Siyaset13 Mart 2007 00:00

Kıbrıs'ın Kabileleri - Hüseyin Mümtaz

Benzerlikleri artınca da federasyonlar, federe devletler halinde birleşip “konfederasyon” oldular.. “Üniter devlet”, işte bütün bu farklılıkların ortadan kaldırıldığı, en gelişmiş son aşamadır.. Tarihi ve sosyolojinin çarkını geri çeviremezsiniz.. Üniter ulus devletleri ortadan kaldırıp parçalara ayırmak ve “alt kimliklere” bölmek, BOP'un gereğidir. cialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Kıbrıs'ın Kabileleri


Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  13.03.2007
   
 

 

Erdoğan'ın; yurt dışı gezilerine giderken veya dönerken Başbakanlık Basın Merkezi'nin “andıçlayarak” uçağa aldığı gazetecilere yaptığı “bulut üzeri” açıklamalardan fevkalâde keyif alıyorum..

Azerbaycan dönüşü de bu geleneği bozmadı ve Kıbrıs ile Türk Dünyası üzerinde kimsenin daha önce aklına bile gelmeyen son derece ilginç saptamalarda bulundu..

Bir önceki Kıbrıs yazımızda üç noktanın üzerinde durmuştuk.

1.Hellim kavgası;

“Kıbrıs'ta Annan Planı ile toprak verilmiştir, milletin göçmen duruma düşürülmesi kabul edilmiştir, egemenlikten, devletten vaz geçilmiştir, çıt çıkarılmamıştır ama nedense iş Hellim'e gelince beyler sertleşivermişlerdir. Rum tarafı Hellim'i, Hallumi adı altında Avrupa'da tesçil ettirerek KKTC'nin üçüncü ülkelere ihracatını engellemek istemiş. Kıyamet de kopmuş” demiştik.

2.Lokmacı Barikatı; Talât'a;

“ Lokmacı ne oldu? Ocak ayı içinde Rum'a el uzatmak için bir yıl önce Türkiye'den aldığınız 2 trilyon lira ile yaptırmış olduğunuz köprüyü yıktınız da ne oldu? Üçüncü ayın içindeyiz.. Ne oldu? Uzattığınız elinize ne geçti? Üstelik, aynı Tayyip Erdoğan'dan öğrendiğiniz gibi askerle de krizi gerginleştirme politikası uygulamıştınız.. Değdi mi?”
sorusunu sormuştuk.

3.Ve Metin Münir'in

“Kimse daha pek farkında değil, ama KKTC'de Türkiye kökenlilerin çoğunluğa geçmesi 1963'te dağılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tabutuna çakılan son çividir”


lâfının üzerinde durmuştuk..…

1963'te yıkılan “Kıbrıs Cumhuriyeti'nde” takılıp kalan ama aynı yıl gerçekleştirilen Kumsal Katliamını es geçen Münir OKTY, KTFD ve KKTC'yi de yok sayıyordu.

“Son çivi”nin, “Türkiye kökenliler” tarafından çakıldığını belirtiyor ama “ilk çivi”yi çakan eli unutuyordu..

Ada'ya 1571'de fetihten sonra ilk gelenlerin de “Türkiye kökenli” olduğu ve onlar gelmeden ada'da zaten tek Türk olmadığı tarihi bir gerçekken….

Münir kendisinin hangi “kökenli” olduğunu düşünüyor acaba?

Biz o yazıyı yazdık ve gecesine Rumlar Lokmacı'nın kendi taraflarındaki barikatı yıktılar..

Yanıldık mı? Hayır..

Biz ne sormuştuk? “Türk tarafındaki köprüyü yıktınız da ne oldu?”

Gene soruyoruz.. “Rumlar barikatı yıktı da ne oldu?”

Geçişler başladı mı?

Şimdiye kadar açık olan kapılara Lokmacı da eklenince ne olacak?

Ve asıl soru…

Üç yıldır kapılar açık.. Gidiş gelişler serbest..

Ve nüfus olarak Rumların üçte biri olan Türkler bu süre içinde Rumların geldiğinden fazla güneye gidip onlardan fazla para harcamışlar..

Ne oldu kapıları açtınız da? Çözüm mü oldu? KKTC mi tanındı? Yahut “Birleştiniz mi?”

Rum sizi adam yerine koyup da masaya mı oturdu?

Çözümden anladığınız ne?

Konuya bu noktada Azerbaycan dönüşü Erdoğan müdahil oluyor.

“Soru: Lokmacı kapısında Rumların köprüyü yıkmasını nasıl karşıladınız?

Cevap:

Haklı çıktık. Köprüyü yıkarak doğru karar verdiğimiz anlaşıldı. Hem içeride hem de dışarıda. Biz AK Parti Grubu olarak bunun isabetli bir adım olacağını söyledik. Şu ana kadar Kıbrıs'la ilgili yapılanlarda hiçbir kaybımız olmadı. Haklıysak neden çekinelim ki? Kuzey Kıbrıs ne kaybetti ki, aksine AB şimdi yüklendi Rumlara. Doğrudan ticaret için de yükleniyor. Rehn'in açıklaması çok sert. AB tamirat ve düzenleme için 100 bin Euro ayırdı. Ama anamuhalefet partisi bizi Genelkurmay'la Cumhurbaşkanlığı ile karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimizin menfaatine olmayan neyi kabul ettik ki? Verdiğimiz tek bir konu söylesinler. Verilmiş olsaydı Annan Planı'yla verilecekti, açık söyleyeyim. Kabulü zor maddeler vardı. Ama karşılığında siyaseten kazanıyordunuz, devlet oluyordunuz. Devlet olmanın bir bedeli vardır. Ama devlet olmanın zevkini bilmeyenler kabile yaşamına alışmış tipler bunu anlayamayazlar.

Suçladığınız, Annan Planı'nı reddeden Rumlar mı, yoksa yerli muhalefet mi?

Yerliler, yerliler... “ (Zaman, Sabah. 11 Mart 2007)

Şimdi…

1. “Kuzey Kıbrıs ne kaybetti ki, aksine AB şimdi yüklendi Rumlara. Doğrudan ticaret için de yükleniyor. Rehn'in açıklaması çok sert. AB tamirat ve düzenleme için 100 bin Euro ayırdı”.

AB mayınların temizlenmesi, 45 yıldır kapalı olan sokağın imarı için bu parayı ayırdı. Papadopulos'un bunlarla beraber ileri sürdüğü “önemsiz” bir istek-şart daha vardı..

Bunlar yapıldıktan sonra sıra ona gelecek.. “Türk askerinin” çekilmesi, kapıda KKTC'yi anımsatan-ifade eden hiçbir sembol ve bayrağın olmaması..

Onlardan neden bahsetmiyor Erdoğan?

Rehn çok sertmiş..

Peki..AKPM Başkanı Linden'e ne diyorsunuz?

O da sert ve diyor ki;

“Papadopulos'un barikatı yıkma kararı cesur ve takdire değerdir. Büyük memnuniyet duydum.Şimdi güçlü bir biçimde Türk kesimi lideri Talat'ın bu jeste olumlu yanıt vermesini teşvik ediyorum”..

Linden, Talat'tan nasıl bahsediyor, farkında mısınız? “Türk Kesimi Lideri”..

Sen KKTC'yi yok sayarsan, yok etmek için, “birleşmek” adı altında Rum'a yamamak için her yolu denersen olacağı elbet buydu..

Ve Linden şimdi “liderden” bu jeste “olumlu yanıt” bekliyormuş..

Halbuki bize, Lokmacı Köprüsünün jest olduğu, karşıdan cevap beklendiği söylenmemiş miydi?

Nedir acaba istedikleri “jest”?

Bu; barikatı kaldırırken Papadopulos'un , Rum sözcülerin ve yayın organlarının söylediklerinde gizli..

PAPADOPULOS:

“şimdi görelim bakalım Ledra caddesinin açılması için sorun halen duvar mı? Biz engelin duvar değil, Türk askerinin varlığı olduğunu söylüyoruz. Şimdi Türk askeri bölgeden çekilecekmi? Bölgeden Türk askeri çekilmedikce buradan ivil geçişe müsade etmeyeceğiz.

RUM YÖNETİMİ SÖZCÜSÜ PAŞARADİS:

“Türk askeri geçiş noktasındakalmaya devam ettiği sürece Ledra Caddesi açılmayacak. Orada ciddi bir güvenlik ve Türk askerinin bölgeden çekilmesi sorunu var. Türk tarafı caddenin açılmasını istiyorsa askerini çekmeli

AKEL YAYIN ORGANI HARAVGİ:

“ledra barikatı yıkıldı, sırada Türk ordusunun bölgeden uzaklaştırılması var. “Cumrbaşkanı Papadapulos, Brükselde geçidin açılmasının önündeki engelin RMMO barikatı değil, Türk askerinin bölgedeki varlığı olduğunu göstermeyi amaçlayan tek taraflı bir hareket” yaptıklarını amaçladı.

RUM BELEDİYE BAŞKANI ELENİ MAVRU:

“Türk tarfı duvarın yıkılmasına karşılık vermeli ve ciddi güvenlik sorunlarını çözmeli”

ABD ELÇİSİ SCHİLLER:

“Lokmacı köprüsünün açılması ile Avrupa'nın son bölünmüş şehir de birleşecek”

AKPM BAŞKANI LİNDEN:

“Papadopulos Lefkoşa'nın Berlin Duvarını yıkarak güvenin yeniden inşa edilmesine yardım ediyor. Talat'ı Kıbrıs Türk askerinin Ledra Caddesinden geçenler tarafından görülmemesini sağlamak için cesaretlendirdim. Kıbrıs artık Avrupa'nın son bölünmüş başkentine sahip oluşun utancını taşıyor olmaktan acı duymak durumunda değil. Papadopulos'un jestini yapıcı bir şekilde onurlandırmak ve Kıbrıs Türk askerinin Ledra Caddesinden çekilmesini sağlamak gerekir.”

RUM GÜNLÜK GAZETESİ FİLELEFTHEROS:

Türk tarafı bölgeyi askersizleştirmezse duvarın yıkılmasına karşın geçit açılmayacak. Hükümet, “sahte devletin” bütün yasadışı sembollerini kaldırması talebinde ısrar edecek. Hükümet BM'ye sunduğu öneride askeri güçlerin ilk aşamada 100'er metre geri çekilmesini ve daha sonra Lefkoşa'nın tamamen askersizleştirilmesini ve bölgedeki binaların tamir edilmesini istedi.

RUM GAZETESİ SİMERİNİ:

“Ledra'daki mevzi yıkıldı, barikatların açılması söz konusu değil, şimdi Türk askeri gidecek”.


(Bu derleme için Ayşe Kocatürk'e teşekkürler)

Hristofiyas ekliyor;

“Bizim görüşümüz doğruydu. Köprünün yıkılması, bir iyi niyet göstergesi değil, kabul edilemez bir oldu-bittinin sona erdirilmesiydi”.

Hristofiyas bunları söylüyor ve “kaldırılan” Rum barikatına asker yerleştirilip, Rum Cumhuriyeti ve Yunan bayrakları çekiliyor..

Türk kapısına bayrak istemeyenler öbür tarafa kendi bayraklarını çekiyor..

Çünkü KKTC'yi devlet olarak değil, topluluk, güruh, cemaat, kabile olarak görüyor..

Evet.. “Beklenen jest”, Türk askerinin çekilmesi, KKTC sembol ve bayraklarının kaldırılmasıdır..

Acaba, bunun sözü de verildi mi?

Erdoğan'ın,

“Muhalefet bizi Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay'la karşı karşıya getirmek istiyor” derken bu bir adım sonrasını kastediyor ve ön alıyor olamaz mı?

Peki o zaman, “köprünün kaldırılması”na karşı çıkan asker..

O asker, o zaman ne diyecek?

2. Devam ediyor Erdoğan..

Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimizin menfaatine olmayan neyi kabul ettik ki? Verdiğimiz tek bir konu söylesinler. Verilmiş olsaydı Annan Planı'yla verilecekti, açık söyleyeyim. Kabulü zor maddeler vardı. Ama karşılığında siyaseten kazanıyordunuz, devlet oluyordunuz. Devlet olmanın bir bedeli vardır. Ama devlet olmanın zevkini bilmeyenler kabile yaşamına alışmış tipler bunu anlayamayazlar”.

Şimdi Erdoğan burada da bir itirafta bulunuyor.. Şimdiye kadar bir şey verilmediğini, ama Annan Plânı kabul edilseydi verilmiş olacağını söylüyor..

Daha önce de zaten plâna Bush istedi diye evet deyip dedirttiklerini itiraf etmişti..

Gerekçesi de hayli ilginç Erdoğan'ın;

Verilmiş olsaydı Annan Planı'yla verilecekti, açık söyleyeyim. Kabulü zor maddeler vardı. Ama karşılığında siyaseten kazanıyordunuz, devlet oluyordunuz. Devlet olmanın bir bedeli vardır. Ama devlet olmanın zevkini bilmeyenler kabile yaşamına alışmış tipler bunu anlayamayazlar”.

İşin kötüsü, Erdoğan da Metin Münir gibi KKTC'yi yok sayıyor..

Yok sayıyor ki; -karşılığında siyaseten kazanıyordunuz, devlet oluyordunuz- diyor.

Devlet olmanın bedeli varmış..

Erdoğan'ın kendisinin yahut danışmanlarının tarih bilgisini ciddi bir biçimde gözden geçirmesi gereklidir..

KKTC, 1985'den beri devlettir. Annan Plânı ile de devletten vaz geçiliyor, Kıbrıs Türkleri de neredeyse bir cemaat statüsünde Rum'un yanaşması haline getiriliyordu.

Bu konuda dört kitap yazdık..

Ben 1974'den beri Kıbrıs ile ilgiliyim..

Erdoğan ise o yıllarda FORSNET'deki özgeçmişine göre Camialtı ve İETT'de futbol oynuyordu..

Ben 1974'de bile Kıbrıs'ta “kabile” yaşamı görmedim..

Arap usulü yahut şu son yılların modası “lehçe yapan” televizyon dizilerinde görüldüğü gibi bir kabile-cemaat yaşamı Kıbrıs'ta hiç vâr olmadı..

KKTC zaten devlet iken, “devlet olmanın zevkini bilmeyenler, kabile yaşamına alışmış tipler” derken neyi kastetti acaba?

Erdoğan kendisinin yahut danışmanlarının sosyoloji bilgisini de gözden geçirmelidir.

İnsan toplulukları önce “sürü” idiler..

Sonra “kabile” oldular, “cemaat” haline geldiler.

Bu ayrı topluluklar zamanla güçlerini birleştirmek için bir arada yaşamak istediler, ama farklılıklarından da vaz geçmek istemiyorlardı. “Federasyon” oldular.

Benzerlikleri artınca da federasyonlar, federe devletler halinde birleşip “konfederasyon” oldular..

“Üniter devlet”, işte bütün bu farklılıkların ortadan kaldırıldığı, en gelişmiş son aşamadır..

Tarihi ve sosyolojinin çarkını geri çeviremezsiniz..

Üniter ulus devletleri ortadan kaldırıp parçalara ayırmak ve “alt kimliklere” bölmek, BOP'un gereğidir.

Üniter devletin federasyon haline gelmesi geriye gidiştir.

Hâl böyleyken Erdoğan'ın KKTC'yi yok sayıp ilk çağın kabilelerinden bahsetmesi akıl alır iş değildir..

Dikkat edin, Erdoğan uçakta söze nasıl başlıyor; “Biz AKPARTİ Grubu olarak”…

“Hükümet” demiyor, “devlet” demiyor..

Belki…

KKTC'de son kurulan Müftü Hükümeti rejimini AKPARTİ Devleti olarak nitelendirebilir ama

Ben, biz..

AKPARTİ Devleti'nde yaşadığımızı zannetmiyoruz…

Kıbrıs ve Türkiye…

Dilim dilim, liman liman, lokma lokma pazarlanıyor olabilir ama…

????

AKPARTİ DEVLETİ'nde mi yaşıyoruz ey millet?

“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”

 


 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007