Anladık Cumhuriyet'i Cumhur korur da, o cumhur nerede?
Hem cumhur ortalıkta pek görünmüyor, hem cumhurun görünmesine, pek meydanlara çıkmasına izin vermiyorlar.. Çanakkale Şehitleri şiirinin, bilmem hangi hoca tarafından kaside usulünce okunması sırasında devlet ve hükümet büyüklerimizin gözleri yaşardı diye milli günler ilan ediliyor ama cumhurun, milli günleri bile kutlamasına izin verilmiyor. Sınırlama getiriliyor, kısıtlanıyor.
Cumhur bu kısıtlamalar yüzünden geleneklerini yaşayamıyor, kendini ifade edemiyor.
Cumhurun, reisini seçmesi bile “verdik ellerine bir çelik çomak, oynayıp duruyorlar” üslûbu ile küçümseniyor.
Cumhuru sokmadıkları meydanlar PKK’ya teslim ediliyor.
Bursa’da 65 yaşında bir kadının taşıdığı Türk bayrağı ile “Newroz” alanına girmesine izin verilmemiş.
Yâni Türkiye’nin Bursa’sında….
Ablamın ellerinden öperim.
Meydanlar 65 yaşındaki bir Türk kadınına kapanıyor, Türk bayrağına kapanıyor ama Zana, Sakık, Ahmet Türk’lere bırakılıyor.
Ve Zana Kürtçe ve “Türk yetkililerin anlaması için kıt olan Türkçesi ile” Türkçe yaptığı konuşmasında diyor ki;
"Kürtlerin 3 yoldaşı vardır. Bu üçü de çok değerlidir. Kürtlerin yüreğinde önemli bir yere sahiptir. Birincisi Celal amca, Irak Devlet Başkanı, bir Kürt lideri ve kardeşliğe inanıyor, hepimizi de kabul ediyor. İkincisi Mesut amcadır. Kürdistan Bölge Başkanı, yani o da bizi kabul ediyor. Üçüncüsü hepimizin dile getirdiği gibi siz ona rehber, başkan diyorsunuz. Hepimizin yüreğinde Kürt halkının iradesi olarak anlatıldığı başkan Öcalan’dır. Üçü de yüzümüzün akıdır, kulağı, yüreği ve beynidir. Yüreğimizde yer edinmişlerdir. Hiçbir halk dilsiz, tarihsiz ve kültürsüz millet olmamıştır. Varlığınıza sahip çıkın, özgürlüğünüze sahip çıkın. 2.5 yıldır sizin içinizde dolaşıyorum. Sizi inançsız, güçsüz gördüm. Gün be gün inancınızı güçlü tutun. Özgürlük, barış, eşitlik ve büyük umutlarınızı kaybetmeyin. Büyük umutlarımıza mutlaka kavuşacağız, bu konuda inancınızı yitirmemenizi istiyorum. Türkçe konuşacağım şimdi de, biliyorum, siz de biliyorsunuz ki benim Türkçem çok kıttır. Ama Türk yetkililerine bir mesajım var, bundan dolayı Türkçe konuşacağım. Nevruz coşkudur kardeşliktir kim bayram olarak görmek istemiyorsa, onun bayramı değildir. Nevruz, kendine bayram olarak gören herkese kutlu olsun. Bu ülkenin geleceğini düşünen her insan bilmelidir ki Kürtler, halkların kardeşliğini istiyor. Yani Kürtler, korkulu bir rüya değildir. Kürt halkı, Çanakkale ve Kıbrıs’ta bunu ispatlamışlardır. Hiçbir zaman sırtını Türklere dönmemiştir ama her zaman sırtından vurulmuşlardır. Önemli ve dürüst bir halktır. Kimseyi incitmeye asla izin vermeyiz. Ve istediği, sizden küçük bir parça olarak diliyorum onun için barışı söylüyorum ve Türkiye’deki akademisyenlere, aydınlara, hükümet yetkililerine sesleniyorum. Bir anket yapsınlar ve Kürtlere şöyle sorsunlar: Sizler tek başınıza yaşamak istiyor musunuz, yoksa eşit koşullarda, birlikte özgür mü olmak istiyorsunuz? Bunu araştırsınlar. Hiç kimse halkın üstünde değildir. Bu iradeye inanmak lazım. Hiç kimse korkuların esiri olmaz. İnanıyorum ki halkın yüzde 90’ı birlikte yaşamaktan yana olduğunu açıklayacaktır. Bölünme sanal bir bölünmedir..”
Ve Ahmet Türk diyor ki;
''Hukukta sayın kelimesinin suç olduğu hiçbir ülke yoktur. Avrupa'da mösyö dediğiniz zaman bunun suç olarak kabul ederseniz, hukuk ve demokrasi ile bağdaşmayacak bir durum ortaya çıkar. Ayrıca, insanların düşüncelerine zorla ipotek koymanın anlamı yoktur. O zaman hükümetimiz ve savcılarımız çıksınlar, kime sayın demek suç kime hakaret etmek serbesttir, bunu belirlesinler. Sayın kelimesinin suç olduğunu inanmıyoruz. Ülkenin gerçeklerini saklayarak bir yere varılamaz. Zana bir tespit yapmıştır. Bazı tespitlerden de ürkmenin anlamı bulunmamaktadır”.
Ve Sırrı Sakık diyor ki;
“PEKEKE buradadır, PEKEKE Türkiye’dedir.”
Ve olanlar akşam televizyon ekranlarına “olay yoktu” diye yansıyor.
Ve Emniyet yetkilileri diyorlar ki;
“Baktık ki olaylara müdahale edince ateşe benzin dökmüş oluyoruz, kitleler tahrik oluyorlar; biz de çok iyi elektronik takip yapıyoruz.. Her şeyi ânında kaydediyoruz. Suç varsa ertesi gün yakalayıp gereğini yapıyoruz”.
Güzel…
Devlete, millete, bayrağa saatlerce sövmenin “dayanılmaz hafifliğini” hissedebiliyor musunuz.?
“Bir kereden bir şey olmuyor” ama…
Yol oluyor….
Yol oluyor, ama olay olmamış farz ediliyor..
“Sayın” burada suç oluyor, Avustralya’da “suç olmuyor”..
Yoksa artık buradakinin de suç olmaması için mi Avustralya’daki “szıdırılıyor”?
“Newroz”un “w”sine takılıp kalınıyor ama “Dicle” adlı TV dizisinin reklâm panolarındaki “i”sinin Arapça yazılmasına ses çıkarılmıyor.
“Mersin Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu, bir başka “olay mahallinden” bildiriyor..
“Çanakkale Zaferinin 92. yıl dönümünde Türkiye'nin her yerinden akın akın gelen insanların tek amacı bu topraklarda bağımsız ve huzurlu yaşayabilmemiz için savaşıp canlarını vermiş olan atalarımızı toprakları başında yad etmekti. Böyle bir tarihte zaferi yerinde kutlamak amacıyla oraya giden vatandaşların karşılaştığı kötü sürprizler günün anlamına gölge düşürdü..!Böyle anlamlı bir günde yolu Kabatepe Tanıtım Müzesine düşen kişilerin karşılaştığı ilk hayal kırıklığı müzenin giriş katının Başbakanın gelecek olması nedeniyle kapalı olmasıydı. Çanakkale destanını yerinde yaşamak için insanlar kaç kilometre gelmiş olurlarsa olsunlar bu müzenin bir bölümünü görmeleri imkânsızdı. Ekteki resimler alt kattaki sergi salonunun tam giriş kapısından çekilmiştir..Resimde de görüldüğü gibi girişte onları ne Mustafa Kemal, ne onun silah arkadaşları ne de Çanakkale'de çarpışmış askerleri tasvir eden bir tablo karşılıyordu. Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk'ü resmeden tablo Başbakanınkinden daha kenardaydı. Bu da o kanla sulanmış topraklar üzerinde yaşayıp tarihin bekçiliğini yaptığını söyleyen insanların ( müze yetkililerinin) aslında atamızın kalplerdeki yerini de değiştirmeye cüret ettiklerini ve bu yolla kazanç sağladıklarını gösterdi. Bütün bunların yanında 57. Alay Şehitliği, Kilitbahir Kalesi, Ertuğrul Tabyası gibi görülmeye değer yerlere giden yolların aynı sebeple ziyaretçi trafiğine kapalı olması kilometrelerce yol gelen insanlar için tam olarak bir hayal kırıklığıydı”.
İyi mi?
Cumhur, o gün için Erzurum’dan, Mardin’den, Kars’tan bile gelmiş olsa şehitlikleri gezemiyor.
“Kelle” sayıyor.
Dünyanın binlerce kilometre, Türkiye’nin yüzlerce kilometre ötesinden; Türkiye değil, Avrupa değil, dünya çapında bir tarihi yere gelip de göremeden dönmek zorunda bırakılmanın nasıl bir AB kriteri olduğunu kimse açıklayamıyor.
Cumhur başka şeyler de yapamıyor..
Milli günlerini kutlayamıyor, geleneksel kutlamalarının şekli değiştiriliyor.
En az 500 yıldır Nisan ayının 15’inde kutlanılan Manisa mesir macunu şenliklerinin tarihi bu yıl Mart’ın sonuna çekiliyor.
Sebep, Cumhur’un vekillerinin Cumhurbaşkanı seçecek olması..
Ne alâka demeyin..
Manisa milletvekili ve Meclis Başkanı Bülent Arınç da “potansiyel” aday ya.. Yahut seçimlerde “ağırlığını” hissettirecek ya..
Nisan ortasındaki Mesir şenlikleri Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine denk gelecek..
Olmayacak..
Onun için çekersin 500 yılın geleneğini önceye, problemi çözersin..
Ama yetmiyor…
Nisan ayında bir de “23 Nisan” var..
Aslında bir değil, iki “23 Nisan” var”.
23 Nisan’ların ilki Kuzey Kıbrıs’ta.
Bu yılki 23 Nisan, Annan Referandumu’nun 3’üncü, kapıların açılmasının 4’üncü yılı..
Bu yılki 23 Nisan’da KKTC’li çocuklar tören yapmayacaklar, Rum tarafına AKEL’i ziyarete gidecekler..
“KKTC'de okutulan 6. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabında, Atatürk , Türkiye Cumhuriyeti, Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı yer almıyor. Kitapları inceleyen Birol Özter , "Annan Planı'na evet diyen CTP iktidarı, BM Rum Uzlaşım Komisyonu'nun başındaki Canan Öztoprak 'ı alıp Milli Eğitim Bakanlığı'nın başına getirdi. İlk işleri de tarih kitaplarını değiştirmek oldu. Tarih konuşulduğunda Rum çocukları haklı çıkıyor, bizim çocuklarımız susuyor. Söyledikleri şey; 'Ne Türk'üm ne Rum'um, Kıbrıslıyım' , istedikleri de bunu sağlamaktı" dedi.
KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'na ait Sosyal Bilgiler 6. sınıf ders kitabı, adeta din kültürü dersi içinde verilen tarihi ve coğrafi bilgiler niteliğini taşıyor. Sümerler'den Osmanlılar'a kadar tarih sahnesinde yer alan uygarlıklar ve devletlerin aktarıldığı kitapta, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve bugünün yanı sıra Kıbrıs tarihindeki en önemli olaylar arasında yer alan "Barış Harekâtı" ndan ve yavru vatanın ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş 'tan söz edilmiyor. Atatürk'ün adı ve resmi, bir kez kitabın başında o da "yasal zorunluluk" olduğu için kullanılırken Hıristiyanlık ve Ortodoksluk mezhebi vurgusu dikkat çekiyor.
KKTC'de okutulan 6. sınıf Sosyal Bilgiler kitabından ayrıntılar şöyle:
Kurtuluş Savaşı'ndan, Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan söz edilmeyen kitapta, Türkiye Cumhuriyeti'nin adının geçtiği tek bölüm; "Türkiye tarihi bugünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde devlet kuran Türklerin tarihidir. 1071 Malazgirt Savaşı sonrası başlayan Türkiye tarihi beş bölüme ayrılmaktadır: Anadolu'da ilk Türk Beylikleri Dönemi, Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi, Anadolu'da 2. Türk Beylikleri Dönemi, Osmanlı Devleti Dönemi, Türkiye Cumhuriyeti Dönemi" şeklinde. Türkiye Cumhuriyeti'nden sonra başka devlet varmışçasına "dönem" ifadesinin kullanılması dikkat çekiyor.
Kitapta Osmanlı Devleti ayrıca anlatılmıyor.
KKTC'de ortaokul ve lisede okutulan tarih ve sosyal bilgiler kitaplarını inceleyerek "Gerçekler Işığında Kıbrıs Tarihi Ders Kitapları" nı yazan Birol Özter 3 yıldır kitaplarla ilgili mücadele verdiğini ancak Canan Öztoprak'ın çıkıp -Kimse bize kitapları şikâyet etmedi- açıklamasını yaptığını anlattı. Özter, -Bu kitaplarda iki şey var: Kıbrıslılık bilinci ve Hıristiyanlık propagandası. Rum çocuklarıyla bizim çocuklarımızı bir eşleştirme programı çerçevesinde okul değişimine gönderiyorlar. Buralarda Rum çocukları tarih hakkında konuşuyor ve haklı çıkıyor. Bizim çocuklarımız ise sadece susuyor. Sonra da söyledikleri şey; 'Ne Rum'um ne Türk'üm ben Kıbrıslıyım' oluyor. İstedikleri şey de buydu. Tarihimizi silerek bizleri Rum'a yama yapmak istiyorlar- diye konuştu”. (Cumhuriyet. 23 Mart 2007)
23 Nisan’da “tören” yapılmayacak olmasını Eğitim Bakanı şöyle açıklıyor;
“Öğrenciler aylarca hazırlık-prova yapmak zorunda kalıyorlardı, dersler aksıyordu”..
Yapmayın yahu..
Referandum sürecinde, ilkokul çocuklarını, okullarda hazırladığınız pankartları ellerine vererek Sarayönü’ne dizip de “Türk askeri barra” diye bağırttırdığınızda dersler aksamıyor muydu?
Öyle de hemen Kıbrıs’takilere kızmayın..
Kızmayın, dönüp Ankara’ya bakın..
Çünkü..
Gazete haberine göre (Sabah 20 Mart 2007);
“Çankaya seçimi öncesi gerilim oluşmaması için 23 Nisan törenleri dahil pek çok faaliyet askıya alındı.”
“TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın talimatıyla spekülasyon ve polemiklere meydan vermemek amacıyla Parlamento'da kırmızı alarm verildi. 16 Nisan-16 Mayıs arasındaki pek çok etkinlik ya ertelendi ya da iptal edildi.
1-Geçen 23 Nisan'da Başkan koltuğuna imam hatipli bir gencin oturtulması çok tartışılmıştı. Bu tören 1 ay ertelendi.
2-Meclis'te halka açık düzenlenecek tüm sosyal faaliyetler iptal edildi.
3-Geleneksel 23 Nisan halk konseri Meclis'ten başka yere kaydırıldı.
4-Vekillerin katıldığı TBMM Spor Oyunları bu dönem yapılmayacak.
5-Randevusu olmayan içeri alınmayacak. Kuliste ziyaretçi olmayacak.
6-Meclis yakınında yapılacak her tür gösteri sıkı kontrole alınacak.
7-Vekillere gelen mektup ve kolilerin denetimi sıkılaştırılacak.
8-Meclis internet sitesi hacker'lara karşı güvenli hale getirilecek.
9-Seçim turlarında, genel kurulda en deneyimli yöneticiler görev alacak”.
Yâni kıymetli okuyucu; 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı “Meclis’te kutlanmayacak”.
Cumhur’un temsilcileri Meclise giremeyecek, “spekülâsyon” olmaması için belki resepsiyon bile verilmeyecek..
Olur da asker gelmez filan..
Yazıyı, muhtemel başbakan Gül’ün Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili yorumu ile bitirelim..
“Cumhuriyetin birinci gününden itibaren en tartışmasız Cumhurbaşkanlığı seçimini yaşayacağız”.
Atatürk “tartışmalı” mı seçilmişti?
Yoksa 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimindeki bir veya daha fazla adaylardan biri Atatürk’le mi kıyaslanıyor?
Bana mı öyle geliyor?
23 Mart 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.
|