Siyaset2 Mart 2007 00:00

Orgeneral ve Nefer - Hüseyin Mümtaz

“Başkomutan” Mustafa Kemal; “Zaferlerle beraber dört kıtada medeniyet nurları taşımıştır” dediği ordumuzun subaylarının omuzlarındaki apoletlerde “yüzyılların da şerefini taşımakta olduğunu” söyler.. renovation vejle link renova

Orgeneral ve Nefer

Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  02.03.2007
   
 


28 gün askerlik yapanlar, rapor uydurup hiç yapmayanlar, yapıp da kantinlerde, geri hizmetlerde yan gelip yatanlar pek bilmez ama nefer ile orgeneral arasında bayağı bir fark vardır.

Önce işin alfabesinden başlayalım..

Nefer (TDK Sözlüğü):

“Derecesi olmayan asker, er”.

“Er”, TSK İç Hizmet kanun ve Yönetmeliğine göre de;

“İhtiyaçları devlet tarafından karşılanan rütbesiz asker”

dir.

Cümle içinde kullanılışına örnek..

Güneydoğu'da bir yer..

Gabar-Habur'un öteleri..

Gece soğuk, ayaz..

Tim'den iki “ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan rütbesiz asker” mevzide..

Lâf olsun, geceden 30 saniye daha çalalım diye biri diğerine,

“Hasan, oğlum.. Kepi böyle yan yatırınca daha mı iyi oluyorum?”

diye mâsum bir soru soruyor..

Selâmi bakıyor,

“Senden bir yoğurt olmaz Hasan, (Habeşistan ata sözüdür) boşuna uğraşma”

diye cevap veriyor..

Burada Selâmi'nin, Hasan hakkındaki düşüncesi, kendi “kişisel görüşüdür”.

Bağlı oldukları timi asla bağlamaz.. Selami de Hasan hakkındaki görüşünü serbestçe ifade edebilir.

Çünkü konuşma eğer bir sonraki aşamada şöyle bir şekil alırsa muhtemelen şu şekilde gelişecektir..

“Hasan gel süngü takıp karşı tepeye saldıralım, canım sıkıldı”

derse alacağı cevap büyük bir ihtimalle şöyle olacaktır:

“Olur mu oğlum, onu ancak Tim komutanı bilir”..

Tim Komutanı da Bölük komutanına, Tabur komutanına, Alay komutanına soracaktır..

Olay daha büyük ve varılacak karar daha kapsamlı ise sorulacak makam, Genelkurmay Başkanlığına kadar çıkabilir.

Oluşan düşünce de konu itibarıyla artık kişisel değil, kurumsaldır.

Çünkü Orgeneral olan Genelkurmay Başkanı, nefer değildir.

Kendisine sorulan konu da akşam yemeğinde evde ne yenileceği değildir. Askerî bir konudur, kurumu ilgilendiren bir konudur.

Orgeneral omuzlarındaki rütbeyi herhangi bir şahıstan değil, devletten almıştır.

Teğmen de, Yüzbaşı da..

Türkiye'de yüzyıla yakın bir süredir padişahlık olmadığı için rütbe ve makamlar ulûfe niyetine “dağıtılmamakta”, kanun ve nizamlara göre, bilgi ve tecrübeye, yetenek ve ehliyete göre bileğin hakkı ve alın teriyle “alınmaktadır”.

“Başkomutan” Mustafa Kemal;

“Zaferlerle beraber dört kıtada medeniyet nurları taşımıştır”

dediği ordumuzun subaylarının omuzlarındaki apoletlerde “yüzyılların da şerefini taşımakta olduğunu” söyler..

Rütbeyi “devlet” verir, rütbe sahibi “devlete” hizmet eder, hesabını “devlete” verir.

Rütbe sahibin görüşü TSK'nın görüşüdür, devletin görüşüdür.

Komutan, birlik mensuplarının “demokratik” oyuyla seçilmez…

Yahut Alay komutanı “işaret edip” yarbaylar arasından birisini tabura tabur komutanı olarak parmak hesabıyla seçtirmez..

“O” söyledi diye “onlar” parmak kaldırmazlar.

Erler asla “koyun” olmadığı için, komutan olmak için de “iki koyun güdebilme” yeteneği aranmaz.

İki koyun güdebilenler her şey olurlar ama komutan olmazlar..

Bölük, tabur, alaylar da; bölük, tabur, alay mensuplarının “özgür iradeleriyle” meselâ Kilyos'a, Şile'ye, Marmaris'e konuşlanmaz..

Efrât,

“Canımız sıkıldı, bugün akşamüzeri şöööyle bir Irak içlerine girip-çıkalım”

demez..

İzmir'deki tabur komutanı, Ağrı'ya Alay komutanı oldu diye, İzmir taburundaki onbaşılarını Ağrı'ya götürüp hepsine birer rütbe verip onları dört tabura, tabur komutanı yapamaz..

Tabur ve Alaylarda haftanın belli günlerinde bol tezahüratlı “tabur günleri” yapılmaz.

“Padişahım çok yaşa” devirleri çok gerilerde kalmıştır..

İyi ki anayasa var, üniter, laik, demokratik cumhuriyet var..

Devlet var..

Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü var..

Devletin “demokrasiye âşık” dinamik evlâtları var..

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007