Türk siyasetinde büyük bir çelişki yaşanıyor.
Bütün araştırmalara, hatta devletin resmi istatistik kurumu TÜİK verileri, Türkiye'nin gelir dağılımının en adaletsiz ülkelerin başında olduğunu gösteriyor. Gelir dağılımı bozukluğu düzelmiyor.
Türkiye dünyanın 18inci büyük ekonomisi olmasına karşılık, UNDP İnsani Gelişmişlik İndeksi'nde 175 ülke içinde 92nci sırada. Türkiye istihdamsız ve gelirsiz büyüyor, refah halka yansımıyor.
Orta sınıf yok oldu, bitti, halk daha da fakirleşiyor. İşsizlik ve yoksulluk azalmak bir yana artıyor, ama bu koşullarda yine araştırmalar AKP'nin oyunu koruduğunu, hatta Başbakan'ın ifadelerine göre arttırmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu Türk siyasetinin açıklanması gereken büyük bir paradoksudur.
Peki, nasıl oluyor da AKP'nin oyu azalmıyor?
Halkın yoksullaşması AKP'nin işine yarıyor
Türkiye'nin değişik yörelerinde yaklaşık 400 köyde yaptığım bir araştırmaya göre, köylerde 35 yaş altındaki nüfus Türkiye ortalamasının yüzde 17 altındadır. Türkiye genelinde 35 yaş altındakilerin oranı yüzde 63 iken, bu oran köylerde yüzde 46'ya düşmektedir.
Köylerdeki yaşlılar, köylerinde 35 yaşın altında neredeyse kimsenin kalmadığını, “mezar kazacak bir gencin olmadığını” ifade ediyorlar. Köylerimiz emeklilerin, yaşlıların yaşadığı yerler halinde.
“Köyleri boşaltan gençler nereye gidiyor, ne yapıyorlar?”
diye bakıldığında, büyük çoğunluğunun bir iş ve meslek sahibi olmadan, kentlerin çevresini kuşatan semtlerde “üçüncü kuşak genç yoksullar” olarak hayatlarını sürdükleri görülüyor. Bundan da en büyük payı AKP alıyor.
Sosyal bir devletin temel görevi planlı, programlı sosyal politikalarla, bu kesime yönelik, hayatı kolaylaştırmayı amaçlayan çözümleri devreye sokmak olmalıdır. Ne var ki ülkemizde sosyal politikalar yerine, yoksulluğun siyaseten istismarına yönelik uygulamaların öne çıktığı görülüyor.
Sosyo -ekonomik çözümler yerine “sadaka kültürü” yerleştiriliyor
AKP ilk günden beri “garibanların partisi” imajını kullanarak bütün yoksul kesimleri yanına çekmeye çalışıyor.
Belediyeler ve yerel cemaatler aracılığıyla, yoksulların sobalarına kömür, kapılarına gıda paketleri koyuyor, telefonlarına kontör veriyor, çocuklarına burs ve yurt sağlıyor. Bunu örgütlü, planlı, programlı olarak sürdürüyor. Muhtaçlara yapılan bu tip yardımlarla, siyasal sadakat yoluyla bir “sadaka kültürü” yaratıyor.
Önceki hükümetler zamanında bu yardımları alanlar “Allah devletten razı olsun” derlerken, şimdi yapılan propagandalarla aynı yardımları alanlar “Allah AKP'den razı olsun” demektedirler.
İşte Türkiye'deki siyasal çelişkinin bana göre en önemli sebebi budur. Bunun içindir ki sosyal devlet geriletilirken, boşluk “sadaka kültürü” ile doldurulmaya çalışılmakta, yoksulların oyları da büyük oranda AKP'ye gitmektedir. Yoksul Türk halkı onurunu bir de bu yolla kaybetmektedir.
Ancak sosyal yardımların partizanlık aracı olarak kullanılması sosyal barışa katkıda bulunmaz, her gün artan kapkaç, tecavüz, çocuk pornosu gibi olayları engellemeye de yetmez.
Sosyal demokratların ana görevi: Yoksulluğu köklü çözümlerle yok etmek
Benzer boyutlarda yoksulluğun olduğu ülkelerde, örneğin Brezilya'da Başkan Lula , uyguladığı “FOME ZERO – AÇLIK SIFIR” programıyla bir yandan fakirlere sosyal yardımları manyetik kartlarla sağlarken, diğer yandan yapısal programlar uygulayarak ve köklü çözümler getirerek yeni iş ve istihdam olanakları yaratıyor.
Bizlerin, sosyal demokratların görevi, hızla seçenek yaratmaktır.
Yoksullukla, açlıkla mücadelede uzun vadeli yapısal çözümler üretilmelidir. Önce insanları onurlu ve insanca yaşatmak gerekir, sosyal politikalar yoluyla milli gelirinin yüzde 2'si ile yoksulluk ve toplumsal dışlanma sorunlarının büyük ölçüde çözülmesi mümkündür. İş olanakları yaratarak istihdamı arttırmak çözümün temelidir. Görevimiz sağ politikaların tersine yoksulu yoksul bırakmak değil, yoksulluktan kurtulması için işsizliği ortadan kaldırıcı tedbirleri almaktır. En önemli çözüm budur!
|