Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
“Mandacı Profesörler” başlıklı yazımı okuyup size sunmuş olan Sayın Ayşe Uygur'a yollamış olduğunuz elektronik posta bana da gönderildi. Dikkatle okudum, doğrudan adımdan söz ettiğiniz için size bu yanıtı verme gereğini duydum.
Bugün Türkiye'deki tüm devlet ve özel sektör üniversitelerinde Sokrates'in Erasmus Programı uygulanmaktadır. Her üniversitede bir ‘Erasmus Koordinatörü' ve ona bağlı olarak da onlarca profesör, ‘ Erasmus Profesörü' olarak görev yapmaktadır.
Siz de Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Erasmus Programını uygulayan bir ‘Erasmus Profesörü'sünüz.
Erasmus Programının amacı, emperyalist AB projesini ön plana çıkarmak ve öğrencilerimizin beyinlerini yıkayıp onları AB bağımlısı olarak yetiştirmektir.
Sayın Ayşe Uygur'a göndermiş olduğunuz iletide şöyle diyorsunuz:
“Yılmaz Dikbaş, AB fonlarıyla ilişkili akademisyenlerin bir listesini daha yapmış. İnsan, bir yerden benim de adım çıkar mı diye korkmadan edemiyor.”
Türkçede bir deyim vardır:
“Çiğ yemedim ki karnım ağrısın”.
Sizin korkmanızı gerektiren bir durum mu var?
Yine bir Türkçe deyim şöyle der:
“Al kaşağıyı gir ahıra, yarası olan gocunsun”.
Ben de, bir bakıma öyle yaptım. AB'den hibe alan sivil toplum örgütlerinin listesini elime alıp ortaya çıktım, ne kadar Truva Atı varsa gocunmaya başladılar. Ancak sizin neden gocunduğunuzu anlayamadım!
Söz konusu yazınızda şöyle diyorsunuz:
“Açıkçası, ADD Kongresi öncesi başlayan bu yaylım ateşin ne kadar süreceğini bilmiyorum. Bilgilerin doğru olduğunu, yargıların ise ağır olduğunu düşünüyorum.”
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Hemen bir yanlışınızı düzeltmeme izin veriniz.
AB'den hibe alan üç yüzden fazla örgütün isimlerini içeren listeyi Ocak 2006'da Antalya'da bir basın toplantısında açıkladım, hemen arkasından internetten dağıttım, sekiz ayrı sitede yer aldı, bir milyonu aşkın kişi tarafından okundu. O tarihte ADD'nin değil olağanüstü kongresi, olağan kongresi bile yapılmamıştı. Bugünkü yöneticilerin adları henüz dillendirilmemişti bile.
Dolayısıyla, ADD Kongresi öncesi başladığını söylediğiniz yaylım ateşi, benim araştırmalarımın nedeni değil, sonucu olarak ortaya çıkmıştır. AB konusunda çok sağlam kaynaklara dayanarak yapmış olduğum araştırmayı bir kitap halinde halkımıza sundum:
‘Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi'
AsyaŞafak Yayınları, Kasım 2006, İstanbul.
Sözünü ettiğiniz, AB'den hibe alan örgütlerin listesi, 756 sayfalık kitabımın sadece 113 sayfasını oluşturmaktadır. İşte bu kitabımı okuyup gerçek bilgilere kavuşanlar, bence çok haklı olarak ADD yönetimini yaylım ateşine tutmuşlardır. Kanımca bu durum, AB Mandacıları ADD'nin başından kovuluncaya kadar sürecektir.
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Vermiş olduğum bilgilerin doğru olduğunu söylemenizden dolayı size teşekkür ediyorum. Ancak yargılarımı neden ağır bulduğunuzu anlayamıyorum.
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Söz konusu yazınızın ikinci paragrafındaki ilk cümle şöyle:
“Aymazlıkla dalalet, dalaletle ihaneti birbirinden ayıramazsak bu ülkeye iyilik etmiş olmayız.”
Bu doğru söze kim katılmaz ki?
Ancak siz bu söylemle; bazı profesörlerin aymazlıkla dalaleti, dalaletle ihaneti birbirinden ayıramadıklarını mı anlatmak istiyorsunuz?
Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz:
Bazı profesörlerimiz, emperyalist AB projesinin eğitimdeki uygulaması olan Erasmus Programının beyin yıkayıcı etkisini görememiş aymazlardır, onları dalaletle suçlamayınız!
Yine şunu mu vurgulamak istiyorsunuz:
AB'den hibe almış örgütler, AB tarafından devşirildiklerinin, emperyalist AB'nin güdümüne girdiklerinin farkında olmayan sapkınlardır, onları ihanetle suçlamayınız!
Aynı paragrafın devamında ise şunları yazmışsınız:
“Elimizde bir damgayla önümüze geleni kılıçtan geçirirsek belki temiz kalırız ama hiçbir başarı elde edemeyiz. Ben ne başarılı olmuş sosyalist liderlerden ne de Atatürk'ten bunu öğrendim.”
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Elimizde damga yok, kimseyi de kılıçtan geçirmiyoruz! Böylesi dramatik bir söyleme de hiç gerek yok! Çok sade bir görevi yerine getiriyoruz:
AB hakkında hiçbir doğru bilgi verilmemiş, hep tek yanlı yalan bombardımanı altında bırakılmış halkımıza, çok sağlam kaynaklara dayanarak somut bilgiler veriyor, kişisel çıkarları için vatanlarına ve uluslarına ihanet içinde olanları gösteriyoruz.
Bu doğru bilgilere sahip olduktan sonra halkımızın kendi iradesini kullanarak bir çözüm yolu bulacağına inanıyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vatan hainlerinin üzerine ‘Alçaklar! Hainler!' diye haykırarak yürümüştür. Sadece Söylev'i okumanız bile bu gerçeği görmeniz için yeterli olacaktır.
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Söz konusu yazınızın üçüncü paragrafında, Sayın Ayşe Uygur'a şu uyarıda bulunuyorsunuz:
“Bir kez daha posta kutumuza düşen iletileri gerekli filtre ve çekinceleri koymadan dolaşıma sunmanın istenmeden de olsa mücadelemize zarar vereceğini hatırlatmamı lütfen kabalık saymayınız.”
Tatlı bir dille, yumuşak bir üslupla söze girip hoşunuza gitmeyen bazı gerçekleri dile getiren yazıların dolaşıma konulmamasını istiyorsunuz!
Aymazlıkların, dalaletlerin ve ihanetlerin herkes tarafından duyulmasına karşı çıkıyorsunuz!
Mücadelenizin ne olduğunu bilmiyorum ama, hep sizlerin söylem ve eylemlerinizi alkışlayacak, okşayacak iletileri almak, okumak istiyorsunuz! Bu yaklaşımı hangi sosyalist liderden öğrenmiş olduğunuzu yaman merak ediyorum!
Lütfen kabalık saymayınız ama, bu yaklaşımınıza, yani kendi görüşlerinden başka görüşlerin duyulup öğrenilmesini istemeyenlere, istememenin ötesine de geçip yasaklamaya kalkışanlara sosyalist değil de tam tersi başka bir şey denilmiyor muydu?
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Söz konusu yazınızın dördüncü paragrafında çok acıklı bir anınızı anlatıyorsunuz!
Öyle tatlı, öyle içten anlatıyorsunuz ki, insan ağlamamak için kendisini zor tutuyor!
Sosyalizme inanan pırıl pırıl bir öğrenciniz, Erasmus değişim projesiyle yurt dışı stajına gitmek istiyormuş ama, yanlış bir iş yapmaktan çekiniyormuş. Sonra kalkmış Erasmus Profesörü hocasına, yani size gelmiş, sizin görüşünüzü almak istemiş. Şu işe bakın, Erasmus projesinin ne olduğunu sanki bilmiyormuş gibi siz de oturup uzun uzun düşünmüşsünüz. Boşa koymuşsunuz dolmamış, doluya koymuşsunuz almamış!
Aniden Mustafa Necati'nin yurtdışına gönderilen gençlere öğütlerini hatırlamış, bu sosyalizme inanan ama kafası karışık pırıl pırıl öğrenciye, git yolun açık olsun evladım, demişsiniz. Hem o çok rahatlamış hem de siz, aranızdaki gönül birliği bir pekişmiş bir pekişmiş ki, hiç sormayın! Acıklı başlayan bu öykü, mutlu sonla noktalanmış!
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Bu duygu yüklü anınızı anlattıktan sonra, soruyorsunuz:
“Siz olsanız ne yapardınız?”
Her şeyden önce, Erasmus Profesörü olmayı reddederdik!
Türk çocuklarına emperyalist AB projesinin eğitimdeki uygulaması olan Erasmus Programının öğretilmesine karşı çıkardık!
Tüm anti-emperyalist öğretim üyeleriyle birleşip AB projesine karşı savaşım verirdik!
AB'nin aslında anti-demokratik, merkeziyetçi, faşist bir polis devleti olduğunu Türk çocuklarına anlatırdık!
Daha neler mi anlatırdık, gerçekten öğrenmek istiyorsanız, yukarıda adını yazdığım, dört ayda dördüncü baskısını yapan kitabımı okumanızı öneririm!
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Pırıl pırıl öğrencinize Erasmus bursuyla yurtdışı stajına gitmesini önerirken Mustafa Necati'nin adını anmış olmanız bağışlanabilir türden bir saygısızlık değildir!
Mustafa Necati; İzmir, Yunanlılar tarafından 15 Mayıs 1919'da işgal edilince çete savaşlarına katılmış, Kuvayı Milliye komutanlığı yapmış, Millet Meclisi'ne İzmir Milletvekili olarak girmiş, Adalet bakanlığından sonra dört yılı aşkın Milli Eğitim Bakanlığı yapmış, sevgi, saygı ve gururla andığımız bir devrimcimizdir.
Ulusal Egemenliğimizin ödün vermez bu savaşçısının çok genç yaşta ölüm haberini aldığında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün, belki de hayatında ilk kez, hıçkırarak ağladığı yazılıdır.
Emperyalist AB projesinin uygulamalarından biri olan Erasmus Programını savunurken Mustafa Necati gibi onurlu bir Cumhuriyet devrimcisinin adını ağzınıza alma hakkınız yoktur!
Mustafa Necati ve onun gibi olan tüm Kuvayı Milliyeciler, kelleleri koltukta sömürgecilere ve onların içimizdeki işbirlikçilerine karşı savaştılar!
Avrupa Birliği'ne girmeyi istemek ve AB'nin eğitim programlarının Türk çocuklarına uygulamasına aracı olmak demek, Ulusal Egemenliğimizi Brüksel'e teslime hazır olmak demektir! AB Mandacılığı yapmak demektir!
AB Mandacılarının, kendilerini haklı göstermeye çalışırken başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Cumhuriyet devrimcilerimizin adlarını kullanmaya kalkışmaları, onların anılarına yapılabilecek en ağır hakarettir, asla bağışlanamaz!
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Söz konusu yazınızın sonuna doğru bir itirafta bulunuyorsunuz:
“Tabii ki Erasmus projelerinde bir hevesle veya rektörlerin görevlendirmeleriyle görev alan çok sayıda öğretim görevlisi var. Her üniversitede ‘AB ofisleri' kuruldu. Bazı üniversitelerde AB konulu programlar ve bölümler var.”
İşte, Kemalistler de, Türkiye içten ve dıştan kuşatılmış derken tam da bunu demek istemektedirler. Üniversitelerimiz, AB Mandacılarının yönetim ve denetimine geçmiştir. AB Mandasının propaganda yuvaları haline gelen bu üniversitelerde Türk gençleri, ulusal değerlerimizi korumakta, emperyalistlere karşı savaşımda yalnız bırakılmışlardır.
Siz, AB Mandacıların eline geçmiş olan üniversitelerimizin, hepsini ihanet yuvası, görev alanları da AB profesörleri saymak doğru değildir, diyorsunuz. Ve yazınızı çok tatlı, çok yumuşak bir üslupla şöyle bitiriyorsunuz:
“AB modası-rüzgarı söner gider, ama yanlış bir üslupla incittiğimiz insanlarda izler kalabilir. Eleştiriye evet, ama uygun zemin ve dille.”
Sayın Prof. Dr. Kürşat Yıldız,
Sizin bu çok tatlı dilli yaklaşımınız, sert davranışlardan kaçınmayı öneren tavrınız, tam da emperyalist AB projesinin kurnaz mimarlarının önerdiği yöntemdir. Bunu çok iyi bir örnekle ortaya koyuyorum:
İtalya Başbakanı Prof. Dr. Guiliano Amato, 13 Temmuz 2000 tarihinde İtalyan gazetesi La Stampa ile yaptığı söyleşide şunları söylüyordu:
“ Avrupa Birliği Anayasası, cesur bir projedir. Ancak politikada engelleri aşmak için, onları gizlemek gereklidir. Avrupa'da bir kimsenin rol yapması şarttır. Çok şey elde etmek için, ‘sanki' az bir şey istiyormuş gibi davranılmalıdır. Ellerinden egemenliklerini almak istediğimiz devletler, ‘sanki' egemen kalacaklarına inandırılmalıdır. Örneğin, Brüksel'deki Avrupa Komisyonu, bir hükümet gibi muamele görebilmek için, ‘sanki' sıradan teknik bir araçmış gibi davranmalıdır. Bu örnekler uzar gider, işin özü, asıl amacı gizleyerek ve aldatıp kandırarak sinsi sinsi yol almaktır…”
Aynı zamanda bir profesör olan eski İtalyan Başbakanı, egemenlik konusundaki sözlerini bakın nasıl sürdürüyor:
“Gerçek şudur ki, ulus devletlerin elinden alınacak egemenlik gücü, buharlaşıp kaybolacaktır. Artık, açıkça tanımlanabilir egemenlikler kalmayacaktır.”
Bakın, eski İtalya Başbakanı Prof. Dr. Guiliano Amato, ulus devletlerin elinden egemenliklerinin nasıl alınacağı yolunu ne güzel gösteriyor:
“Ben, yavaş yavaş hareket edilmesini tercih ederim. Egemenlik, azar azar ufalanmalıdır. Egemenliğin ulus devlet elinden alınıp federal güce tesliminde, sert davranışlardan kaçınılmalıdır.”
Gördünüz mü, eski İtalya Başbakanı Prof. Dr. Guiliano Amato da tıpkı sizin uyguladığınız yöntemi öneriyor, tatlı dilli olun, sert davranışlardan kaçının, egemenliği azar azar ufalayın, ulusalcıları ürkütmeden, uyandırmadan, asıl amacı gizleyerek, aldatıp kandırarak sinsi sinsi yol alın, demektedir!
Sayın Pof. Dr. Kürşat Yıldız,
Ulusal Egemenlik söz konusu olduğunda, diğer her şey sadece birer ayrıntıdır!
Ulusal Egemenliğimizi, sömürgecilere ve onların içimizdeki işbirlikçisi Mandacılara karşı ne pahasına olursa olsun korumaya kesin kararlı olan Kemalistlerden, hiç kimse boşuna tatlı dil, yumuşak üslup beklemesin!
Sağlıklar diliyorum,
Yılmaz Dikbaş
Araştırmacı-Yazar
21 Şubat 2007, Antalya
Hugh McDonald, “Building the EU by Stealth”, Conolly Publication Ltd., August 2005
|