Siyaset26 Mart 2007 00:00

Türkiye'nin Soykırım Nedeni ile Yargılanması Kabul Edilemez - Av. Gülseren S. Aytaş

2) 1920 Sevr Projesinde öngörülen, Türklerin zorla tehcir ve zulüm suçlamasıyla İtilaf devletlerine ve Ermenistan'a verilerek yargılanması, Osmanlı Devletinin toprak ve tazminatla sorumlu tutulması talepleri, ülkemiz düşman işgali altında ve savaş halinde olmasına rağmen kabul edilmemiştir. 3) 1899 yılında kurulan Milletlerarası Daimi Hakem Mahkemesi veya 1921'de kurulan Milletlerarası Daimi Adalet Divanının Osmanlı Devletini yargılaması gibi bir durum müzakere konusu ettirilmemiştir. 4) Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması ile Ermeni sorunu kesin ve değiştirilemez bir şekilde çözülmüştür. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon site cialis couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel

Türkiye'nin Soykırım Nedeni ile Yargılanması Kabul Edilemez

Av. Gülseren S. Aytaş
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  26.03.2007
   


1) Türkiye, Ermenistan'a toprak ve tazminat talebi yolunu açacak çok vahim bir tarihî hatanın eşiğindedir.

2)Fransa Parlamento'sunun Ermeni Soykırımını İnkar Yasası üzerine,

"Dışişleri Bakanlığınca, Ermeni Soykırımı iddialarına karşı Uluslararası yargıya başvurmaya hazırlanıldığı"

ve 1915 olaylarının, BM Soykırım Sözleşmesi'ne göre değerlendirilmek üzere Türkiye'nin Uluslararası yargıya başvuracağı haber edilmiştir.
( http://www.milliyet.com.tr/2006/11/15/siyaset/axsiy01.html Milliyet, 15.11.2006 ve http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5836081.asp Hürriyet, 25.01.2007)

Ancak,

"Türkiye soykırım yapmadığı halde, neden soykırımcı devletler gibi mahkeme veya komisyon önüne çıkıp yargılanmalıdır?"

ve

"Türkiye Milletlerarası Mahkemede kısmen de olsa haksız ve sorumlu bulunursa ne olur?"

soruları sorulmamış, cevapları verilmemiş, konunun hukuki sonuçları Türk Halkına anlatılmamıştır.

Türkiye Uluslararası yargıya (Uluslararası Tahkim veya Adalet Divanı) başvurursa, Ermenistan'a, Türkiye'den tazminat, mülklerin iadesi veya toprak talebinde bulunma yolu açılmış olur.

Son olarak, Hürriyet'in 24 Mart 2007 tarihli haberine göre Dışişleri Bakanı,

"işin mahkemeye götürülmesi konusunda son aşamaya geldiklerini, yakında açıklayacaklarını, durumun çok riskli olduğunu, çünkü mahkeme kararını kabul etmek zorunda olduğumuzu"

söylemiştir.
( http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6191361.asp?m=1&gid=112&srid=3429&oid=8)

3) Durum olağanüstü derecede önemlidir, Türkiye'nin kısmen de olsa haksız bulunması halinde Ermenistan'a toprak ve tazminat talebi yolunu açacak bir girişim, hiçbir gerekçe ile kabul edilemez. Bu hataya düşülmemesini teminen, konu hakkında bilgilenmek ve yetkilileri uyarmak hepimizin vatandaşlık görevidir.

ERMENİ SORUNU İLE İLGİLİ HUKUKİ DURUM :

1) Bir kısım Ermenilerin vatana ihanet suçu niteliğindeki istek ve eylemleri sonucunda, 31 Mayıs 1915 tarihinde tehcir kararı çıkarılmıştır. Her yıl büyük gösterilere sahne olan 24 Nisan, Ermeni Komitelerinin kapatılma kararının tarihi olan 24 Nisan 1915'e atıfta bulunur.
(Bilgi için: T.C. Genelkurmay Başkanlığı, Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918, Cilt I, Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yay. 2005, s.131 vd.)

Oysa, mazlum halkların umudu ve önderi olan Türk Milletinin tarihinde, soykırım, insanlık suçu veya kimyasal silâh kullanımı gibi bir insanlık ayıbı yoktur.

2) 1920 Sevr Projesinde öngörülen, Türklerin zorla tehcir ve zulüm suçlamasıyla İtilaf devletlerine ve Ermenistan'a verilerek yargılanması, Osmanlı Devletinin toprak ve tazminatla sorumlu tutulması talepleri, ülkemiz düşman işgali altında ve savaş halinde olmasına rağmen kabul edilmemiştir.

3) 1899 yılında kurulan Milletlerarası Daimi Hakem Mahkemesi veya 1921'de kurulan Milletlerarası Daimi Adalet Divanının Osmanlı Devletini yargılaması gibi bir durum müzakere konusu ettirilmemiştir.

4) Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması ile Ermeni sorunu kesin ve değiştirilemez bir şekilde çözülmüştür.

5) Haksız ve mesnetsiz (dayanaksız) Ermeni talepleri, 1923 Lozan Barış Antlaşması ile sonsuza kadar hayatımızdan çıkmıştır.

"(…) Türkiye'de kalmak isteyen Ermeniler Türk vatandaşları ile kardeşçe yaşayabilirler. Ancak Türk toprakları herhangi bir Ermeni yurdu için parçalanamaz. Ne doğu vilâyetlerinde ne Kilikya'da anavatandan ayrılması mümkün yer yoktur. Zaten Türkiye bugün mevcut müstakil Ermeni Cumhuriyetiyle anlaşmalar imzalamıştır. Diğer bir Ermenistan'ın vücut bulabileceğini Türkiye hayalinden bile geçirmez. Azınlıkların gidip gelmeleri ve malları meselesi ise, Türk kanunlarının halledeceği iştir. Azınlıklar için kontrol veya temsilci gönderilmesi Türkiye'nin dahilî (iç) işlerine müdahale teşkil edeceği için asla kabul edilemez. Azınlıkların himayesini, Türk bütünlüğüne ve istiklâline halel verici bir bahane olarak kullandırtamayız! "

İsmet İNÖNÜ (Ali Naci KARACAN, Lozan, Nokta Kitap Nisan 2006, s.166,167)

6) Türkiye-Ermenistan uyuşmazlığı diye bir hukuki durum yoktur. Ermeni propagandaları arkasında bekleyen haksız ve mesnetsiz Ermeni talepleri vardır. Türkiye, 1921 Kars Antlaşması ve 1923 Lozan Barış Antlaşması ile çözümlenen Ermeni suçlamalarını tartışma konusu yapmayı reddedinceye ve milletlerarası hukuktan kaynaklanan kendi haklarını talep edinceye kadar propagandalar sürecektir. Suçlamalar müzakere ve yargılama konusu yapıldığı takdirde bir uyuşmazlık olduğu ve sonuçlanması gerektiği kabul edilmiş demektir. Olmayan bir uyuşmazlığın müzakeresi ve yargılaması yapılamaz.

ERMENİSTAN'IN YILMADAN BAŞVURDUĞU GİRİŞİMLER:

1) Sevr Projesindeki Ermeni talepleri sona ermiş, ancak özellikle 1960'lı yıllardan itibaren soykırım suçlamaları yeniden başlamıştır. Soykırım suçlamalarının nihaî hedefi, Ermenistan'ın 1990 Bağımsızlık Bildirgesinde ve 1995 Anayasasında "Batı Ermenistan" olarak nitelendirdiği Türkiye'nin Doğu bölgesidir.

2) 1948 BM Soykırım Sözleşmesi, 1951 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 1951'den sonraki olaylara uygulanabilmektedir. Oysa Ermenistan, soykırım suçlarında zamanaşımı olmaması nedeniyle, Soykırım Sözleşmesinin geriye dönük uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.

3) Nitekim; 2001 yılında Türk-Ermeni Uzlaştırma Komisyonu (İngilizce kısa adıyla TARC) kurulmuş, Uluslararası Daimi Adalet Merkezi'ne (ICTJ) başvuruda bulunarak "BM SOYKIRIM SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİNİN GERİYE YÜRÜMESİ HUSUSUNUN İNCELENMESİ" istenilmiştir.

ICTJ kısa adlı Uluslararası Kuruluşun, Temmuz 2002'de hazırladığı raporda, BM Soykırım Sözleşmesi hükümlerinin geriye yürümeyeceği, sözleşmenin yürürlüğe girdiği 12 Ocak 1951 tarihinden önceki olaylar nedeniyle bir devlete veya şahsa karşı yasal bir talepte bulunulamayacağı ifade edilmiştir.

Ancak aynı raporda, "olayları gerçekleştirenlerin bir bölümünün, Ermenileri yok etmek amacıyla hareket ettikleri" yönünde bir hukukî değerlendirmeyle, "ERMENİ SOYKIRIMI VARDIR" sonucuna ulaşılmıştır. ABD Başkanı Bush, 24 Nisan 2005 tarihli konuşmasında, bu rapordan övgü ile söz etmektedir.
( http://www.milliyet.com.tr/2005/04/25/son/sondun33.html TARC RAPORU 25.04.2005 Milliyet )

Bu inceleme raporunun, tıpkı diğer haksız raporlar, Parlamento kararları, kitaplar, filmler, anıtlar, konferanslar gibi, Türkiye aleyhinde delil olarak kullanılmak isteneceği, izahtan varestedir.

ULUSLARARASI YARGIYA BAŞVURU, ANAYASAYA'YA, MİLLETLERARASI SÖZLEŞMELERE VE MİLLİ ÇIKARLARIMIZA AYKIRIDIR (ÖZETLE):

Uluslararası yargıya başvuru, her şeyden önce Ermeni sorununu çözen 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması, 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması'na aykırıdır.

Aynı zamanda Anayasa'mızın, Türk vatandaşlarının cezalandırılmak üzere yabancı ülkelere verilemeyeceğine dair (2004 değişikliğinden önceki) 38. maddesine,

milli egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu/hiç kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağına ilişkin 6. maddesine,

Türkiye'deki fiiller için yargılama yetkisinin bağımsız Türk mahkemelerine ait olduğunu hükme bağlayan 9. ve 138. maddelerine,

temel insan haklarına ilişkin 37. ve 38. maddelerine,

milletlerarası sözleşmelerin geriye yürüyemeyeceğini hükme bağlayan 90/1 maddesine

ve

milletlerarası sözleşmelerin onay kanunlarına, Atatürk ilke ve devrimlerine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş felsefesine aykırıdır.

Ayrıca,

1948/BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 11/2 maddesine,
sözleşmelerin geriye yürümeyeceğine ilişkin 1969/Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 28. maddesine
ve
1948/BM Soykırım Sözleşmesinin 13. maddesine de aykırıdır.

DURUM DEĞERLENDİRMESİ :

"Gençler, gözlerinizi görmeye, kulaklarınızı işitmeye, beyninizi düşünmeye alıştırınız. Size beyazı gösterip siyah diyenler… aklınızı kullanmamanız için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Size verdikleri gözlükler, kulaklıklar, ucuz ve hattâ bedava dergiler, kitaplar, filmler, videolar düşünmeden, incelemeden karar vermeniz içindir. Sağ derler, sol vururlar. Güneyi gösterirler, Kuzeye götürürler. Düşünme ve inceleme yeteneğinizi kullanmazsanız, size iyiyi kötü, dostu düşman tanıtacaklardır. (…) düşünce ve bilgi dağarcığınız, sizi yanıltmak isteyenlerin tekeline geçmiş olacaktır."

(Rauf R. DENKTAŞ, İmtihan Dünyası, Yeni Asya Yay.1988- s.18)

1) Eşsiz dehâ Atatürk'ün "yalan" olarak nitelendirdiği ve Lozan'la birlikte hayatımızdan çıkardığı Ermeni propagandalarına, günümüzde "Sözde Ermeni Soykırımı İddiaları" denilmektedir ve tarihimizle yüzleşmekten söz edilmektedir.

2) Sevr'deki

"Hakem Komisyonları, Türklerin yargılanıp cezalandırılması için yabancı devletlere verilmesi, zorla göç ettirme, Patrikhane, imtiyaz" direktifleri, Lozan'da söz konusu bile ettirilmemiş iken, günümüzde "soykırım, komisyon, tahkim, Lahey Adalet Divanı'na başvuru, ekümeniklik, azınlık vakıfları (cemaat vakıfları), Uluslararası Ceza Mahkemesi "

sözleri günlük hayatımıza girmiş ve kanıksanmak üzeredir.

3) "Efendiler, maddi ve özellikle manevi çöküş korku ile..güçsüzlükle başlar..Güçsüz ve korkak insanlar, herhangi bir felâket karşısında, milletin de uyuşukluğa düşmesine ve çekingen bir duruma gelmesine yol açarlar. Güçsüzlük ve kararsızlıkta o kadar ileri giderler ki, adeta kendi kendilerine hakaret ederler. Derler ki biz adam değiliz ve olamayız! Kendi kendimize adam olmamıza imkân yoktur. "

"M. Kemal ATATÜRK ( M. Kemal ATATÜRK, Nutuk, Alfa Yay. 2005, S.452)

Türk Milleti, dünya çapında bir Ermeni propagandası ile güvensizlik ve suçluluk kompleksi içine itilmeye çalışılmaktadır.

Türk insanı, çaresizlik ve yılgınlığa, "ne olacaksa olsun" anlayışına kapılmamalı, Kızılderililerin milli çıkarlarını koruyamayan karakteri ile özdeşim yapmamalıdır. Türk Milletinin, Ermeni propagandalarından çekinmesini, telâşlanmasını gerektiren hiçbir durum yoktur.

Uyuşmazlık, 1921'de Moskova ve Kars Antlaşmaları ile çözümlenmiştir. Lozan'da söz bile ettirilmemiştir.

Hiçbir şekilde tekrar tartışma konusu yapılamaz. Üstelik, Türkiye dışındaki Türklerin gözleri, koruyucu bildikleri Türkiye'dedir. Türkiye'nin bu sorumlulukları nedeniyle de güçsüz olmaya hakkı yoktur.

4) "…milli varlık ve gücümüzü fiilen ispat etmedikçe, diplomasi alanında ümide kapılmanın doğru olmadığı yolundaki inancımız kesin ve sürekli idi…"

M. Kemal ATATÜRK (Nutuk, age. s.458)

Ermeni propagandalarından kurtulma düşüncesi ile acele ve yanlış karar verilmemeli, uluslararası Yargıya (Lahey Adalet Divanı veya Uluslararası Tahkime) başvurulmamalıdır.

Ulu Önder Atatürk'ün manevi mirasına sahip çıkılmalı, Ermeni propagandalarına karşı net bir milli duruş gösterilmeli, herhangi bir komisyon veya mahkemenin tarafı olmaya razı olunmamalı, ortak tarih komisyonu kurulması teklifinde dahi bulunulmamalıdır.

Türk Ermeni Uzlaştırma Komisyonu'nun (TARC'ın), "Ermeni soykırımı vardır" şeklindeki sonuç raporuna sürüklendiği unutulmamalıdır. Ermeni iddiaları nedeniyle zaman ve enerji kaybedilmemeli, Türkiye'nin sahip olduğu maddi-manevi hakları korunmalı, milletlerarası hukuktan doğan mütekabiliyet, misilleme ve zararla karşılık verme haklarımız tam anlamıyla kullanılmalıdır.

6) Türk Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Milli çıkarlarımız ve ülke bütünlüğümüz, her türlü uluslararası ilişkinin üzerindedir. Aziz Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hiçbir olağanüstü şart altında dahi Lozan Barış Antlaşması ile kazandığı egemenlik ve bağımsızlık haklarından geri adım atmayacaktır. Bağımsızlığını ve egemenliğini koruma azim ve kararı, Türk Milletinin değiştirilemez karakteridir.




www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007