ABD22 Şubat 2007 00:00

Büyükanıt'ın Amerika'daki Ayarı - Hüseyin Mümtaz

Büyükanıt'ın gezisi esnasında biz dört konunun altını çizmştik. 1. Devletin 1923'den beri karşı karşıya kaldığı tehdit.. Önceki yazılarda inceledik.. 2. Kuzey Iraklılarla görüşmeme. Yukarıda üzerinde durduk 3. İlginç bir zamanlamayla Putin'in konuşmasına yapılan dolaylı atıf. 4. Amerikalı çuwalcı generallere karşı sergilenen anlamsız “vefa borcu”.. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisrenovation vejle link renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Büyükanıt'ın Amerika'daki Ayarı

Hüseyin Mümtaz
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  22.02.2007
   
 

 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Amerika'da söylediklerini alt alta koyunca bayağı okkalı bir ayar yapıldığı görülüyor..

İster “ince” deyin, ister “derin” yahut isterseniz normal ve sâde bir rot-balans ayarı..

Algılama kabiliyetinize göre ayarın Amerika'ya mı yoksa iç politik çevrelere mi yapıldığı konusunda da kolaylıkla birden çok teori üretebilirsiniz..

Yalnız gezi'yi, gezi sırasında olanları ve konuşulanları doğru değerlendirebilmek için eş zamanlı olarak Türkiye'de neler olduğunu gözden kaçırmamak gerek.

15 Şubat, Öcalan'ın Kenya'da yakalandığı gündür.

Hakkâri-Mersin-İzmir-İstanbul hattında; “sokak”ta devletle hesaplaşmaya girilir. Öcalan posterleri, PKK bayrakları açılır, belediye otobüsleri yakılır, otomobiller tahrip edilir, kepenkler kapatılır. (Karadeniz'de ise hiçbir şey olmaz, günlük hayat normal devam eder..)

“B”-“Y”aygın basın, “İstanbul'da-Mersin'de Neler Oluyor?” manşetleri atmaz, bu illerin Vali ve Emniyet Müdürleri görevden alınmaz.

Erdoğan tam da o gün Türkmenistan'da “...Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt Hükümeti ile ilişkileri geliştirecek adımlar atılabilir..” mesajı verir.

Tam da “o gün”…

Ve bu sözler Iraklı Kürt gruplarında ânında büyük sevinç yaratır. Talabani'nin kurucusu olduğu Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) Türkiye Temsilcisi Behroz Galali, Erdoğan'ın sözlerini Talabani'ye ilettiğini belirterek, "Bu sözleri işitmekten çok memnun" der.

"Talabani ve Mesut Barzani'nin bu sözlere olumlu karşılık vereceğini düşünüyorum" ifadelerini kullanan Galali, yaptığı yazılı açıklamada da şu değerlendirmede bulunur:

"Bu mesaj ilişkilerimizi güçlendirme yönünde atılabilecek en faydalı adımdır. Türkiye bizim için Ortadoğu'da özellikle demokrasi adına örnek teşkil etmesi dolayısıyla çok önemli bir ülkedir. Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri, ilişkilerimizi güçlendirecek çok anlamlı bir mesajdır. Bizler bu coğrafyada yıllarca kardeş, akraba ve dost olarak bir arada yaşadık, yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz. Biz KYB ve Iraklı Kürtler olarak bu güzel mesaj için Sayın Başbakan'a çok teşekkür ediyoruz."

Aynı gün “Mesut Barzani'nin Haber Ajansı” şu haberi geçer;

“FEDERAL KURDISTAN BOLGE (FKB) BASKANLIGI'ndan TURKIYE BASBAKANI RECEP TAYYIP ERDOGAN'in ACIKLAMALARINA DAIR BEYANNAME 17-Feb-07 [17:13]

PNA- Federal Kurdistan Bolge (FKB) Başkanlığı Türkiye Başbakanı Recep Tayyib Erdoğan'ın açıklamalarına dair bir beyanname yayınlayarak ‘'Bölge başkanlığının açıklamalar karsısında memnuniyetini dile getirdiği'' ifade edildi. Beyannamede,‘'Biz Irak Kürdistan Bölgesi Başkanlığı olarak, Sayın Recep Tayyib Erdoğan'ın son zamanlarda yaptığı açıklamalarını olumlu karşılıyoruz'' denildi. Beyannamede, ‘'Eğer durum bu şekilde yürürse bundan memnun olacağız. Çünkü sonuçta bu çözüme kavuşturulmayan sorunların çözümü için temel olacak ve çözüm için bir yol olacak''

Kapının aralandığını gören Barzani de boş durmaz, pası yakalar ve devam eder;

"Türkiye ile her türlü konuyu konuşuyoruz. Türkiye'deki seçimleri Milliyetçilerin kazanması halinde fazla diyalog olmaz. AKP'nin kazanması durumunda ise diyaloga daha açık olunur..."

Fakat aynı tarihli Le Monde da ise, “ Kerkük'ün Kürdistan kenti olduğunu” tekrarlayarak sakalı da tamamen kaptırmak istemeyen Barzani'nin, ''Türkiye müdahale ederse çiçeklerle karşılamayız. Türkiye Irak'ın içişlerine karışma hususunda herhangi bir hakka sahip değil” dediği yer alır..

Bu işte bir acayiplik görmüyor musun ey okuyucu?

Barzani “milliyetçileri” istemiyor..

Milliyetçileri istemeyen Barzani Akepe'yi istyor.

Ne demek istiyor Barzani? Akepe milliyetçi değil mi? Peki neci? Akepe'den Barzaniye neden bir cevap yok?

Bitmedi..

Soroz da Akepe diyor.

Amerika da Akepe diyor.

İsrail de Akepe diyor.

AB de Akepe diyor.

Peki ey milliyetçiler..

Siz ne diyorsunuz?

Ya Kerkük?

Bir belediye başkanı, “Kerkük Kürt şehridir” diyor, Ahmet Türk; “Kerkük Kürt şehridir” diyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir “NEWROZ 2007” yazılı bir afişin önünde (Sabah. 20 Şubat 2007. Taşra baskısı. Sayfa 18) Nevruz Bayramı'nın sadece bir siyasi eğilimin değil, Diyarbakır'da yaşayan herkesin bayramı olduğunu söylüyor.

DTP İl Başkanı Hilmi Aydoğdu da, genel başkanlarının, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani, Irak Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesut Barzani'yi Diyarbakır'a davet edeceğini açıklıyor. Ermenice şarkılar çalınacağını ifade ediyor.

DTP İl Başkanı Hilmi Aydoğdu,

“Hem AB ile bütünleşme süreci, hem Ortadoğu ve özellikle Irak ile ilgili son haftalarda oluşan gerginlik politikalarının aşılması açısından Türkiye'nin Irak Kürtleri ile daha dostane, kardeşçe ve içine sindirebilir politikalar geliştirmesi açısından da nevruzu önemli bulduklarını”
anlatıyor.

Aydoğdu;

“Bazı siyasi parti temsilcilerinin Kuzey Irak'taki Kürt devlet adamlarına yönelik Kürt halkını rencide edecek, Kürt halkını aşağılayıcı ifadeler kullanmaları bizleri üzmüştür. Kürt siyasetçilerine ve devlet adamlarına gösterilecek saygı, Kürt halkına gösterilen saygı olacaktır. Onun için bütün politikacıların ve devlet adamlarının daha sağduyulu anlayış içerisinde Irak sorununa ve Kuzey Irak Kürtleri ile ilişkilere bu çerçevede bakmasının Türkiye'nin yararına, çıkarına olduğu, Türkiye'deki Kürtleri de kazanacak, Irak'taki Kürtleri de kazanacak politika oluşturulmasına herkesin çaba göstermesi gerekir”
diyor.

Aydoğdu “açılmışken”, hazır eli değmişken devam ediyor..

“Kerkük'e yapılan bir saldırıyı Diyarbakır'a yapılmış kabul ederiz. Kerkük'e yapılmak istenen müdahaleleri son derece akıl dışı, mantık dışı, bilim dışı olarak görüyoruz. Tarihi gerçekliği görmeyen ve onu tümden reddeden bir mantığın ürünü olarak görüyoruz. Elbette Kerkük bütün Kürtler açısından çok önemlidir. Kerkük, Kürtlerin kazanmış olduğu yeni statünün korunması ve kazanmış olduğu hakların korunması açısından çok stratejik bir öneme sahiptir. Kerkük referandumu, Kürtler açısından bir milat olacaktır”.

Peki “Nerde bu devlet?” sloganı sadece Alibeyköy deresi taşıp çevresindeki evleri basınca mı seslendirilir?

Diyarbakır'ın Avrupalı Valisi, Emniyet Müdürü bu lâfları duymaz mı?

Diyarbakır'da “garnizon” yok mu?

Tabii bu arada Öcalan'ın İmralı'da kitap yazdığını, “Medeniyetin Kökleri” adlı kitabının Klaus Happel tarafından İngilizce'ye çevrilip yine İngiltere'de Pluto Yayınevi tarafından bastırıldığını, tanıtımının Londra Gazeteciler Sendikası'nda yapıldığını, 25 sterlinden satışa çıkarılan kitabın ilk tanıtımının ise Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone'un Ocakta düzenlediği "Medeniyetler Çatışması" konulu toplantıda açılan bir standda yapılmış olduğunu, NUJ'da yapılan son tanıtım toplantısına İngiliz milletvekili Efyn Llywd'in de katılmış olduğunu biliyor muydun ey okuyucu?

Büyükanıt işte tam bu noktada, vaziyet ve manzara-i umumiye” bu merkezde iken taşı gediğine koymuş, pişmiş, pişirilmekte olan aşa su katmıştır..

“Kuzey Irak'taki gruplar: Her iki grup da PKK'ye destek veriyor. Bunu iyi biliyoruz. Ben siyasi olarak kimsenin iradesine ipotek koyacak değilim. Bu gruplarla görüşecek olanlar görüşür. Ancak ben PKK'ye destek verenle ne konuşacağım. Bunlara daha önce çok söyledik. PKK'ye destek vermeyin dedik. Ama örgütün C-4'lerini bile bunlar veriyor. Bu kadar basit” demiştir.

Tabii işin bir de perde arkası var..

Şu haber 20 Şubat 2007 tarihli Cumhuriyet'te yayınlanmıştır.

“Erdoğan'ın 'Kürt gruplarla görüşme' arayışının perde arkasından Washington yönetimi çıktı. AKP'yi ikna eden ABD.. Washington'ın, PKK'ye karşı askeri operasyon seçeneğini gündemine almaması, hatta Türkiye'ye "Kürt grupları muhatap alın" mesajını vermesi, Erdoğan'ı açılıma yöneltti. Kürt yönetiminin başbakanlık dış ilişkiler ofisinin sorumlusu Felah Mustafa'nın, diyaloğun başlaması için kesin takvim belirlenmediğini açıklaması, Kürtlerin bağımsız devlet gibi Türkiye ile muhatap olmak istediklerini gösterdi”.

Başbakanlıktan anında yalanlanan şu haberin de yayın tarihi 21 Şubat 2007'dir. (Cumhuriyet).

“ANKARA - Erdoğan'ın İstanbul Ofisi'nde bu ay başında gerçekleşen ve yaklaşık 40 dakika süren görüşmede Holbrooke, Erdoğan'a

"Irak'ın kuzeyinde Tayvan gibi bir devlet kurulsun"

önerisi getirdi. Bunun fiilen bir devlet olmasını ve Erdoğan'dan Türkiye'nin de bunu tanımasını isteyen Holbrooke, AKP'nin bölgesel Kürt yönetimi ile temas kurması gerektiği mesajını verdi. Erdoğan da bu görüşmenin ardından tartışmalı açılımın ilk sinyallerini verdi ve

"Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt hükümeti ile ilişkileri geliştirecek adımlar atılabilir. Yeter ki bu yakınlaşma huzur getirsin, olumlu gelişmelere yol açsın. Eğer atacağımız her adım bizim için huzur getirecekse, onlar için huzur getirecekse biz buna her zaman varız"

dedi. Erdoğan'ın bu açılımı neden yaptığı tartışılırken, Holbrooke'un Erdoğan'a yönelik telkinlerini, 9-11 Şubat tarihlerinde Münih'te düzenlenen Geleneksel Güvenlik Konferansı'nda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen 'e anlattığı ortaya çıktı.

Cumhuriyet 'in sorularını yanıtlayan Öymen,

"Başbakan'ın Kuzey Irak'taki Kürt liderlerle konuşuruz lafı nereden çıkıyor? Kimse bunu sormadı. Şimdiye kadar böyle bir şey söylemiyordu da şimdi mi söylüyor? Bu açıklamayı yapmadan birkaç gün önce ABD'nin eski dışişleri bakan yardımcılarından Richard Holbrooke, Erdoğan'ı ziyaret etti. Bunları konuşmak için gelmiş. Buradan da Kuzey Irak'a gitmiş. Erbil'de Barzani ile konuşmuş uzun uzun, beş saat konuşmuş. İki saat de Barzani'nin oğlu ile konuşmuş. Biz nereden biliyoruz bunu? Bize kendisi söyledi. Münih'te gördük kendisini"


dedi.

Öymen, Holbrooke'un, Erdoğan'a getirdiği önerileri kendilerine aktardığını belirtti ve şunları söyledi:

"Bize dedi ki, çıkış yolu şu: Kuzey Irak'ta, Tayvan gibi bir devlet kurulsun. Adı devlet olmasın, ama fiilen bir devlet olsun. Siz de bunu tanıyın. Şimdiden Türkiye'deki ve Kuzey Irak'taki liderler bir araya gelsin, toplansın, görüşsün. Kerkük referandumunun ertelenmesinin pek mümkün olmayacağı anlaşılıyor. Bunu da sineye çekin. Aynı şeyleri Başbakan'a da söylemiş. Ondan sonra Başbakan tam da bu lafların üzerine, kalkıp
'Kuzey Irak'taki liderler ile görüşürüz' diyor . ABD yönlendiriyor açıkçası. İşin esası bu. Öymen, Holbrooke'un Erdoğan ile görüşmesine ilişkin kendilerine verdiği bilgileri aktarırken -Orada fiili bir durum olduğunu, Türk şirketlerinin Kuzey Irak'ta iş yaptığını, bundan Kuzey Irak'ın kalkınmakta olduğunu, bölgede istikrarın olduğunu, Türkiye'nin bunu görüp sineye çekmesi gerektiğini, buna karşı çıkılamayacağını, ama en önemlisi, orada Tayvan gibi bir devletin oluşmakta olduğunu ve Türkiye'nin bunu kabul etmesi gerektiğini söylüyor- diye konuştu. Öymen, Holbrooke'un Erdoğan'a verdiği mesajları sıralarken, "... 'ama bunları yaparsanız' diyor, ' bu yolla ancak PKK'yi önleyebilirsiniz. Askeri müdahale olmaz. Siyasi çözüm budur' diyor" dedi. Sözlerini, -Siz Kuzey Irak'taki liderlerin devlet kurmasını sineye çekerseniz, onları muhatap alırsanız, Kerkük'ü de feda ederseniz, onlar da PKK'yi etkisiz kılmakta size yardımcı olurlar. Şu anda PKK'ye silah yardımı yaptıklarını söylemiyor. Onu da Büyükanıt söylüyor- şeklinde sürdüren Öymen, -Büyükanıt'ın bu söylediklerini Amerika bilmiyor mu? Amerika, Barzani'nin, Talabani 'nin PKK'ye silah, cephane ve patlayıcı yardımı yaptığını bile bile mi gidip görüşüyor onlarla?
Bush 'u ziyaret ediyor Barzani, üzerinde üniforma ile. Kim bu adam? PKK'ye silah yardımı yapan adam. Türkiye biliyor da Amerika bilmiyor mu? O koordinatörler, özel temsilciler bilmiyor mu bunu?

Yani Büyükanıt'ın söylediğini
Edip Başer gazeteden mi okudu? Başer bunu bile bile nasıl telkin edebildi ki; Kuzey Irak'taki liderlerle görüşülebilir, eğer Genelkurmay uygun görürse diye. Genelkurmay'ın uygun görmeyeceğini bilmiyor muydu? Genelkurmay ile görüşmüyor mu?- değerlendirmesini yaptı”.

Nasıl?

İyi mi?

“Vaziyet”in vahametini fark edebiliyor musun ey okuyucu?

Bush istedi diye Annan Planı için Annan'a, MGK'da kararlaştırılan “devlet politikası” dışında Davos'ta “hakem” rolü veriliyor; Holbrooke istedi diye de Kuzey Irak'taki “de facto” durum kabul edilip Tayvan modeli gündeme getiriliyor ve kabile reisleri ile görüşme gündeme geliyor..

Akepe'nin dış politikasının nerede ve kimlerle görüştükten sonra oluştuğu açık değil mi?

Artık bahse konu “ayar”ın bu noktada Amerika'ya mı yoksa Türkiye'ye mi yapıldığı hakkında istediğiniz kadar fikir jimnastiği yapabilirsiniz..

Ve duyduğumuza göre, Kuzeyli Kürtlerle “diyalog”, MGK'da görüşülmek üzere şimdilik “ertelenmiş”..

MGK'da konuşulup mutabık kalınılan kararlara, yukarıda bir nebze değinildiği gibi “çok”, “aynen” ve harfiyen uyuluyordu ya…

Zaten Büyükanıt'ın “Ben görüşmem” çıkışına, Gül ile beraber Amerika'dan da gecikmeden cevap geldi..

PKK konusunun ciddi bir mesele olduğunu kaydeden ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Casey, ABD'nin de buna ilişkin olarak Türk hükümeti ve içinde Irak'ın kuzey bölümünden yetkililerin de yer aldığı Irak hükümetiyle çalışmaya kararlı olduğunu söyledi.

Sözcü Casey, Kerkük konusunda ise bu kentte anayasa uyarınca bu yıl yapılması öngörülen referanduma Washington'un verdiği desteği yineledi.

Casey , "Biz, bu konuda en iyi yolun, Iraklıların kendi anayasalarında ortaya koydukları yükümlülüleri yerine getirmeleri olduğuna inanıyoruz" dedi ve ABD'nin Irak yasalarına göre barışçı bir çözüm görmek istediğini anlattı.

Casey, PKK konusunda Türkiye'nin kaygılarının hatırlatılması üzerine de Irak'ın komşularının, aralarında Kerkük'ün de bulunduğu çeşitli meselelere ilişkin endişeleri bulunduğunu kaydederek,

"Herkesi, Irak hükümetiyle çalışmaya ve ona destek vermeye teşvik etmek istiyoruz"

dedi.

Ha bu arada “AB'deki ulusal ve federal meclislerde bulunan 25 Türk kökenli milletvekiline”, Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Sever imzasıyla davet çıkarıldığını; bunlardan Feleknaz Uca, Gıyasettin sayan ve Evrim Baba'nın, “Dışişlerinin istemediği” kimseler olduğunun kulislere sızdığını da kaydedelim.

Büyükanıt'ın gezisi esnasında biz dört konunun altını çizmştik.

1. Devletin 1923'den beri karşı karşıya kaldığı tehdit.. Önceki yazılarda inceledik..

2. Kuzey Iraklılarla görüşmeme. Yukarıda üzerinde durduk

3. İlginç bir zamanlamayla Putin'in konuşmasına yapılan dolaylı atıf.

4. Amerikalı çuwalcı generallere karşı sergilenen anlamsız “vefa borcu”..

Sıra geldi Putin'e..

Bize göre Puin'in Münih Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasının “tam metin“ ve geziyle eşzamanlı olarak Genelkurmay'ın resmi internet sitesine konulması “ayar”ın boyutunun tahmin edilenden çok daha fazla olduğunu da düşündürmektedir...

1. Putin'in konuşması çok önemlidir,

2. Ama bu konuşmanın Türk Genelkurmay'ının sitesine tam metin halinde konulması, orijinal metne de link verilmesi daha önemlidir,

3.Bu konuşmanın siteye konulmasının, Büyükanıt'ın Amerika'ya gidişine denk getirilmesi ise daha da önemlidir.

Peki Putin satır başlarıyla ne demişti?

1) Tek kutuplu dünya düzeni ve ABD öncülüğündeki Batı politikalarını uygun bulmuyorum.

2) Tek merkezli bir gücün dünyayı yönetmesi çabası doğru olamaz.

3) Tek merkezli bir dünya demokrasi için de doğru bir algılama değildir.

4) Demokrasi, çoğunluğun isteklerinin azınlığın hakları ihlal edilmeden yerine getirilmesi olmalıdır.

5) Biz silahsızlanma konusunda şeffafız, ama ABD ve birçok ülkede bu şeffaflığı göremiyoruz.

6) Bize sürekli demokrasiyi öğretmeye çalışanlar, demokrasinin gereğini yerine getirmiyorlar.

7) ABD her şeyin üzerinde davranıyor.

8) ABD, ulusal güvenliği gerekçe göstererek ulusal sınırları tanımıyor. Bu büyük bir çatışma yaratıyor. Tek yönlü eylemler çatışmaları çözmüyor, aksine kötüleştiriyor.

9)Hiç kimse uluslararası hukuka saygı göstermiyor.

10) Hükümet dışı kuruluşlar (NGO) başka ülkelerin güdümünde faaliyet gösteriyorlar. Bu kabul edilemez. Rusya'da NGO'ları sıkı biçimde izletiyorum.

11) NATO bir dünya kurumu değildir.

12) Eğer İran'ın nükleer çalışmaları sorunsa, bu İsrail, Pakistan, Hindistan ve Kuzey Kore ile birlikte ele alınmalıdır. Kuzey Kore nükleer denemeyi yaptı bile.

13) ABD'nin, "önleyici müdahale" yaklaşımı ve uygulamasının doğru olmadığı ve çatışma alanlarını daha da artırdığı ortaya çıkmıştır.

İmzamızı atarız..

Putin konuşmasında ayrıca, NATO'nun genişlemesinden duyduğu rahatsızlığı da vurguladı. Varşova Paktı lağvedilirken, Rusya'ya kendi güvenliği açısından sözler verildiğini, ancak NATO'nun genişlemesi ile Batı'nın Rusya sınırına askeri güç yığdığının görüldüğünü vurguladı. NATO'nun, ülkelerin çoğunluğunun üye olduğu bir dünya kurumu olmadığını, bu nedenle bütün dünyayı temsil eden bir güç gibi davranamayacağını, uluslararası sorunların çözüleceği zeminin BM olduğu mesajını verdi.

Putin, ABD'nin BM'yi dikkate almadığını anımsatarak, Rusya'nın da gerekli gördüğünde -özellikle nükleer silah kullanımı konusunda- aynı yöntemi kullanabileceğini ima etti.
Putin, ABD'li senatörlerin Rusya'yı İran'ın nükleer çalışmalarını desteklemekle suçlamaları üzerine, Tahran'ın nükleer materyalleri Batı'dan satın aldığını belirtti.

“Tek efendi”, kural tanımaz, her yerde kendi kanunlarını uygulayan Amerika; NATO'nun giderek kuruluş amaçları dışında kullanılıyor hâle gelerek neredeyse Amerika'nın bir tür maşası görevini üstleniyor olması; ve NGO'lar benim için de son derece ciddi endişe kaynakları..

Soğuk savaş yıllarında bir “dehşet dengesi” vardı.

İki süper güç arasındaki bu dehşet dengesi, diğerinin aşırı adımlar atmasını engelliyordu, çatışmalar bölgesel kalıyordu.

Şimdi tek süper güç Amerika'dır ve bütün dünya Amerikan çıkarları için, Amerika'nın yürüttüğü bir savaşın harekât alanıdır.

Üstelik, soğuk savaş yıllarında Türkiye, tek sınırında komşusu olan süper güç Sovyetler Birliğini, okyanus ötesindeki diğer süper güç ile dengelemeye çalışıyordu.

Şimdi diğer süper güç tarafından tamamen kuşatılmıştır. Güneyde Amerika vardır, Balkanlar'da, Kafkaslar'da Amerika vardır..

İran'da yoktur ama, İran'ı “halletmek” için “stratejik ortak” yutturmacasıyla Türkiye'yi de bulaştırmak istemektedir..

Putin'in konuşmasının Türk Genelkurmayı'nın sitesinde yer alması; MGK'nın MGK olduğu zamanlardaki Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın yaptığı,

“Türkiye, Rusya ve İran'la da ilişkileri göz ardı etmemelidir”

yaklaşımının giderek Türk Genelkurmay'ında daha fazla yer bulduğunu, bu konuda masa başı çalışmalar, fikir jimnastikleri yapıldığını göstermektedir.

Katılıyoruz..

Putin'in konuşmasını ileride, bir başka yazıda tekrar inceleyeceğiz..

Büyükanıt'ın Amerika'da söylememesi, hiç değinmemesi gerektiğini düşündüğümüz konuları ise bu dizin son bölümünde yazacağız..

22 Şubat 2007

“57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA

57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA

57'İNCİ ALAY HERYERDE..

HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERİYİZ.”

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007