Bir hiddet, bir dehşet, bir kızgınlık..
Hayretler içinde izliyorum..
Genelkurmay’ın “akreditasyon” ile ilgili; bilir bilmez komplo teorisyenlerinin dilinde “muhtıra” ile özdeşleştirilerek “andıç” diye nitelenen “bilgi notu” basına “sızmış”..
Ele geçirmişler, “flaş flaş” döktürüyorlar..
Asker, gazetecileri karşıt ve yandaş diye sınıflandırmış..
Bu “büyük gazetecilik başarısına” imza atan, “f”ilancanın damadı imiş ve dolayısı ile “muhtıra”nın “dinci basın” ile ilgili bölümü yayınlanmamış..
Ol sebepten “işbirlikçi mandacı ve bölücüler” pür hiddet; “mürteciler” ise sütre gerisinde, beklemede, dinleme susmasında.
Mahalle bakkalısınız.. Veresiye defterinde borç takan Hatçaanım’ın karşısına “eksi” işareti koymaz mısınız?
Köy kahvecisisiniz… Çırağa, yokluğunuzda geldiği zaman “Beleşçi Kâzım”a çay vermemesi için not bırakmaz mısınız?
Sabah akşam askere söveceksiniz, sonra da “halkın haber alma özgürlüğü engellenemez” gibi ucuz bir sloganın peşine takılıp elinizi kolunuzu sallaya sallaya garnizonlara-toplantılara girmeye kalkacaksınız..
Ne kadar köfte, o kadar ekmek..
Başbakanın uçağında şarap içenler-içmeyenler fişlemesi için neden bu kadar tepki koymadınız?
O uçağa binenler binmeyenler sınıflandırmasına neden çıt çıkarmadınız?
Yemedi değil mi?
Her en basit bir bireyin bile çevresi ile ilgili olarak zihninde yaptığı temel sınıflandırmayı askerin yapmasını neden hayretle karşılıyorsunuz, neden bir bardak suda fırtına koparıyorsunuz?
İlkokul çocuğu bile “Bu kapıcı kötü, uzak durmam gerek..
Bu kantinci kötü söz söylüyor, bu arkadaşım iyi, şu çok daha iyi, o simitçi pahalı satıyor” gibi bir takım çizelgeler yapmaz mı küçücük beyninde?
Birinci Sonuç; Pentagon nasıl yapıyordu filan diye bakmaya gerek yok, Asker haklıdır..
Hayret ettiğim nokta ise mütareke ve müzakere medyasının verdiği tepki..
Radikal; NOKTA’dan konu ile ilgili yaptığı alıntıyı şu yorumla bitiriyor.. (8 Mart 2007)
“İsimleri yazmıyoruz çünkü...
Bilgi notunda TSK karşıtı ve TSK yanlısı olarak nitelendirilen gazeteciler açıkça yazılmasına karşın, haberde bu isimleri gizlemeyi tercih ettik. Çünkü hazırlanan değerlendirme yazılarında 'TSK karşıtı' ya da 'TSK yanlısı' diye nitelendirilen gazetecilerin, 'durumdan vazife çıkaracak' bazı 'hassas vatandaş'ların hedefi haline gelmesinin tarif edilemez ve geri dönülmez sakıncaları bulunuyor”.
Vay anasını sayın seyirciler…. Gözlerim yaşardı..
Madem öyle, asla onaylanmayacak lânet bir cinayet sonrası;
- a) Sorgusuz sualsiz, olayla en ufak bir bağlantısı olmayan isimleri, belli çevreler tarafından kulaklarınıza üfürüldüğü şekliyle, hiç incelemeden, hiç araştırmadan neden kamuoyunun önüne attınız?
- b) “Gazeteciler”in, “durumdan vazife çıkaracak bazı hassas vatandaşların hedefi haline gelmesi”nden endişe ediyorsunuz da, sizin bilerek ve isteyerek afişe ettiğiniz hiç alâkasız “masûm vatandaş”ların bir anlamda hedef haline gelmesi neden hiç ırgalamıyor sizi?
Sabah Gazetesi cinayet sırasında diğer “yaygın ve baygın” medya tröstlerine göre daha seviyeli yayın yaptı..
Peki, ama Umur Talû, “andıç” üzerine 9 Mart 2007 günü yaptığı yorumda vardığı
“Hiçbir kamu kurumu, hukuki dayanaksız kimseyi zanlı, sanık, suçlu, sakıncalı ilân edemez”
hükmünü o cinayet sonrası neden dillendirmedi?
“Hiçbir kamu kurumu” kimseyi dayanaksız suçlu ilân edemez ama “basın” yargısız, sorumsuz, sorgusuz sualsiz adam asabilir, öyle mi?
İkinci Sonuç:
Andıç olayında mangalda kül bırakmayan basın, çuvaldızı önce kendine batırmalı, çifte standarttan vaz geçmelidir..
Askerin “andıç”ında, basına yansıdığı kadarıyla “taraftar” bazı gazetecilerin ismi var.. Bunların “akreditasyonlarının devamı” uygun görülüyor..
Yüzde doksan dokuzu AB yanlısı.. AB fonlarından nemalanan Karen Fogg muhipleri yahut Pentagon embedded’leri..
Bu işbirlikçiler nasıl oluyor da asker yanlısı olarak nitelenebiliyor?
Üçüncü sonuç: Asker, AB-Amerika-BOP ile ilgili koordinatlarını tekrar gözden geçirmelidir..
Askerin “andıç”ında bazı gazeteciler için “Özkök’ü eleştirmekle beraber asker yanlısıdır” mantığına da yer verilmiş..
Bir; “Hocam” devri, bir tuhaf araba kazası dönemidir. İstisnadır.
İki; “Hocam”, kurum değildir. Özkök’ü eleştirmek demek TSK’yı eleştirmek demek değildir.
Hilmi Bey zamanındaki bir Yargıtay içtihadında,
“Komuta kademesinin TSK’nın manevi şahsiyetini temsil etmediği”
hükmüne varılmıştır.
Yâni şahısların yanlışını söylemek, yazmak, eleştirmek TSK’yı eleştirmek demek değildir.
Bu satırların yazarının Özkök için yazdıklarının sayfalar tuttuğunu ama askere, kutsal asker ocağına hiçbir kayıt ve şart altında kimseye laf söyletmediğini okuyucu iyi bilir.
Dördüncü sonuç: Asker, kurumu eleştirmekle, şahısları eleştirmenin ayırdını iyi değerlendirmelidir.
Beşinci sonuç:
Hadi bu basit bir “bilgi notu”.. Ama bu örnekte görüldüğü gibi başka bilgi ve belgelerin de sızabileceği olasılığı vahimdir..
Âcilen önlem alınmalıdır.. “Asker”den nasıl bilgi sızar?
“Andıç”ın, “dinci basın” bölümünü merakla bekliyoruz..
9 Mart 2007
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.” |