TSK Genel Kurmay Başkanı'nın "PKK ve Ermeni konusunda kararlı gördüm" dedikten sonra, ABD Kongresi Yahudi Komitesi ve Dışilişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos ile görüşmesi, ABD Kongre binası merdivenlerinde çekilen iki fotoğrafı anımsattı:
(1)Soldan sağa:
Ahmet (Amerikalı olunca 'Amed' diye anılıyor) Kozlu,
Annette Lantos (Sen. Tom Lantos'un eşi),
Linnae Melcarek, kongre üyesi
John Porter ve eşi Kathryn C. Porter,
Temo Cavsin.(2)L. Melcarek, K.
C. Porter,
'Kani Xulam' ,
Ferda Beyrikan
Ahmet (Amed) Kozlu, Kani Xulam, Ferda Beyrikan, DEP milletvekillerini
ve özellikle Leyla Zana'yı desteklemek için kongre merdivenlerinde
oturma eylemi yaparken ötekiler de onları desteklemektedirler.
Fotoğraf rastlantıyla çekilmiş değildir ve 'Kani Xulam' ise sahte bir
addır. Sahtekârlığın Amerikan usulünce resmileştirilmesini anmak için
4 yıl önce yazdıklarımıza dönmek zorunda kalıyoruz:
Abdülgaffar Gündüz, Kulp (Diyarbakır) doğumludur.
Abisi Azimettin Gündüz, Boğazın içindeki okulda T.C devleti bursuyla okuduktan sonra
California'ya yerleşip adını Adam Posori olarak değiştirmişti.
Abdülgaffar, 1980'de, sahte bir adla (Nimet Gündüz) pasaport alarak Kanada'ya gitti ve 1986 yılına dek orada kaldı; sahte kimlikle 6 kez ABD'ye girip çıktı. Azimettin (Posori), kardeşi Abdülgaffar için
"Barry Citron" adına düzenlenmiş, "032075319" numaralı bir sahte kimlik ayarladı. Abdülgaffar'ın doğum yeri de Kulp yerine Encino-California olmuştu. Barry Citron ise, 1963'de, 18 aylıkken bir
trafik kazasında ölmüştü.
Abdülgaffar, adını 1988'de bir kez daha değiştirdi ve"Serena Citron" oldu. Bu sahte kimlikle ABD'de yaşamaya başladı.
1993'de adını "Kani Xulam" yaptı ve ABD Kürt Toplum Liderliği'nin isteğiyle American
Kurdish Information Network (A. Kürt Bilgilenme Şebekesi)'ni kurdu ve
Kürt milliyetçi hareketini destekleyen eylemlere başladı
.
İştefotoğraflar o zamandan kalmadır.
Amerikanın ünlü kadın ve erkekleri bu sahteciliği bilmiyor olamazlar.
Çünkü Abdülgaffar Gündüz'ün en büyük destekçileri CIA Türkiye istasyon (e) şeflerinden Graham Edmund Fuller, ABD Dışişleri istihbarat elemanlarından İstanbullu Henry Barkey idi.
Abdülgaffar, kimlikte ve göçmenlik başvurularında sahtecilikten (ABD'de en ağır suçlardandır ve karşılığı 10 yıl hapis ve sınırdışı edilmektir) Washington DC. Federal Mahkemesi'nde "CR 96735M" işaretli dosyayla mahkemeye çekildi.
Mahkemede Fuller, Barkey, John ve KathrynPorter, Sen. Robert (Bob) Finler onu aklamak için ellerinden geleni yaptılar.
Abdülgaffar, kendi çalışma yerinde 450 saat görev yapmak koşuluyla serbest bırakıldı. Kararda, Graham Edmund Fuller'i tanıklığı etkili oldu ve Kulplu Abdülgaffar'a siyasi iltica hakkı
tanındı ve sahte adı gerçek ad olarak resmileşti.
Gazeteci Yılmaz Polat, bu ilişkilerde Amerikan usulü kadın erkek ilişkilerinin de etkili olduğunu yazıyor ve Kathryn Cameron Porter'ın Iraklı Kürt Bahtiyar Amin ile bir otelde ilişkilerine ve Diyarbakır
gezisine dikkat çekiyor.
(Y. Polat, Amerikan şahinleri-kargaları,s.41)
Sahte adıyla 'Kani Gulam'a (sonradan Xulam yaptı) gelince, o artık Washington'un seçkin kişilerinden birisi oldu ve "Türk yönetiminin Kürt sorununu, Kürtleri sürerek çözme girişimi, Bosna'da olduğu gibi,
bir tür etnik temizliktir" gibi açıklamalarla ABD operatörlerinin ilgisini çekmeye başladı. Hellenic Institute gibi oluşumlardan da gerekli desteği görmeye başladı.
'Kani Xulam' ilişkileri PKK destekçileri, DEP (HADEP) milletvekilleri, Amerikan Yahudileri, Ermeni-Rum grupları, senatörler, temsilci eşleri bağlantılarında gelişirken, Yahudi Kürtlerden Morris Amitay'ın oğlu
Mike Amitay'ın önce ABD senatosu OSCE (Helsinki Komitesi) görevi, daha sonra kurduğu Washington Kurdish Institute (WKI) örgütüyle yürüttüğü çalışmalarla koşutluk içinde ABD yönetiminin kanatları altında görevini sürdürmektedir.
Baba-oğul Amitaylara daha sonra çokça değineceğiz, ama şimdilik son durumu özetleyelim.
WKI kurucusu Mike Amitay, Ermeni asıllı Bayan Mariam'la arkadaş olduktan sonra, Türkiye'nin ve Irak'ın parçalanma operasyonuna entelektüel konferanslarla, AB parlamenterleriyle ortak
girişimlerle katkılarda bulundu.
(Y.Polat agk.Ayrıca WKI'nin Kürt konferansı işleri ve ASAM ilişkileri için Bkz. S. Örümceğin Ağında)
Mike (Michael) Amitay çalışmalarının ödülünü kısa sürede aldı ve Quantum bankerler şebekesinin danışmanı George Soros'un Washington Open Society Institute örgütünün başına getirildi.
Bu örgütün son basına kapalı konferansının (28 Şubat 2007) konuklarıysa;
Sabancı Holding Y.K. Üyesi, İstanbul Açık Toplum Enst. Derneği kurucusu, TESEV
kurucusu ve dönem başkanı Can Paker,
Zaman Gazetesi yazarı, AGOS yöneticisi, TESEV çalışanı Etyen Mahcupyan
ve
Referans Gazetesi yazarı, İstanbul Kültür Üniversitesi görevlisi, TESEV uluslararası
ilişkiler grubu yöneticisi Mensur Akgün oldu.
Okurlar, Mensur Akgün'ü Annan Planını destekleme propagnadasından ve
"Çözüm sürecini tıkayan tek faktör Denktaş ve ekibi olduğu için"
diye yazmasından ve
"Irak parçalanırsa bize göre en istikrarlı kısmı komşu olacak ve üstelik bölgenin yeni jeopolitiğinin gereği kurulacak Kürt devletinin Türkiye'den başka dayanacağı bir yer olmayacak"
diyecek denli bizi 'avanak' yerine koymasıyla anımsayacaklardır.
Sahte Kani'nin şebekesiyle, Soros, NED, İsrail bağlantıları her gün sıkılaşıyor.
Türkiye'de 'şeffalık' ya da 'saydamlık' isteyerek, darboğazlara sürüklenen T.C'nin köşeye sıkıştırmayı iş edinen bu kişiler, gün olur da, kapalı toplantılardaki görüşmelerini, George Soros'un "Açık
Toplum" ilkesine uyarak açıklarlar ve masraflarının kimin tarafından karşılandığını da belirtirlerse, yurttaşlar da onların sıkça ileri sürdükleri 'paranoya'dan kurtulabileceklerdir. Kimlerin hangi
senaryolar içinde yaşadıklarını ve Ortadoğu-Washington-Brüksel-Budapeşte hattında gezinirken neleri
kurduklarını da algılamak da kolaylaşacaktır.
Bunlar olabilir de, şusahte pasaportları, kimlikleri yaralamak bu denli kolay mı?
T.C kurumları yıllardır yazılıp duran bu suçları soruştursalardı, yöneticiler de Amerikalıları hala kararlı görebilirler miydi?
Düşünmeye değer… Hemen her gün
"Biz bu topraklar için bedel ödedik, can verdik! Kimse elimizden almaz"
diyen yetkililer, içerden dışardan, entelektüeli ile işadamıyla, yabancı devlet uzantılarıyla çalışan
şebekenin etkinliğini nasıl değerlendiriyorlar?
Bunu da sormasak olmazdı!
Notlar:
(1) Kendisi de Soros gibi Budapeşte göçmeni olan Tom Lantos, aynı zamanda ABD Dışişleri - Soros işbirliğiyle kurulan Orta AvrupaÜniversitesi kurucuları arasındaydı. Hükümet Filistin yönetimiyle
görüşünce Başbakan R.T: Erdoğan'a zehir zembelek bir mektup gönderdi.
(2) G. E. Fuller, o yıllarda Prof. Gökhan Çapoğlu'nun başkanı olduğu vakıf tarafından Ankara'ya getirildi ve "Kimlik ve Demokrasi" konferansıyla ayrıştırma işine başladı; sonraki yıllarda Urfa'da
dolaştı, Irak Şiileri çalıştı; Georgetown Üniversitesi Hristiyan
Müslüman Anlayış Merkezi'nde F. Gülen adına düzenlenen konferansa
katıldıktan sonra Nurculuk çalışmasına başladı;
ASAM eski yöneticisinin de, 'iki sivil (think tank) örgütü elbette görüşür" diyerek ortak projeler geliştirmek istediği yarı-resmi RAND şirketine eski istasyon şefi Paul Bernard Henze ile birlikte danışman oldu
Fuller, ODTÜ'de konferansa geldiğinde, öğrencilerce "CIA dışarı!" sloganıyla karşılaşınca konuşamadan ayrıldı.
(Meraklısı için ayrıntılar: S.Ö.Ağında..)
(3)Devletlerarası ilişkilerde ve resmigezilerde makam düzeylerinin eşdeğerliliğine özen gösterilirdi. Özal iktidarından bu yana yöneticilerin (askerler dahil) bu kuralı göz ardı
ettikleri görülüyor.
Yazan: Mustafa YILDIRIM (10 Mart 2007)
|