ülkeleriyle ve dünya ülkeleriyle ilişki kurmanın iyi olacağını düşünüyoruz"
demiştir.
Kerkük ile ilgili 140. maddesinin, Irak anayasasının bir maddesi olduğunu, Irak halkının yüzde 80'inden fazlasının anayasaya “evet" dediğini, 140. maddenin de belirlenen zamanda uygulanacağını vurgulayan Kerküki:
“Bu yüzden eminiz ki, bütün Kürdistan halkı, Irak halkı ve bütün demokrat yanlıları sayın Mesut Barzani'nin yanındadır. Tarih şuna tanıklı etti ki biz halkımıza zulüm eden herkese karşı durduk ve duruyoruz da. Şunu bilmek gerekiyor ki tehdit eden herkese karşı cevap vermek çok normaldir"
diye de sözlerini bitirmiştir.
Peki, Barzani Türkiye'nin, Erdoğan ve Gül ile MGK'da şekillenen ‘'sert'' tavrı üzerine ne yapmıştır?
Hiç etkilenmemiş, kuyruğu dik tutmuştur.
Barzani, Ankara ve Washington'dan gelen uyarılara rağmen tavrını değiştirmeyip,
"Türk yetkililerden zaman zaman nezaket dışına çıkan yorumlar ve tehditler duyduk. Türkiye'nin duruşundaki çelişkiyi görmelisiniz. Başkalarının işine karışma hakkını kendinde gören bir kimse ya da bir devlet, başkalarından aynı tavrı gördüğünde neden rahatsız oluyor, anlayamıyorum. Zaten ben 'karışıyoruz' demedim, 'bize karışırlarsa aynı şekilde yanıt veririz' dedim. Biz kimseyi tehdit etmeyiz ama başkalarından gelen tehditleri de kabul etmeyiz"
demiştir.
Gül'ü dinliyoruz..
MGK toplantısından sonra Gül, Bila'ya;
"Yerel politikacı gibi konuşuyor. Ne dediğini bilmiyor. Bazı konular vardır, şaka götürmez. Bu işin şakası olmaz. MGK bildirisinde bu görüldü. Önünü görmeden konuşuyor. Sonuçlarını hesaplayamıyor. İç politikayı amaçlayarak konuşuyor, ama bu sözlerinin Kürtlere, Kuzey Irak'a, Irak'a bir faydası olmayacağını düşünmüyor. Bugün Kuzey Irak'ta yükselen binalar, evler varsa bunlar Türkiye sayesindedir. Hepsini Türkler yapıyor. Türkiye'yi karşısına alırsa ne olur? Bunların rüyasını bile göremezler"
demiştir.
Türkiye ve Kıbrıs'ı ‘'pazarladıklarını'' söyleyenler, siyaseti bir bezirgânlık olarak gördükleri için Irak'ın da öyle olduğunu düşünüyorlar..
Gül'ün mantığına bakar mısınız?
‘' Bugün Kuzey Irak'ta yükselen binalar, evler varsa bunlar Türkiye sayesindedir. Hepsini Türkler yapıyor. Türkiye'yi karşısına alırsa ne olur? Bunların rüyasını bile göremezler"..
İnşaat, ihale, müteahhitlik mantığı…
Gül'ün sözleri, Barzani'ye Türkiye'nin en üst düzeyde sert ve kararlı bir karşılık verdiğinin göstergesiymiş..
Ayrıca notanın, Irak'ın Ankara Büyükelçisi'ne iletiliş biçimi de bir başka göstergeymiş. Notalar normalde Dışişleri Bakanlığı'nın ilgili dairesi tarafından ilgili büyükelçiye veriliyormuş. Ancak, Irak'ın Ankara Büyükelçisi'ne nota teslim edilirken standart uygulamanın dışına çıkılmış.
Nota bizzat Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı tarafından Iraklı Büyükelçi'ye verilmiş. İzlenen bu yöntem de Türkiye'nin gösterdiği tepkinin dozunu göstermesi açısından önemliymiş.
Doza ve sertliğe bakın..
Acaba ‘'müzik notası'' mı verilmiş?
Bilindiği gibi yukarıdaki deyim Erdoğan tarafından icat edilmiş ve Çuval'dan sonra Amerika'ya neden nota verilmediğini soran gazetecilere cevaben ifade edilmiştir..
Halk deyimidir, ‘'alçak eşeğe kolay binilir''..
Amerika'dan esirgenen nota, Irak'a sert bir şekilde verilmiş..
Tabii önceden yine Amerika'dan ‘'izin alınmak'' kaydıyla..
Gül'ün, Barzani'nin sözleri üzerine önce Rice'ı arayarak şikayet etmesinin başka bir anlamı olamaz..
Milli Güvenlik, milli hedef, milli çıkarlar başkasına mı ihale edilirmiş?
Büyükanıt'ın ‘'teröristlerle görüşmem'' lafı üzerine koparılan fırtına akıllardadır.
Erdoğan ve Gül ‘'gerekirse görüşülür'' dememişler miydi?
Baykal; MİT Başkanı'nın götürdüğü mektupta Barzani'ye ‘'Kardeşim'' diye hitabettiğini söylüyor.
Perinçek ise;
15-16 Ocak 2004 gecesi Kanal D ekranına çıkarak, milletimizin gözünün içine baka
“ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde, Diyarbakır'ı merkez yapacağız''
diyen Erdoğan'ın Barzani ile aynı görev tanımını yaptığı için Cumhurbaşkanı tarafından istifaya çağırılmasını istemektedir.
Bunlar olurken de Tunceli'de şehit edilen Jandarma Uzman Çavuş Bülent Yollu'nun Kocatepe Camii'ndeki cenaze töreninde bir vatandaş, "Önce vatan, Köşk değil" yazılı pankartı açıyor..
Doğrudur…
‘'Mevzuubahis olan vatansa, gerisi teferruattır''..
Tek tek ağaçlara bakarken orman gözden kaybedilmemelidir..
12 Nisan 2007
“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”
|