Siyaset20 Şubat 2007 00:00

Türk Silahlı Kuvvetleri, Dinamik Güçler ve de Kongo Demokratik Cumhuriyeti! - Neslihan Yalman/Ahmet Hilmi Balcı

Oyun, Hrant Dink cinayetiyle beraber hayli somutlaştı. Bu oyunun Türkiye aleyhine güçlü ve organize şekilde oynandığı; cinayetin işlendiği 19 Ocak 2007'nin sabahında ortaya çıkmıştı. Cinayetin işlendiği günün sabahı-5:00 civarları- TGRT'nin yayınladığı ve adını bilmediğimiz bir Azeri filminde, filmin kahramanı Gündüz'ün Dağlık-Karabağ'daki savaşımı veriliyordu. Buna paralel, TGRT Fox'un Samsun Emniyeti'nin çayhanesindeki görüntüleri ilk defa ifşa etmesi nedense iki olay arasında doğrudan bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsdiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnecleocin 150 mg read cleocin 300 mgcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Türk Silahlı Kuvvetleri, Dinamik Güçler ve de Kongo Demokratik Cumhuriyeti

Neslihan Yalman / Ahmet Hilmi Balcı
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  20.02.2007
   
 

Artık ses bayrağın değildir Türkçe
Yurdundur
Yurdun

Sunu/Hüseyin Ferhad

Birikim dergisinin ‘Devletin Cumhuriyet'i 75 Yaşında' özel sayısının(Kasım 1998, Sayı:115) editörel yazısında ‘Cumhuriyet, Türkiye'de başlı başına bir özne olan ‘devlet'tir.' gibi anlambilimsel olarak muğlak sayılabilecek bir ifade yer alır. Bu ibareden yola çıkarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin öznesinin de Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

Türkiye saatiyle 16 Şubat'ı 17 Şubat 2007'ye bağlayan gece, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın Washington'da yaptığı basın toplantısında belirttiklerine değinelim. Bu ifadeler Tezkereden Tezkere'ye Gerçekler kitabının yazarı Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli'nin belirttiği 2015, 2020 milatlarıyla oldukça ilintili gibi gözüküyor. Mahalli, Enver Aysever'le yaptığı röportajında(Remzi Kitabevi Kitap Gazetesi, Sayı:13, ss. 4-5) sorulan soruya karşılık şunu belirtiyordu. Aşağıda aynen alıntılıyoruz.

Enver Aysever: ‘‘2015'te Ermeni soykırımının Türkiye'ye kabul ettirileceğini, 2020'de de Kürdistan'ın resmen kurulacağını söylüyorsunuz…''

Hüsnü Mahalli: ‘‘Ben bunun %90 olacağına inanıyorum. % 100 demiyorum. Çünkü uluslararası politikada malzeme insan. İnsan dinamikleri cetvelle, üçgen, 60 derece açı gibi ölçülmez. Bayağı fire verir. Şu anda Kuzey Irak'taki ya da Türkiye'deki Kürt'lerden birden bire garip bir adam çıkar, yok kardeşim, ben Kürdüm, ben Müslüman'ım falan der ve tüm bu oyunu bozar.''

Yukarıdaki yanıtta geçen ‘insan dinamikleri' nin olasılık hesabı üzerine kurulduğu bir gerçek… Bu hesap Mahalli için K. Irak'taki iktidar kadrosuyla ilişkiliyken, Büyükanıt Paşa'nın basın toplantısında geçen bir ifade olasılığın Türkiye lehine dönüşmesi açısından büyük ipuçları taşıyor. Türkiye üzerine atılan zarlar, oyunun ülkenin lehine sürdüğünü söylememizi oldukça zorlaştırıyor. Oyun, Hrant Dink cinayetiyle beraber hayli somutlaştı. Bu oyunun Türkiye aleyhine güçlü ve organize şekilde oynandığı; cinayetin işlendiği 19 Ocak 2007'nin sabahında ortaya çıkmıştı. Cinayetin işlendiği günün sabahı-5:00 civarları- TGRT'nin yayınladığı ve adını bilmediğimiz bir Azeri filminde, filmin kahramanı Gündüz'ün Dağlık-Karabağ'daki savaşımı veriliyordu.

Buna paralel, TGRT Fox'un Samsun Emniyeti'nin çayhanesindeki görüntüleri ilk defa ifşa etmesi nedense iki olay arasında doğrudan bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Sabahın o erken saatinde filmi kimler seyretti? Böylesine tesadüflerin(!), RTÜK'ün Kurtlar Vadisi'ne olan ilginden daha az önemli tutulduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu filmin Ogün Samast tarafından izlenip izlenmediği bir sır… En azından, birileri tarafından araştırılmalı… Her şeye rağmen tesadüfler de, hayatın kendisine dahildir!..

Büyükanıt'ın basın toplantısında ‘dinamik güçler' kavramı, bir gazetecinin şimdiye kadar ‘zinde güçler kullanılıyordu, dinamik güçler mi ortaya çıktı' misali bir sorusuyla gündeme taşındı. Org. Yaşar Büyükanıt, bu soruya Türkiye'nin geleceği açısından son derece önemli bir yanıt verdi. Doğal bir şekilde, ‘zinde sözcüğü aklıma gelmedi, ağzımdan dinamik güçler çıkıverdi' dedi. Buradaki dinamik güçleri, TSK'nın yanında yer alan diğer güçler olarak sıralaması önemliydi. Bu dinamik güçleri, askerin ve polisinin yanında memuru, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencileri olarak sıraladı. Türk basının bu konuya belirtilen açıdan bakıp bakmadığı ikircikli… Türkiye devlet üniversitelerinin dinamik güçlerin sacayağından en önemlisi olduğunu ifadelendirirsek; Büyükanıt Paşa'nın ümidi kaybetmemek adına söyledikleri, Yalçın Küçük'ün Gizli Tarih 1' de(Salyangoz Yayınları, İstanbul, Haziran 2006, s. 17) yazdıklarıyla çelişmektedir:

Öğrencileri ve profesörleriyle beraber üniversite halkının sevişme ile bol ketçaplı bir macdonald hamburgerini dişleme arasında bir fark duymadıklarını biliyorum. Artık bu ülkede ‘‘her şey'' üniversite öğrencileri için, farksızlık eğrileri üzerindedir. Bir söğüt bedeni kadar idraksızdırlar; ülke, bağımsızlık, insan veya aşk ve onur kavramlarından yoksundurlar.

…Ne yazık ki ülke bölünmüştür ve bir avuç okumuş ile hiçbir titreşimi olmayan büyük bir sürü olarak ayrılmış haldeler. Ama barış içinde yaşıyorlar.

Görüleceği üzere, sosyal hakikati fark edebilen ve Türkiye'de ‘meczup profesör' hakaretiyle ırkçılık yapmakla suçlanan Küçük'ün ‘üniversite, hoca ve öğrenci' şeytan üçgeni hakkında yaptığı saptamaların, Büyükanıt Paşa tarafından okunmamış olması mümkün gözük meme ktedir. Dinamik güçler sıfatlandırmasının, cadı kazanının kaynadığı bu üçgenin içinde çalışması gerektiğini fark etmek gerekir. Uzun yıllar askeri liderlik konumunda bulunan bir komutanın o anda bilinçaltından gelmiş bile olsa; ‘dinamik güçler' terimini bu noktada dile getirmesi, 2015-2020 için ciddi bir askeri stratejik öngörüdür. Belirtilen öngörü, cadı kazanının altına odun atmanın ötesindedir. Odun atanların üniversitelerin bir kısım hocaları olduğunu imlersek; ateşi söndürme görevinin Org. Yaşar Büyükanıt'a düşmesi, Türkiye'nin içinde bulunduğu acıklı manzarayı gözler önüne sermektedir.

Bahsettiklerimiz aynı zamanda dilin gücünü bize gösteriyor. ‘Dinamik güçler' ibaresi, zihinlere (tek) alternatif program(lar) yüklemek anlamına da geliyor. Askerler stratejik düşünebilen zihinler oldukları için, alternatif programları görebilme kapasiteleri yüksektir. Herkesin sandığı üzere, sadece ellerinde silah olduğu ya da erkenden kalkıp radyoevine gittikleri için değil! Bununla ilişkili olarak, söz konusu basın toplantısında Büyükanıt'ın ‘Türkçe bayrağını açtığını' söylemesi ve TSK'nın yakın bir zaman içerisinde alt rütbelerden başlayarak Türkçe'nin doğru kullanılması üzerine yeniden bir yapılanmaya gitmesi de programlamanın özne kurumdan başlayacağının da tipik bir göstergesidir.

TSK'ya saldırmanın dayanılmaz hafifliği son zamanlarda (malum)basında popüler hale gelmiş durumda… Fakat; TSK'nın varlığına dair önemli uluslar arası nirengi noktaları aynı basın tarafından kasıtlı olarak görmezden geliniyor. Tersine, malum basından uzak olanlar dahi netliğini koruyamamaktadır.

Son zamanlarda tesadüf eseri, Kongo'yla(Kongo Demokratik Cumhuriyet'iyle) ilgili üç yazı yayımlandı. Birincisi, 29.01.2007 tarihli Evrensel gazetesinin 11.sayfasında yer alan ‘Kongo'da ‘yeni iç savaş' uyarısı' başlıklı haberiydi. Haberde; haritadan bulduğumuz ve Uganda sınırında bulunan BUNİA'da orduya yeni dahil olan 250 askerin, kadınlara tecavüz, dükkanları yağmalaması misali taşkınlıklar yapmasından bahsediliyordu. Haberin bir uluslararası yayından çevrilmiş olma olasılığı yüksekti. Ardından, Cumhuriyet'te 12 Şubat ve 14 Şubat 2007'de Mümtaz Soysal tarafından yazılan köşe yazılarına rastlayınca, Evrensel'in haberinin Türkiye'yle ilintisi ortaya çıkmış oldu.

Peki neydi bu ilinti?

Sömürgecilik lugatında eski adı ‘Belçika Kongosu' şeklinde geçen ülkenin, 1960'da bağımsız olduktan sonra Mobutu diktatörlüğünde ZAİRE diye adlandırılmasını şüphesiz ki çok az insan bilmektedir. Evrensel'in haberinde bahsi geçen hatalı askeri reformların ülkeyi nasıl iç savaşa sürükleyebileceğini Soysal'ın analizinde pek göremiyoruz. Yazıda ‘geçenlerde Aşağı Kongo'da çıkan olaylarda 125 kişinin ölmüş olduğunun' yazılması, bu olayların ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Bunia'da geçip geçmediğini bizlere açıkça göstermiyor. Ama, Mümtaz Soysal'ın ülkede yeni bir anayasa mahkemesi kurulması adına yapılan çalışmalar için başkent Kinshasa'ya gittiğini anlıyoruz. Yazarın,

‘Sömürge döneminden kalan, devletin kuruluşunda hiç payı olmayan eğitimsiz, disiplinsiz, donanımsız, düşük aylıklı, hatta bazen aylık bile alamayan bir ordu bu.'

dediği Kongo Demokratik Cumhuriyeti ordusunu TSK'yla karşılaştırdığı nokta son derece çarpıcı… Şu noktada; bu haber, değindiğimiz 2015-2020 perspektifini ve ‘dinamik güçlerin' bu perspektifteki rolünü-nihai olarak da Büyükanıt Paşa'nın öngörüsünü- doğrulayan nüveler taşımaktadır. Soysal'ın, Silahlı Kuvvetler'in süngüsünün düşürülmeye çalışılmasından bahsederek; bu olursa, Kıbrıs ve Güneydoğu'da ülkemizin başına içte ve dışta neler geleceğini sorması mühim görünüyor. Çözüm önerisi ekseninde Soysal; sömürgeciliğin olmadığı Osmanlı'nın Cumhuriyet'e bıraktığı mirasın eşiğinde, Kongo ordusunun yeniden yapılanmasında Ankara'nın uzatacağı elden bahsediyor. (Evrensel gazetesi bunu görmemiş olabilir. Ümidimiz, Yeni Şafak gazetesinin bunu görmesidir!)

Osmanlı'nın bıraktığı miras, Yalçın Küçük çalışmalarında önemsediği anlamda ‘emperyalist' değil, ‘emperyal' vizyondur!.. Ayrıntısına daha sonra da girebileceğimiz bir tezsiz yüksek lisans ödevinde, dildeki zamansal yapılarla siyasal vizyon arasında kolerasyon olup olmadığından bahsedilmiştir.

Belirtilen çalışmada, İngiliz dilinde bulunan ‘present perfect tense' zaman kipi çerçevesinde geçmişle ilişki kurmanın Türkçe dışındaki boyutlarından bahsedilmişti.

Belirtilen kip, sömürgeci/emperyalist devletlerde işlediği için,

geçmişle başlayıp şu ana kadar olan olaylar',
‘belirsiz geçmiş bir zamanda olan ve zamanı belirtilmeyen olaylar',
‘geçmişle başlayıp, etkisi şu an da devam eden olaylar'


biçiminde üçe ayrılıyor. Çalışmada, Türkiye'deki toplumsal hafıza zayıflığına da dokunuluyor. Soysal'ın ‘Metropol-koloni' ayrılığının olmadığını söylediği, yönetilenlerin Müslim-gayrimüslim biçiminde ayrıldığı bir ülkede gerçeklerin altının bir kez daha çizilmesi gerekiyor.

İngilizce'yle kurulan köksüz ilintinin ve çoğu noktalarda bu dille Türkçe'nin ikame edilme tehlikesinin, zihinleri kaplayan emperyalist bir virüsle ‘present perfect tense' çerçevesinde yayıldığını unutmamak gerekiyor.

‘Present perfect tense' kipinin karşılığının tam anlamıyla Türkçe'de bulunmuyor. Büyükanıt Paşa'nın ‘dinamik güçler' terimi, bozulmuş bir toplumsal yapıyı yeniden biçimlendirmek uğruna bilinçaltından geldiyse; 2.02.2007 tarihli Hürriyet gazetesinde öne çıkan TSK'yla ilgili bir haberde de buna dair derin ipuçları bulabiliriz. Haberde, Genelkurmay Başkanlığı'nın Atatürk'ün 125. doğum yılı nedeniyle internette yayınladığı sanal serginin 46 sayfalık kitapçığından bahsediliyordu.

Geçmişten Günümüze Türkiye Cumhuriyeti
başlıklı kitapçık, aslında Türkçe'de bulunmayan ve ‘present perfect tense' kipine denk düşen bir zihinsel tarihselliği sürüklendiriyordu.

Kitapçığın isminin İngilizce karşılığı Turkish Republic: Past and Present olarak lanse edilmişti. Bu isimlendiriliş, Türkçe başlığın çevirisiyle uyuşmuyordu. Bir yanlışlık, yanlış anlama sayılabilecek mevcut ayrıntı; ironik bir şekilde Türkçe'nin içerisinde geçmiş-şimdi etkileşiminin belki de gelecekle de kurulacak dil-dışı yapılarla Türkçe konuşan zihinlerde çalıştığını bize gösteriyor.

Alıntı yaptığımız çalışmada yazıldığı üzere; AB üyesi olan ve antlaşmalarda sembolik olarak hâlâ ‘krallık' ifadesini kullanan ve Hint-Avrupa dil ailesi mensubu olan birçok ülkenin dillerinde ‘present perfect tense' nosyonu bulunuyor.

Ayrıca; 14.02.2007 tarihli Cumhuriyet'te Güray Öz'ün ‘Avrupa'da Türkçeyi Savunmak' başlığıyla yazdığı yazıda, Alman politikacıların ne dediğinden bahsediliyor. Yazıda, Türklerden Türkçe konuşmakta ısrar eden bu yabancılar şeklinde bahsedilip, onların ‘asimile' edilmelerine çalışılıyor. Bunun yolu da, Türkçesizleştirilmek'ten geçiyor!..

Kongo Demokratik Cumhuriyet'inde 1960 öncesinde yaşanan Belçika ve 1. Dünya Savaşı sonunda Güneybatı Afrika'yı terk etmek zorunda kalan Alman sömürgecileri deneyimlerini anlamadan, AB'yi anlamanın mümkün olması muhtemel gözükmüyor.(Anlayışı öncelikle ‘dinamik güçlerden' bekliyoruz.) Buna karşılık, AB'yle alışveriş noktasında şimdiden hareketle Türkiye'nin kendi geleceğine dair şimdiki zamanı'nı üretmesi gerekiyor.

Üretimin yegane ateşleyiciyse, ‘dinamik güçlerin' oynanan oyunu bütünlüklü bir biçimde fark etmesidir.

TSK'nın üzerindeki yükün hafifletilmesi, mevcut ‘dinamik güçlerin' işbirliğinden geçmektedir. Sonuç itibariyle; Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin ordusunu yeniden ulus yapıcı ordu haline getirebilecek ve buraya anayasa mahkemesi kuracak bilgiyi aşılayacak insani iradenin geçmişle-ilahi mesuliyetle- buluşacağı nokta, Türkçe'nin şu anı 'nda gizlidir! Geleceğin bu kavşaktan geçtiğinin bilinciyle…

 

 



www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007