Siyaset29 Mart 2005 00:00
Dip dalgası geliyor - Gündüz Aktan
Bayrak yakma olayından sonra ülkede milli bir dalga kabarması olduğunda herkes müttefik. Liberal köşe yazarları bu gelişmeden korkuyorlar. Türk halkının tek hasletinin milliyetçilik olduğunu, küçümseyen bir edayla yazıyorlar. Birkaç çocuğun yaptığının abartıldığını söylüyorlar. Faşizmin kapıda olduğu, böyle giderse geçmişteki acı olayların tekrarlanacağı uyarısında bulunuyorlar. Kendileri sanki bu ortamın aktif aktörleri değilmiş gibi konuşuyorlar.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis coupons printable link discount prescription drug card
Bir yıl içinde ne oldu da, birkaç çocuğun bayrağı yerlerde sürüklemesi böyle bir heyelan yarattı?
Geçen yıl Kıbrıs'ta çıkarlarımızı savunmak için toplananların sayısıyla alay edenler kendileri değil miydi? KKTC'deki seçimler öncesinde meydanları dolduran aldatılmışları 'barış ve çözümden yana' diye niteleyip, Sn. Denktaş'ı yerin dibine batırmıyorlar mıydı? Annan Planı'nın ilk versiyonu çıktığı andan itibaren doğru dürüst müzakere edilmeden kabulünü savunmamışlar mıydı? Kürtleri ve Alevileri azınlık sayan AB ilerleme raporlarını kendi raporlarına geçiren büyük Türk hukukçuları(?) onlardan değil miydi? Aralarında Ermeni soykırımını kabul edenler hâlâ durmadan konuşmuyorlar mı? Cumhuriyet'i ve Kemalizm'i demokrasinin ve dolayısıyla AB üyeliğimizin önünde en büyük engel olarak sunan Batılıları desteklemiyorlar mıydı? Hepsinin ötesinde Türkiye'nin iç dinamikleriyle adam olamayacağını, AB'nin oluşturacağı dış dinamikler olmazsa kurtulamayacağımızı, bu nedenle ne pahasına olursa olsun AB'ye girmemiz gerektiğini savunmuyorlar mıydı? Bunlara karşı çıkanları milliyetçilikle suçlamakta bugüne kadar hiç fırsat kaçırdılar mı?
Ama onlar kendilerinin başrolü oynadığı bir talihsiz birikim sürecini unutturmak için, halkın çığ gibi büyüyen tepkisini bayrak konusuna indirgemeyi yeğliyorlar.
Bir ülkede milliyetçilik durup dururken kabaran bir dalgaya dönüşmez. 'Tsunami'yi deprem tetikleyecek, ama milliyetçilik dalgası kendiliğinden çıkacak: Böyle bir şey olmaz. Bunu iddia edenler
bir de sosyoloji bilgileriyle övünüyorlar.
Bizim liberaller milliyetçilikle faşizmi karıştıracak kadar cahiller. Kendilerine karşı çıkan herkesi milliyetçilikle suçluyor ve milliyetçiliği de faşizmle özdeşleştiriyorlar. Bu tutumları sonucunda milliyetçilik gerçekten faşizme dönüşürse umarım şaşırmazlar.
Tarihte faşizm çoğunlukla Marksist akımlara karşı tepki olarak ortaya çıktı. Bunun kuşkusuz önemli sosyoekonomik nedenleri vardı. Fakat Marksistlerin milli kimliği, millete aidiyeti ve sadakati reddetmeleri faşizmin asıl nedenini oluşturdu.
Eski solcu yeni liberaller de benzer bir tutum içinde. Toplum bu olguyu psikolojik çözülme, hatta yok olma olarak algılıyor. Bölücü Kürt etnonasyonalizmi de Türk kimliğine ve varlığına tehdit oluşturduğundan aynı şekilde algılanıyor. Tepkiler milliyetçi bir kimliği vurgularken, aşırıya kayma potansiyeli içeriyor.
Türk milliyetçiliğine ırkçı demek için ırkçılığı hiç bilmemek lazım. Irkçılık herhangi bir siyasi neden olmadan bir ırkı aşağılamak, onu bütün kötülüklerin kaynağı görerek dışlamak ve ileri aşamalarda da yok etmeye kalkmak demek. Bir etnik grubun bağımsızlık amacıyla bir ülkeyi bölme gayretine gösterilen tepkinin ırkçılıkla ilgisi yok.
Sorun geçmişlerinde travma geçiren eski solcuların ve bazı Kürtlerin bir türlü iyileşememelerinden kaynaklanıyor. Travma geçiren değişemez. Kendilerini değiştiremeyenler, bunu, toplum için yaptıkları sürekli değişim önerilerinin arkasına saklarlar. Değişim kavramının bilinçaltında, travmalarına neden olan devletin devletlikten çıkmasını, statüko dedikleri milli çıkarların da terk edilmesini amaçladığını fark etmezler.
Onların savunduğu haliyle AB üyeliğinin de, nefret ettikleri milli kimliğin daha büyük bir birim içinde erimesi olduğunu bilmezler. Bu gerçekleri anlamadan söyledikleri her söz yeni travmalara bir davet niteliğinde olur.
Namık Volkan toplum kimliğiyle bireysel kimliğin bilinçaltında iç içe olduğunu söylüyor. Yani birindeki arıza diğerinde de arızaya yol açıyor.
Bu arızadan kurtulamayanlar köşelerinde yazmaya devam ederlerse, bir yıl sonra bugünü de arayabiliriz.
Geçen yıl Kıbrıs'ta çıkarlarımızı savunmak için toplananların sayısıyla alay edenler kendileri değil miydi? KKTC'deki seçimler öncesinde meydanları dolduran aldatılmışları 'barış ve çözümden yana' diye niteleyip, Sn. Denktaş'ı yerin dibine batırmıyorlar mıydı? Annan Planı'nın ilk versiyonu çıktığı andan itibaren doğru dürüst müzakere edilmeden kabulünü savunmamışlar mıydı? Kürtleri ve Alevileri azınlık sayan AB ilerleme raporlarını kendi raporlarına geçiren büyük Türk hukukçuları(?) onlardan değil miydi? Aralarında Ermeni soykırımını kabul edenler hâlâ durmadan konuşmuyorlar mı? Cumhuriyet'i ve Kemalizm'i demokrasinin ve dolayısıyla AB üyeliğimizin önünde en büyük engel olarak sunan Batılıları desteklemiyorlar mıydı? Hepsinin ötesinde Türkiye'nin iç dinamikleriyle adam olamayacağını, AB'nin oluşturacağı dış dinamikler olmazsa kurtulamayacağımızı, bu nedenle ne pahasına olursa olsun AB'ye girmemiz gerektiğini savunmuyorlar mıydı? Bunlara karşı çıkanları milliyetçilikle suçlamakta bugüne kadar hiç fırsat kaçırdılar mı?
Ama onlar kendilerinin başrolü oynadığı bir talihsiz birikim sürecini unutturmak için, halkın çığ gibi büyüyen tepkisini bayrak konusuna indirgemeyi yeğliyorlar.
Bir ülkede milliyetçilik durup dururken kabaran bir dalgaya dönüşmez. 'Tsunami'yi deprem tetikleyecek, ama milliyetçilik dalgası kendiliğinden çıkacak: Böyle bir şey olmaz. Bunu iddia edenler
bir de sosyoloji bilgileriyle övünüyorlar.
Bizim liberaller milliyetçilikle faşizmi karıştıracak kadar cahiller. Kendilerine karşı çıkan herkesi milliyetçilikle suçluyor ve milliyetçiliği de faşizmle özdeşleştiriyorlar. Bu tutumları sonucunda milliyetçilik gerçekten faşizme dönüşürse umarım şaşırmazlar.
Tarihte faşizm çoğunlukla Marksist akımlara karşı tepki olarak ortaya çıktı. Bunun kuşkusuz önemli sosyoekonomik nedenleri vardı. Fakat Marksistlerin milli kimliği, millete aidiyeti ve sadakati reddetmeleri faşizmin asıl nedenini oluşturdu.
Eski solcu yeni liberaller de benzer bir tutum içinde. Toplum bu olguyu psikolojik çözülme, hatta yok olma olarak algılıyor. Bölücü Kürt etnonasyonalizmi de Türk kimliğine ve varlığına tehdit oluşturduğundan aynı şekilde algılanıyor. Tepkiler milliyetçi bir kimliği vurgularken, aşırıya kayma potansiyeli içeriyor.
Türk milliyetçiliğine ırkçı demek için ırkçılığı hiç bilmemek lazım. Irkçılık herhangi bir siyasi neden olmadan bir ırkı aşağılamak, onu bütün kötülüklerin kaynağı görerek dışlamak ve ileri aşamalarda da yok etmeye kalkmak demek. Bir etnik grubun bağımsızlık amacıyla bir ülkeyi bölme gayretine gösterilen tepkinin ırkçılıkla ilgisi yok.
Sorun geçmişlerinde travma geçiren eski solcuların ve bazı Kürtlerin bir türlü iyileşememelerinden kaynaklanıyor. Travma geçiren değişemez. Kendilerini değiştiremeyenler, bunu, toplum için yaptıkları sürekli değişim önerilerinin arkasına saklarlar. Değişim kavramının bilinçaltında, travmalarına neden olan devletin devletlikten çıkmasını, statüko dedikleri milli çıkarların da terk edilmesini amaçladığını fark etmezler.
Onların savunduğu haliyle AB üyeliğinin de, nefret ettikleri milli kimliğin daha büyük bir birim içinde erimesi olduğunu bilmezler. Bu gerçekleri anlamadan söyledikleri her söz yeni travmalara bir davet niteliğinde olur.
Namık Volkan toplum kimliğiyle bireysel kimliğin bilinçaltında iç içe olduğunu söylüyor. Yani birindeki arıza diğerinde de arızaya yol açıyor.
Bu arızadan kurtulamayanlar köşelerinde yazmaya devam ederlerse, bir yıl sonra bugünü de arayabiliriz.